Arabuluculuk metoduna karşı yenik düşmek ve kendilerine, bu ikircikli ilişkiden başka bir alternatifin olmadığını öne sürmek işçinin dini haline geldi.

İşçiler sadece emek değil bahane de üretir hale geldiler fakat işçilerin arasında salt emek üreten hayatında bahaneye yer vermeyen gerçekçiliği benimsemiş ve kuşanmış bir şekilde olanlar da mevcut.

Gerçekçiliği kuşanmış olan işçiler için söylenecek çok şey vardır ve bunu bizzat işçiler söyleyecek. Bir makina haline gelmiş olan işçiler bahane üretip makinadan da öteye sıçrama yapmak istiyorlar bu kişiler için söyleyecek çok az şey vardır çünkü değersizdirler. BIRAKALIM DA ÖLÜLER KENDİ ÖLÜLERİNİ GÖMSÜNLER...
Bu işçiler yaşamları boyunca sosyalizmi duymamış sosyalistlerdir. Kriz derdine düşmüş burjuvazi, geçim derdine düşen işçilerden medet umuyor. Hem de içtenlikten yoksun söylevlerle işçi ile patron arasında barış sağlayacaklarmış.

Ekonomik krizin getirisi ile işçi giyotini baş göstermiş, hatta bunun daha kötü bir hal alacağı açık bir şekilde ortadayken patron ile işçi arasında uzlaşma arayışları sürrealizmden ibaret. Emekçileri bu krizden kurtaracak olan emekçilerdir. Başka bir kurtuluş aramak saflık ve akıl dışılıktır.

İşçiler, haklarını almak istediklerinde eyleme başlıyorlar ve bu eylem süresi boyunca kendi yoldaşlarından başka onlara destek veren olmadığını bizzat kendileri biliyorlar ya da öğreniyorlar. Bu eylem süresi boyunca onlara baskı uygulayan patronlar ve patronların iktidarı ile uzlaşmak mümkün değildir. Bu yüzden kendilerini patronlarının filantropluğuna bırakmak mümkün değildir. İşçilerin bir programa ve örgütlü bir mücadeleye ihtiyaçları olduğunu saydam bir şekilde gördük.

Asgari ücret ile geçinilemeyeceğini asgari ücreti belirleyenler de biliyor fakat Türkiye’deki işçiler yapılan çoğu haksızlığa boyun eğmiştir. Şu anda gündemdeki önemli konulardan kıdem tazminatı ve yersiz işçiler (türkiye vatandaşı olmayan ve mülteci konumundaki savaş mağduru işçiler) Türkiye’deki ekonomik krizin filizlenmiş halini temsil ediyorlar.

Yersiz işçiler Türkiye vatandaşı olmadıkları gerekçesiyle sigortasız ve hayvanlarmış muamelesi görüyorlar. Elbette patronlar savaşın insanları hayvan haline getirmesi durumundan oldukça memnunlar istedikleri işçinin sırtına biniyorlar.

Yerel işçinin ürettiği değer patronlara yüzde elli kar sağladıysa eğer, yersiz işçinin sağladığı kar yüzde yüzdür. Çünkü mülteci işçilerin tüm hakları gasp edilmiş durumda. Sadece yiyecek ve giyecek alabilecekleri ücretler karşılığında çalışıyorlar.

Yerel işçiler, “işçinin vatanı toprağı yoktur” deyip enternasyonal bir anlayışa sahip olsalar ve mülteci işçilere yapılan bu haksızlığı reddedip aynı yolun yolcusu olduklarını fark etseler şu an çok daha iyi şeyler konuşuyor olurduk. Fakat bu söylediklerimin tam aksine krizin mülteciler yüzünden kaynaklandığını söylüyorlar ve daha birçok musibetin kaynağı olarak yersiz işçileri hedef alan yerli işçilerin bu tutumları ile kendi kuyularını kendileri kazıyorlar. Eğer ki emekçiler din, dil, ırk gözetmeksizin birbirlerine sahip çıkarlarsa işte o zaman geriye sadece patronların işçilere vurdukları prangalar kalıyor. Bu prangaları paramparça etmek örgütlü bir mücadelenin zorunluluğunu dayatmış durumda. Üretenler hiçbir şey ile yetinmemelidir. Üretmek nasıl ki onlara mahsus ise yönetmek de üretenin en doğal hakkıdır ve tek yol emekçilerin iktidarlaşması, iktidarın emekçileşmesidir.
Kendi kendimizi kandırmayı bir tarafa bırakalım bahane üretmek değil, örgütlenmek tek amacımız haline gelmeli. Bundan başka kurtuluşumuz yok. Emekçi örgütlenmek istiyorsa örgütlenmek de emek istiyor.Bir koca çekice dönüşmek asıl hedefimiz. Kapitalizmi ya ezeceğiz ya da keseceğiz.