Tüpraş patronu ve işçiler arasında yürütülen toplu iş sözleşmesi Yüksek Hakem Kurulu (YHK) tarafından patron lehine karara bağlandı. Yaklaşık beş aydır devam eden Toplu İş Sözleşmesi (TİS) görüşmeleri Koç Holding’in dalavereleriyle tıkanmıştı. Sonrası Yüksek Hakem Kurulu’na götürülen görüşmeler işçilerin hakkının gaspıyla sonuçlandı. 

Bağlanan sözleşme ile 2 yıllık sözleşme süresi 3 yıla çıkarıldı, vardiya sistemi değiştirildi ve ücret zammı Koç Holding’in önerdiği yüzde 10’luk zammın da altında yüzde 6 olarak belirlendi. Böylece YHK işçilerin hakkını bizzat kendisi gasp etti ve patroncu olduğunu bir kez daha kanıtladı. 

Sermaye sınıfı ekonomik krizi  kendine bir fırsata çevirmenin çabası içinde. Sermayedarlar bütün devlet kurumlarını yandaşı haline getirdi. Emekçilerin en ufak bir hak mücadelesinde devlet kurumlarını araya sokup her türlü hakkı gasp ediyor. İşte son örneği karşımızda, Tüpraş emekçileri.

Tüpraş’ta devletin de desteğiyle Koç Holding kazanmıştır. Ancak işçi sınıfının kazanacağı bir dünya vardır. Yarın da işçi sınıfının kazanmasını istiyorsak elbette bu süreçlerden ders çıkarmalıyız.Tüpraş mücadelesi neden kaybedildi? Sendikanın etkisine ne oldu? Neden greve çıkılmadı? Yani kısaca nerede hata yapıldı? Bunları inceleyelim.

Tüpraş, Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu’nda grev yasağı bulunan işkolunda faaliyet göstermektedir. Nedeniyse enerji iş kolu olduğu için grev milli güvenlik sorunuymuş. Eğer grev yapmak bir milli güvenlik sorunu ise oradaki işçinin de hakkını alamaması ne sorunudur? İşçinin elinden kof bir nedenle en önemli mücadele aracı olan grev hakkı alınmış ve grev yasaklı işlerle eli kolu eli kolu bağlanmıştır. Grev yasağı diye bişey olamaz. Burada başta iş yasası işçinin aleyhine. Bu mücadelede her işçinin en başta aklında kalması gereken bir durumdur bu.

Bir diğeri işçilerin çıkarları doğrultusunda kurulan sendikaların koltuk kavgalarına sahne olmasıdır. Bazı sendikacıların işçilerin hakkını kendi koltuk sevdalarına alet ediyor olması bu mücadelelerin kaybedilmesinin temel nedenlerindendir. Sendikaların kongresi uğruna hiçbir işçinin ekmeğiyle oynanamaz. O sendika orada işçi için vardır ve o sendika fabrikadan aidat alıyorsa sendikacı maaş alıp karnını doyuruyorsa o işçiler sayesindedir. 

Tüpraş’ta  üzerinde durulması gereken bir konuda kimi sendikacıların sürekli uzlaşma diyerek sadece masa başı çalışma çabasıdır. Petrol-İş genel başkanı sürekli olarak “ben diyalogla çözerim, uzlaşma yaparız” diyerek sürekli işçiyi oyalamıştır. Hatta mücadeleci, öncü işçileri ve sendikacıları suçlamış, eylem yapanların müzakereleri tehlikeye attığını söyleyip durmuştur. 

Sermaye ile işçi arasında masa başında uzlaşma olamaz. Mücadele ve eylemle ancak sorunun çözüleceğini bilinçli biri iyi bilir. Buna rağmen güya bu alanda uzman sendikacı hala patronla masa başı uzlaşmanın peşinde ise ya sendikacılığın ne olduğunu bilmiyordur ya da patronla işbirliği içindedir herhalde. Patronla işbirliği yapıyorsa zaten köküne kibrit suyu  dökmek elzemdir. Yok eğer sendikacılığı bilmiyorsa koltuğu işgal etmesinin de manası yoktur. Öncü işçiler ve mücadeleci sendikacılar onların hakkından gelir elbet.

Bugün mücadelelerimizde eğer ki ders çıkaracaksak işte bunlar bizim ayağımıza prangadır. Ve yarın ki mücadelelerimizde eğer ki kazanmak istiyorsak prangalarımızdan kurtulmalıyız. Sarı sendikalardan, bürokrat sendikacılardan kurtulmalıyız. İşçi düşmanı yasalara, patroncu devlet kurumlarına dikkat etmeliyiz. Nice direniş ve mücadele bizi karşılayacak, nice Tüpraşlar göreceğiz. Bu prangalarımızdan kurtulup mutlaka biz kazanacağız.