Ağır çalışma koşullarına rağmen en temel güvenlik malzemeleri olan maske, eldiven, baret gibi önlemleri bile karşılamayan iş yerleri, fabrikalar hala mevcut ve sayıları kriz ilerledikçe artıyor. Temin eden de en ucuz, yetersiz malzemeleri işçiye dayatıyor. Aldıkları maske zararlı gazlara karşı korumuyor, eldiven hemen yırtılıyor, baretin en dayanıksızı temin ediliyor. Şu an içinde olduğumuz bu kötü gidişatta her gün “Acaba üzerimize yük düşecek mi, kolum makineye sıkışacak mı, hangi meslek hastalığına yakalanacağım?” diye düşünüyoruz.

Bizlere iş güvenliği dersi veren orta sınıf bozuntuları iş yerlerinde meydana gelen kazaların denetimsizlikten olduğunu söylemek yerine %90’ının bizim hatamız olduğunu söylüyor.

Normal çalışma süresi 8 saatten 10 saate çıkarılan sistemde çalışan biziz. 12 saat çalıştırılıp fazla mesai parasını alamayan biziz. Hızlı çalışması gereken biziz. Her an başımıza gelecek kötü şeyleri düşünen biziz. Geçim derdi yaşayan, geçinemeyen biziz. Peki hata niye bizim olsun?

Bizleri sağlığımızdan, güvenliğimizden uzaklaştıran patronların kar hırsıdır. İş güvenliği uzmanları da sadece kendi ceplerini düşünmektedirler.

Her gün üretim içerisinde olan biri olarak söylemek isterim ki krizle birlikte ağırlaşan çalışma koşulları artık bizi sağlıklı kalma ya da hayatta kalma mücadelesine itiyor. Sigortasız işçi çalıştıran, çocuk işçi çalıştıran onlar. Her gün bizlere bağıran, hakaretler yağdıran onlar. Resmi çalışma saatini lağvedip 10-12 saat çalıştırıp, bize hala asgari ücret veren onlar. Karlarına kar katan onlar. Vergi kaçıran, fatura ödemeyen onlar. Ama iş yerinde biz olumsuzluk olduğunda parası kesilen biziz.

Aynı düzen kar hırsı yüzünden Soma’da 301 işçiyi ölüme atmıştı. Alınmayan önlemlerin, kurulmayan hayat odalarının üzeri kader, fıtrat denilerek örtülmeye çalışıldı. Son olarak da 301 işçinin ölümünden sorumlu olanlar serbest bırakıldı.

Bunun yanında bugün Kale Kayış fabrikasında çalışan işçiler ağır koşullara karşı örnek bir mücadele sergilemekteler. Sendikalı olup kazalara davetiye çıkaran ağır koşullara karşı gelmekteler. Hayatta kalmak için sendikalı olmak istiyorlar.

Biz patronlara değil, patronlar bize muhtaçtır. Çünkü hayatı biz var ediyoruz. Biz çalışıyoruz, biz üretiyoruz. Tek çözüm örgütlenmektir. Kötü çalışma koşullarına karşı ve bize ölümü reva görenlere karşı örgütlenelim ve bu düzeni değiştirelim. Adil bir hayatı birlikte üretelim, her gün ürettiğimiz gibi.