Ülkemizde yapılan reformların hangisi emekçilerin yararına yapılmıştır ya da emekçiler ekonomi politik kararlara katılım göstermeden kendilerini politik bilinçten yoksun kılarak burjuvazinin yani serbest piyasa savunucularının iktidarını sarsmadan emekçiler bir kazanım elde edebilirler mi?

O halde tüm  açıklığıyla söyleyebiliriz ki  demokratların ağzına yapışan reformlar burjuvazinin yararına, proletaryanın zararınadır. İşçiler kendilerini bir demokrat parti ile sınırlamamalı  gözlerini iktidara çevirmelidir. Madem ki reformcu demokratlar bir uzlaşma arıyorlar bu ancak iktidar ile patronlar arasında olabilir.

Okyanusta yaşayan canlılar ile karada yaşayan canlılar arasında bir uzlaşma yapmak hüsrana yol açacaktır. Karada yaşayan okyanusa girince boğulacak ve aynı şekilde okyanusta yaşayan karaya çıkınca kendi sonunu hazırlamış olacak. Gökyüzünde yaşayan demokratlar işte bunu göremiyorlar onların gördüğü tek şey kucaklaşmak  sevgiden geberene kadar kucaklaşmak.

Nasıl oluyor da var olmasının tek sebebi ürettiği değer olan emekçi ile var olmasının tek sebebi üretim araçlarına el koymak olan burjuvaziyi aynı çatı altına koyuyorsunuz?

Nasıl oluyor da işsiz kalmamak için her türlü eziyete ve sömürüye göz yuman, geçimini sağlamak için gece-gündüz çalışan, hayatta yaptığı tek şey yemek yemek ve çalışmak olan biri ile hiç çalışmak zorunda kalmamış birini aynı çatı altına koyuyorsunuz?

Bu fantazmagorik (var olmadığı halde varmış gibi davranmak) tutum burjuvazinin siyasal hedefinin bir uzlaşma değil (çünkü kendi de biliyor uzlaşma olamayacağını) aksine gücüne güç katmak için ihtiyaç duyduğu işçilerin beklentilerini dile getirmek, fakat pratikte tek bir adım atmamak olduğunu tarih bize defalarca kanıtladı.

Şimdi tekrar gözlerimizin içine baka baka yalan söylüyorlar hem de hiç usanmadan. Tekrar tekrar yaptıkları tek şey aldatmak ve yalan söylemek.

Kim için, ne için üretim?

Madem ki işçiler her şeyi üretiyorlar o halde neden her şeyi tüketmek, hatta her şey bir yana çok azına bile razı gelmişken proletarya bunu da elde etmek için canla başla mücadele veriyor çok azını bile tüketmekten mahrum bırakılan işçiler kim için üretiyorlar?

Serbest piyasa sistemi kimin doyduğuyla, kimin aç kaldığıyla ilgilenmez. Onun ilgilendiği tek şey el koyacağı artı değerdir. Üretilen artı değer sabit sermayenin küreselleşmesi için ve sermayenin büyümesi içindir. Fakat artı değeri üreten sabit sermaye değil hareket halindeki işgücü yani işçinin emeğinin sömürüsüdür.

İşçinin emeğini sömürmek çoğu kişi için ahlaksızlık veya vicdansızlık olarak kabul edilse de aynı şey sömüren için geçerli değildir.

O büyümek ve saltanatını sürdürmek için sömürmek zorundadır. Serbest piyasada onu ayakta tutacak tek etken budur. Sömürmekten vazgeçmek aynı zaman da çökmek anlamına geliyor. Kapitalist sistem diyor ki sermaye sahibine; “ya sömüren olacaksın ya da sömürülen.”

Emekçi ürettiğini tüketmek istiyor ve üretilen değere karşılık emeğinin karşılığını almak istiyor. Aynı zamanda köle olmadığını, yeryüzünde onun için de bir şeylerin olması gerektiğini yani dünyaya ait hissetmek ve bundan nasiplenmek istiyor.

Gördüğünüz gibi sistemi iyileştiremezsiniz çünkü sadece bazı yerleri çürümüş olan bir şeyi iyileştirmek mümkün olabilir. Fakat tamamen hastalıktan oluşan bir sistemi yok etmekten başka çare yok. 

“Kapitalizmi yok etmemiz gerekiyor” diye bir söz kullanmıyoruz. Bizim söylediğimiz şey “kapitalizmi yok etmek zorundayız.” Ya biz onu yok edeceğiz ya da o bizi yok edecek. Başka türlüsü düşünülemez.

Sürekli olarak halkın kurtarıcısı diye tanıtılan  birilerini sahaya sürmek salt halkın kendi kendini kurtarması bilincine ket vurmaktan ibarettir. Uzlaşma yok, mücadele var. Sınıf mücadelesi. Kendi kaderimizi kendi ellerimize alacağız.

Bu ne zaman olacak sorusuna verilecek cevap çok basit. Tek bir vücud olduğumuzun farkına vardığımızda.

Şu anda hiçbir şey gibiyiz ama yakında her şey olacağız...