Patron sınıfı da iflasın eşiğinde olduğunun farkında. Krizin önüne geçmenin yolarını arıyorlar fakat üstesinden gelemiyorlar. Eskisi kadar kar elde edemiyorlar. Ekonomiye dair tek programları bizim kazancımıza daha fazla nasıl el koyacakları üzerine.

 

Asgari ücrete zam yapıldı fakat enflasyonla çoktan eridi gitti. Doların artışıyla alım gücümüz günden güne düşüyor. Maaşların zamanında yatırılmaması, işsiz kalma korkusu bizi her gün sarıyor. Çalışma koşullarımız daha da kötüye gidiyor. Fazla mesai yapıyoruz, 10 saatten fazla çalışıyoruz ancak aldığımız para asgari ücretin üzerine çıkmıyor. Arkadaşlarımızla, ailemizle sosyal bir yaşam süremiyoruz.

 

İşten çıkarmalar artıyor, iş bulmak zorlaşıyor. İş stresi her an üzerimizde. Bizden hep daha fazla üretmemiz isteniyor, patronun karına daha fazla kar katmamız isteniyor ancak bir eldiven bile almayı masraflı buluyorlar. Yoğun çalışma temposu ve geçim derdi üzerine bir de patronla işbirliği yapan iş güvenlik uzmanları eklenince hatalı üretimin ve hatta yaralanmaların önü açılıyor. Hatalı üretimde fatura derhal bize kesiliyor. Patron hemen işçiyi toplayıp “Ömrümü yediniz.” diye azarlamaya başlıyor. Birimiz yaralandığında ise hastanede ifade vermememiz için peşimizden ayrılmıyorlar. Asıl ömrü yenilen biziz, üretenler.

 

Krizin karşısında tek kurtuluşumuz birlikteliğimizden doğacak örgütlü gücümüzdür. Bu sömürü düzenini değiştirebiliriz. Yumruğumuzla, fikirlerimizle, emeğimizle son sözü biz söyleyeceğiz.