Soğuk, sıcak demeden 4 aydır devam eden Kale Kayış direnişi sonunda sendikal bürokrasiye yenildi. Direnişi bırakmaktan başka seçenek sunulmayan işçiler patronun iki dudağı arasına mahkum edildi.

Patron tarafından sunulan teklif işçilerin kıdem ve ihbar tazminatlarının verilmesinden ibaret. Ayrıca bu teklif sendikanın da işçiye dayattığı tek seçenek. İşçilerin tek duygusu ise “Bu işten yakamızı kurtaralım” seviyesine gelmiş durumda.

Sendikacıların ilk günlerinde çantada keklik olarak gördüğü Kale Kayış’taki sendikalaşma mücadelesinin 4 ayda nasıl tersine döndüğünü inceleyelim.

Öncelikle Kale Kayış işçilerinin örgütlenmesi tamamlanmadan alelacele dışarı çıkarıldıkları çok açık. Sebebi ise Petrol-İş Sendikası’nın Genel Kurulu yaklaşması. Tüm şubeler temelde sendika seçimlerine hazırlanıyor.

Hem kendilerini mücadele alanlarında göstermek istiyor hem de iş yerlerini örgütleyip delegelerini çoğaltmak istiyor. Dostlar alışverişte görsün. Çünkü koltuklarını sağlamlaştırmalılar. Kale Kayış işçisi delege yarışına, koltuk sevdasına kurban edildi.

Tabii ki burada sendikacıların manipülasyonu önemli etken. Diyorlar ki “işçi kendisi fabrikadan çıkmaya karar verdi.”

Kimse kimseyi kandırmasın. Bu hareketin yöneteni sendikadır. İşçiyi hiç bir karar mekanizmasına katmayıp sendikanın yanlış kararlarını işçiye seçeneksiz sunup sonra da işçiler karar verdi demek ağır bir yalandır.

İlk günlerde işçilere “Kale Kayış’a girmemiz 2 hafta sürer, bekleyin” diyen sendikacılar işçiye umut satmıştır. Mücadelenin gerçekliğini anlatmak, göstermek yerine sadece umutlarını beslemiştir. 

Umut önemlidir, inanmak önemlidir ancak beklemek bu mücadelenin neresindedir? 

Petrol-İş, Kale Kayış’ta mücadeleci gelenekten vazgeçip bürokratik görüşmeleri tercih etti. İşçiler 4 aydır sendikanın “çok önemli görüşmelerini” beklemek zorunda bırakıldı. 4 aydır sadece bekletilen işçiler şimdi de “bari tazminatlarımızı kurtaralım” diye beklemeye başladılar.

Sendika patron karşısında sadece parasına güvenmiştir. Bunun sebebi sendikaların ve sendikacıların patronlar gibi yaşamasıdır. Parasıyla her şeyi yapabileceğini zanneden sendikacılar işçiyi eylemden vazgeçirdi. 4 ay sonra da “artık paramız kalmadı” diyorlar.

Hergün bir eylem yapacakları yerde sadece beklediler, işçiyi oyaladılar. Bunu patron bile bu kadar beceremezdi. O yüzden bu durumu sendikacıların acemiliği ya da deneyimsizliği olarak değerlendiremeyiz. Eylemden vazgeçen sendika, işçiden de vazgeçmiş demektir.

Petrol İş’in bu tutumu sebebiyle sendikaya yabancı olan Silivri’de çalışan, yaşayan işçilerin sendikalaşma umutları şimdiden sekteye uğradı. 

Yani Petrol-İş sadece Kale Kayış’ta başarısız olmadı. Aynı zamanda silivri fabrika havzasında kötü şartlarda çalışan işçilerin gelecekteki mücadelelerinin önüne de engel çekti.

Zaten işçiler sendikal mücadeleye girişirken pek çok kesim tarafından vazgeçirilmeye çalışılıyor. Hem de sadece patron tarafından değil, arkadaşlarından tutun akrabalarına, eşlerinden çocuklarına kadar geniş bir kesim “senin ne işin var böyle işlerde” denilerek engellenmeye çalışılıyor.

Petrol İş’in yarattığı bu olumsuz deneyim şimdi tüm havzada yayılacak ve sendikalaşma mücadelelerinin önündeki engel olacak.

Gelinen son aşamada direnişin en başındaki örgütlenmede zayıflıklar ve taktiksel hatalar işçiye fatura edilerek sendika sorumluluktan kaçmaktadır. Ancak sendikanın unuttuğu bir şey var: Direniş öğretir. 

Sonuçları kötü de olsa Kale Kayış işçisi sendikacılara koşulsuz güvenilmeyeceğini öğrendi. Kendilerinin söz hakkı olmadığı yerde sendikacıların işçileri her an satabileceğini öğrendi. 

Eğer işçi sınıfı toplamda bu tür deneyimleri biriktirmeyi de öğrenirse artık gözünü, sendikaların yönetimlerine de ülkenin yönetimine de dikebilir.