Çalışma şartları kötüleşiyor. Ya saatler artıyor ya da patron fazla mesai parası vermemek için vardiyalar değişiyor. Sendikalaşmak isteyen işçilerin önüne ilk engel yine kriz zamanı “fabrikayı kapatırım” tehdidi oluyor.

 

Bütün bunların üzerine bir de işçilerin deneyimsizliğini koyarsak hak kayıpları kaçınılmaz görünse de tek tek deneyimleri olmayan işçilere karşılık, 200 yıldan fazla birikmiş bir sınıf deneyimini görmezden gelmemek gerekir.

 

Patron sınıfı, işçilerin emeklerine el koyarak zenginleşir. Patronlar tarihi asalaklar olarak kendi düzenlerinin krizini de işçi sınıfına fatura ederler.

 

Ancak kriz anları patronlarında bir o kadar zayıf olduğu anlardır. Patron sınıfının tek dayanağı işçilerin kriz karşısında tek başına kalan işçinin çok çabuk pes edeceği fikridir. Fakat bir fabrikada işçiler bir arada durabilmenin, dayanışma içinde olabilmenin koşullarını yaratırsa patron sınıfının kriz karşısında daha kırılgan, daha zayıf olduğunu göreceğiz.

 

Kapitalizmin krizden dönüşü de kurtuluşu da yok. Öyle “krizin faturasını ödemeyeceğiz” zırvalamalarına girmeyeceğim. Krizi patronlardan önce işçiler fırsata dönüştürmek zorundadır. Bu sınıf savaşıdır. Patronla işçi arasında, ezenle ezilen arasındadır. Öncü işçiler, küçük burjuva sosyalistlerinin aksine kapitalizmin krizi derinleşsin ister. Çünkü kapitalizm gibi devletin, hükümetin tüm gücüne kendisini dayandırmış bir yapının ancak kriz anında geriletileceğini, yıkılacağını bilir.

 

İşçilerin politikleşmesi grev zamanlarında, sendikalaşma süreçlerinde olduğu gibi kriz zamanlarında da hızlanır. Seçimleri düşünün. Herkes gibi işçilerin fikirleri de ekonomik şartlar değiştikçe değişir.

 

Bunun koşulu krizin sonuçlarına şimdiden hazırlanmaktır. Sınıf içindeki ileri özneler derhal fabrikalarda, iş yerlerinde, çalışma alanlarında komitelerini kurmalıdır. Bunu gizlilik içinde sürdürmek zorundadır. 3 kişi, 5 kişi demeden her işçi etrafında güvenilir bir komite kurmalı ve fabrikasındaki, iş yerindeki gidişatı değerlendirmelidir.

 

Komiteler sendikaların başlangıcıdır. Hatta bir nevi elektrik devresindeki sigorta görevi görür. Elbette sendikalaşacağız ancak mevcut sendikaların hepsi kurtlar sofrasıdır. O sebeple hazır olmak zorundayız. Deneyimsiz işçiyi sendikanın ne zaman ve nasıl satacağını kestirmek zordur. Hele bir de sendikacı da deneyimsiz ise vay işçinin haline. Yine olan işçiye olacak demektir. Ancak işçilerin sendikadan bağımsız komitesi olursa sendikacı bir yanlış yapmaya kalktığı an gerekirse işçilerin sendikayı da yönlendirebilme imkanı yaratır. İşçi, sendikanın satması durumunda hazırlıksız yakalanmaz. Hızla müdahale edebilir.

 

Dünya kapitalizmi ölmek üzere. Türkiye’de de kapitalizmin karşısına işçi sınıfı dikilecek. Patron sınıfı ile işçi sınıfı arasında süregelen bu mücadelede kriz derinleştikçe ilerleme, sıçrama hatta kazanma fırsatımız çoğalmaktadır. Zaman kaybetme lüksümüz yok. Üretenlerin örgütlü gücünü ortaya çıkartmak, günümüz işçi sınıfının bu deneyimi kazanmasını sağlamak zorundayız.