Türkiye’de artan işsizlik oranlarına göre yüzde 14’ün üzerine çıkmış durumda. Tüm zamanların neredeyse en yüksek rakamlarına ulaşmış durumdayız. Sürekli girdiğimiz seçimler, rant, başarısız olmaya mahkum ekonomik politikalar, siyasi kriz ve sürekli olarak bir avuç insanı memnun etme derdi bu rakamı daha da yükseltiyor ve ekonomik krizi daha da derinleştiriyor.

Fakat gel gör ki her konuda millici olan AKP üretime yönelmediği gibi bütün kamu fabrikalarını da sattı. Şimdi daha da azgınlaşan hırslarıyla gözlerini işçilerin kıdem tazminatı hakkına dikmiş durumda.

Damat beyin ballandıra ballandıra büyülü sözlerle güzellemeye çalıştığı kıdem tazminatı, BES reform paketi esasında onların ne kadar aciz, çaresiz, güçsüz kaldıklarının, köşeye sıkıştıklarının göstergesidir. Bugün girdikleri kriz ve borç sarmalını kapatmak için işçilerin kapısına dayanıp esasen kıdem tazminatını dileniyorlar.

Fakat bunları dilenirken büyülü sözler kullanıyorlar, saklamaya çalışıyorlar kendilerini gizliyorlar açık açık ekranlarda dile getiremiyorlar. Nereden çıkarıyorum bunu? TOBB toplantısında Rıfat Hisarcıklıoğlu’nun işçi alacaklarında zaman aşımını 5 yıldan 1 yıla düşmesini isteyen açıklamasına Erdoğan’ın “Bunlar burada konuşulacak şeyler değil” demesinden…

Erdoğan ve sermaye sıkışmış durumdadır. Dün işçiye “Ananı da al git” diyebilen Erdoğan artık öyle konuşamıyor. “Bunlar burada konuşulacak şeyler değil.” diyebiliyor ancak.

Bazı muhalif kesimlerde şöyle bir kanı dolaşıyor maalesef: “İşçi sınıfı hiçbir şeyden haberdar değil, hiçbir şeye ses çıkarmıyor, kıdem tazminatının gasp edilmesine de ses etmeyecek.” Fakat artık işlerin ve işçilerin öyle olmadığını görüyoruz.

Bugün işçiler 3. hava alanında, Flormar’da, Aliağa’da, Başakşehir şehir hastanesinde direndi. Kale Kayış fabrikasında sendikalı olmak istedi, örgütlendi. Öyle birilerinin dediği gibi yerinde oturmuyor. Kıdem tazminatı için de örgütlü gücünü kullanarak direnecek. Elbette işler çocuk oyuncağı gibi kolay olmayacak. İşçiler zorlanacak, belki düşüp tekrar kalkacak ama “Kıdem tazminatımız gasp edilemez, damarıma basma” diyecek.

Çünkü artık işçi sınıfının kıdem tazminatından başka kaybedeceği bir şey yoktur fakat onlar kaybederse saraylarında, yalılarında, yatlarında aç kalırlar. Bütün şatafatları, perdeleri iner. Çünkü onlar üretmeyi bilmiyorlar, emek vermeyi bilmiyorlar. Onların bildiği tek bir şey vardır o da işçilerin emeğine el koymaktır.

İşte görüyoruz kıdem tazminatımıza göz dikmiş fakat bunu tatlı dille bize yutturmaya çalışıyorlar. İşçiler bu tatlı dilli yılana kanmayacak. Şunu iyi biliyoruz ki emekçilerin örgütlü gücü karşısında kimse kıdem tazminatına dokunamaz.