Kapitalizmin en zayıfladığı dönemlerdir krizler. Ancak bu zayıflık hak gasplarının daha saldırgan biçimde ortaya çıkmasını engellemez. Patron sınıfının zayıflığı işçi sınıfının örgütlü gücü karşısındadır. Bu örgütlü gücü ise hala ortaya koyabilmiş değiliz. Sendikalar ise hala “iş barışı” söylemi etrafında pasif geçirdikleri yılları anmaktadırlar.

“İş barışı” kavramı sendikal bürokrasinin patron sınıfına karşı zararsız görünme çabasından doğar. Gelin görün ki kriz zamanlarında bürokrat sendikacıların güvenli limanı olan “iş barışı” bizzat patronlar ve hükümet tarafından bozulur. Oysa iş barışı hiçbir zaman olmamıştır ve olmayacaktır. Krizin en büyük sınıfsal katkısı, işçilerle patronların asla barışamayacakları gerçeğini ortaya çıkarmasındandır. Bu önemli sınıfsal gelişimdir.

Kapitalizmi yıkmanın yolu onun krizlerini fırsata çevirebilmekten geçer. Sosyalistler kriz zamanlarını iyi gözlemlemelidir. İçinden geçtiğimiz süreçte oligarşinin iki odağı hükümet ve patronlar da kavga halinde. Sürekli olarak ya birbirlerini suçluyorlar ya da kameraların önünde birbirlerini tehdit ediyorlar. Kapitalizmin zayıflığı buradan beslenir.

İşçiler, ekonomik taleplerini doğru ve eksiksiz bir şekilde dillendirdikçe iktidarla burjuvazi arasındaki çatlak da genişler.

Kapitalizm kendi mezar kazıcısı olan işçi sınıfını yarattı. Kapitalistler hem fabrikalarda işçileri kitlesel sömürü düzeni içine hapsederek zenginliklerine zenginlik katarlar hem de işsizliği koruyarak çalışanların yedek ordusunu hazır tutarlar. Ayrıca emeği toplumsallaştırarak üretici güçlerin sayılarındaki artış kontrol edemedikleri şekilde büyütürler.

Öncü işçilerin bu aşamadaki görevleri oldukça önemlidir.

Kapitalizmin yarattığı sınıfsal çelişkilerin gizlediği tüm sömürü biçimlerini ortaya çıkarmak, işçileri sömüren, yoksullaştıran bu düzenden çıkış yolunu işçi sınıfı içinde bunun propaganda etmek başlıca görevimizdir. Öncelikle işçi sınıfının güncel sorunlarını incelemeli ve sınıfsal çıkarlarını doğru saptamalıyız. Bu, iş yerlerinde ortaya çıkan sömürü biçimlerini ve işçilerin sömürü karşısındaki tutumlarını gözlemekle mümkündür.

Bu süreçte işçi sınıfının ileri özneleriyle düzenli bağlarımızı geliştirmek zorundayız. Emek verenlerin bulunduğu her noktadan raporlar gelmelidir. Öncü işçiler, düzenli bağlarının bulunduğu her ileri öznenin iş yerinden rapor vermesini örgütlemelidir. İşçi sınıfının örgütlü gücü ancak bu bilinçle donanmış işçilerle oluşturulabilir.

Daima kriz yaratan bu düzene el koymak için, öncü işçiler daima ileri!