Tüm bu konuların yanında seçim sürecinde ve sonrasında yaşanan sendikal hareketler de çok konuşuldu. Güncel durumda bu sendikal hareketlerle ilgili ise sendika değiştirme, el değiştiren belediyelerde zoraki istifalar, grevler ve toplu iş sözleşmeleri gündemde.

Mevcut kapitalist sistemde belediyeler bir kamu hizmet aracı olarak görülmekten ziyade düzen partileri tarafından ele geçirilecek bir şirket ve rant kapısı olarak görülüyor. Seçim süreçleri sınıf hareketlenmeleri açısından son derece önemli dönüm noktalarından biridir. Bu belediyeyi bir kamu hizmet aracı olarak görmekten çok bir şirket ve rant kapısı olarak gören düzen partileri için önemli olduğu kadar belediyelerde çalışan işçiler için de önemlidir.

Seçim süreçleri işçi sınıfının hak kazanımları için önemli alanlar olarak görülmeli ve bu yönde mücadele etmesi elzem görülmeli aksi takdirde işçilerin haklarında geriye doğru gidişatlar olabilir.

Bu noktada son yerel seçimler de belediyelerde çalışan işçilere haklarını ve hakları için nasıl mücadele edeceklerini öğrenecekleri imkanlar sunmuştur. Bu seçimlerde de pek çok belediyede sendikal hareketlenmeler olmuş pek çok belediyedeki işçi sendikaları grev kararı almış, iş bırakma eylemi düzenlemiş veya toplu iş sözleşmesi (TİS) yapmış veya görüşmeler devam etmektedir.

Buraya kadar ki süreç artısıyla eksisiyle devam etmekte ancak pek çok belediyede sendikaların veya sendikacıların çeşitli çelişkileriyle veya yanlış bir mücadele biçimiyle karşılaşmaktayız. İktidar tarafından desteklenmekten başka hiçbir sendikal mahareti olmayan bir sendikanın değişik kurgular peşinde olduğunu pek çok haberde görüyoruz. Altına pahalı, lüks arabalar çeken mi dersiniz, akrabalarını sendika içinde varis kılan mı dersiniz, patronla veya başkanla el altından iş birliği yapan mı dersiniz… Pek çok örneği var bunun.

Hadi bu iktidar yanlısı sendika, normaldir. Peki sözüm ona mücadeleci gelenekten gelen sendikalara ne demeli? Belediyelerdeki bu sendikalar hiçbir örgütlenmeye emek vermeden sadece belediyelerde değişen partiyle birlikte, o partinin boyunduruğu altında asalaklık yapan sendikalardır. Al birini vur ötekine.

Bu tip “Dostlar alışverişte görsün” sendikacılar Seçimden hemen önce Şişli Belediyesi’nde, son olarak da Kadıköy Belediyesi’nde göz önüne çıktılar. Sosyal demokrat sayılan belediyede altı aydır süren toplu iş sözleşmesi (TİS) görüşmelerinin olumsuz sonuçlanması üzerine sendikaya üye işçiler grev kararı astı. İşçiler, asgari ücrete yapılan zam farklarını, çalışma saatlerinin eşitlenmesini ve yeterli yemek ücreti istiyor. Yani insanca bir ücret ve insanca bir çalışma ortamı istiyor. Seçimler gelmiş geçmiş bir anlaşma sağlanmamış daha. Fakat çok sosyal demokrat belediye başkanı işçilerin taleplerini derhal kabul etmek yerine gidip basın açıklamasına katılıyor ve işçilere grev kararının hayırlı olmasını diliyor. Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu…

Burada yazdıklarımla maksadım bir bütün olarak sendikayı, sendikalaşmayı ya da hak mücadelesini kötülemek, olumsuz göstermek değil elbette. Ancak bu tür durumlarla karşılaştığı takdirde buradaki sendikalı işçilerin bunun önlenmesi için neler yapması ve nasıl bir mücadele taktiği benimsemesi gerekir bunu konuşabilmesidir.

İşçiyi üretici bir güç olarak değil de iktidar olabilmenin, milletvekili olabilmenin bir aracı olarak gören veya halkımız arasında sıkça kullanılan bir yere kapak atmak, koltuk kapmak için işçi sınıfını kendine değnek olarak gören bu şahısları, bu sözüm ona belediye başkanlarını işçi sınıfı unutmamalı ve bunlara fırsat vermemelidir. İktidara gelmeden önce işçi sınıfına şirin gözüken sendikal mücadelelerle yan yana duran bu tür belediye başkanları ve sendikacılar seçimden sonra hemen ortadan kaybolmakta veya sendikal mücadeleyi söndürmeye çalışmaktadır.

İşte böyle durumların yaşanmaması için de işçilerin bunlara hazırlıklı olması ve ipi her zaman elinde sağlam tutması, bunlara mahal vermemesi gerekir. Bu sınıf düşmanlarına karşı işçi sınıfı sürekli teyakkuz halinde bulunmalı, hak arama mücadelesini sadece sendikacıya, başkana bırakmamalı, gerektiğinde bunlara baskı uygulamalı ve hakkını kendi bileğinin gücüyle almalıdır. Bu onun eğitim ve tecrübesi açısından ve sonra ki kuşaklara aktarması açısından da çok önemlidir sendikal hakları için de çok önemlidir.

İşçiler sadece aidat veren değildir. İşçiler artık ana rahmindeki cenin de değildir. Korunup, kollanması gerekmez. Bu tip asalak sendikacılar ve tutarsız sosyal demokratlar gölge etmesin, yolunu kapamasın yeter. İşçi sınıfı patronlara karşı yürüttüğü savaşımda muhataptır. Bu sebeple işçiler sendikaları yönetmeyi, yöneltmeyi her zaman görev bilmelidir. Sendikanın izleyeceği taktiğe müdahale etmeli, yanlış kararları düzelttirmeli, sendikal mücadelede söz sahibi olmalı ve kendi sözlerini, fikirlerini söyleyebilmelidir. Kendi göbek bağını kendisi kesmelidir.