Paris sokaklarında başlayan yangın büyüyor. Etraf alabildiğince insan dolu. Binlerce işçi ve öğrenci bir arada. Tarihler 9 Mart’ı gösteriyor. Sözde sosyalist Hollande hükümetinin yasa değişikliği teklifi bugün mecliste görüşülecek. Aynı anlarda sendikal kaynakların yaptığı açıklamalara göre 500 bin insan sokaklarda. Kitlelerin sokaklara birikme süreci ise bir hayli çetrefilli.

Aslına bakılırsa her şey Çalışma Bakanı Myriam El Khomri’nin yine kendi adıyla anılmaya başlayacak olan ve 9 Mart’ta görüşülmeye başlaması öngörülen iş yasası metninin basına sızması ile başladı.

Basına sızan bu yeni yasa ise işçilerin nice mücadelelerde ödediği bedeller sonucu kazanılmış hakları bir anda ellerinden almak üzere kurulmuş.

Artık mevcut çalışma kanununda yer alan değişik türden ücretli izin olanakları patronun keyfine emanet edilecek, böylelikle işten çıkarılmalar da çok daha kolay hale gelecek.

Bunun dışında mevcut çalışma kanununda ilk sekiz saat için yüzde 25, sonrası için ise yüzde 50 oranında olan fazla mesai ücretinin yüzde 10’a sabitlenmesini öngören yeni iş yasası, patronların çalışma kanununa uyma zorunluluğunu dahi ortadan kaldıracak. Kıdem tazminatına getirilen bir üst limit ise cabası.

Savaşın çıkarı hep burjuvazinin lehine

Avrupa’nın göbeğinde bile bombalar patlarken, mülteciler akın akın Avrupa’ya gitmek isterken bu yeni iş yasası da neyin nesi?

Doğru açıdan bakılırsa; faşizmin ve etnisitenin yükselmesi, artan saldırganlık, işte patronlar için tam da uygun zaman. Sınıf bilincinin zayıflığının sezildiği, hatta kokusunun alındığı anda ortaya “çaatt” diye yeni bir yasa önerisi düşüyor. Zamanlama ise oldukça manidar.

Kitleler hazırdı ama gel gör ki ekonomizm...

Yasaya karşı ilk hareketlenmeler başladığında ise çoğu sendika eylem çağrısını dahi gereksiz buldu. Neymiş efendim 31 Mart tarihli bir eylem ve öncesinde toplantı yapılabilirmiş. Yasanın mecliste görüşülmesinden 5 hafta sonrasına yapılan çağrıdan netice beklemek patronların “Bu işçilere bu kadar yüklenmemek gerekiyor” deyip insafa gelmelerini beklemek kadar sonuçsuz.

Peki neden sendikalar bu kadar geride durdu? Doğruyu söylemek gerekirse sendikalar Hollande hükümetinin zayıflaması durumunda sağ kanadın güçlenip iktidarı almasından çekiniyor. Bu da onları pasifizme doğru sürüklüyor. Peki ama kötünün iyisiyle yetinmek neden? Sorunları çözmek yerine hasıraltı etmek...

Bereket Goodyear işçilerinin başını çektiği CGT Amiens örgütü 9 Mart için eylem çağrısında bulundu da refleks bir eylem çağrısı büyümeye başladı. Aynı gün Facebook üzerinden başlatılan ve -sendika konfederasyonları katılsa da katılmasa da- 9 Mart’ta, yani yasanın görüşüleceği günde yürüyüşler düzenleme çağrısının yapıldığı sayfaya binlerce kişi eyleme katılacağını belirterek destek verdi.

İnternet üzerinden imzaya açılan “İş yasasına hayır” başlıklı bir imza metni ise, sadece iki günde 300.000 imza topladı. 

Üniversite gençliği yeniden sahnede: Bundan daha iyisini hak ediyoruz!

Bugünkü eylem için önceki haftalarda, birçok üniversitede öğrenciler eylemi daha iyi örgütleyebilmek için “meclis”ler kurdu. Öğrencilerin desteği ise yabana atılmayacak şekilde direnişi pek çok yere sıçrattı.

Özellikle Paris 8 Üniversitesi’nden 700 öğrencinin katılımıyla gerçekleşen meclis toplantısı, okulun tarihinde görülmüş en kitlesel etkinliklerden biri oldu. Gerçi 68 kuşağının öncü konumunda olan Paris 8’lilerin  geçmişte işçilerle aynı kortejden yürüdükleri göz önüne alındığında bu duruma da fazla şaşmamalı.

Bugün burada yaşanan en ilginç olaysa hiç şüphesiz yasanın öncüsü iktidardaki Sosyalist Parti’nin gençlik örgütü olan “Jeunes Socialistes” in (Genç Sosyalistler) eyleme destek vermesidir.

Kendi tabanlarının dahi kabul etmediği bu yasaya karşı binlerce insan sokaklarda. Ve insanlar hep bir ağızdan haykırıyor “OnVautMieuxQueÇa” (Bundan daha iyisini hak ediyoruz)!

9 Mart’tan sonra yaşananlara dair..

İşçi ve öğrencilerin büyük bir gövde gösterisi ile sonuçlanan 9 Mart eylemlerinin beklenenin oldukça üstünde olması, patronları ve hükümeti oldukça korkutmuş olacak ki tüm baskı organları ile halka saldırmaya başlanıldı.

Direnişin 2. haftasında, yürüyüşlere birçok şehirde polis saldırdı. Henüz hiçbir eylem gerçekleşmemişken , 16 Mart’ta Paris 1, Paris 6, Caen, ENS ve Lyon 2 üniversiteleri kapatıldı. Lyon 2 Üniversitesi’nde öğrenci meclisinin toplantısına saldıran polis, gözaltına aldığı bir öğrenciyi salondan sürükleyerek götürdü.

Paris, Marsilya, Strazburg, Metz, Rennes ve Toulouse şehirlerinde polis saldırıları neticesinde çok sayıda öğrenci ve işçi gözaltına alındı.

Polisin uyguladığı bu orantısız güç ve saldırılara karşı öğrenciler boş durmadı elbette. Öğrenciler Paris 1, Paris 8, Rennes 2, Toulouse, SciencePo ve Strazburg üniversitelerinde işgal eylemleri gerçekleştirdi.

Öğrencilerin baskılar karşısındaki bu kararlı duruşu, liman işçilerini ateşledi, demek bu noktada doğru bir tespit olacaktır.

Fransa’nın en önemli liman kentlerinden biri olan Le Havre’da iki bin liman işçisinin katılımıyla gerçekleşen eylemlerde şehirde yaşam durdu. Paris’te ise aynı gün Bergson Lisesi önünde kalabalık bir polis grubunun saldırısına uğrayan bir lise öğrencisinin yerde yatarken defalarca coplandığı görüntüler, polis şiddetinin sembolü oldu. Bergson lisesinde bunların yaşanması liselileri de harekete geçirdi. Liselerin de işgal edileceğinden korkan hükümet 31 Mart günü tüm liseleri tatil etti. Tüm bunlar yaşanırken demiryolu işçileri kendi genel meclislerini kurdu.

31 Mart günü yapılan eylemlere katılımın büyüklüğü eylem çağrısında bulunmayı dahi erteleten sendikaların gözbebeklerinin büyümesine yol açtı, dense yeridir. (Sendikacılar bu söylediğime alınabilir).

“Hava soğuk hava berbat patronlarda kabahat”

Neticede 1.200.000 kişi sokaklara indi. Söylediğim gibi, yağmur şiddetle yağmaya devam ediyor. Ancak bu durum insanları geri çekilmeye itmedi. Çünkü insanlar sloganlarına “Il fait moche, il fait froid, c'est la faute au patronat!” (Hava soğuk, hava berbat, patronlarda kabahat!) sloganını ekleyerek ısınma yolunu tercih ediyor. Dahası eylemler bir avuç insanın yaşadığı kasabalara kadar ilerledi.

Ancak bu kadarıyla da kalmayacak gibi görünüyor. Nede olsa bu topraklarda başlayan her direniş dünyanın başka bir yerinde büyüyerek sınırları, tarihleri değiştirdi. Bu nesnellik üzerine düşünüldüğünde Hollande hükümetinin renkten renge girdiğini hayal etmek zor değil.

İnsanlar, sosyalist geçinen Hollande’ın tarihin her döneminde olduğu gibi neoliberal politikalarla sağ partilere yakınlığının farkında. Öğrencilerin başı çektiği bu büyük direniş, her geçen gün büyümeye ve Holllande hükümetinin korkulu rüyası olmaya devam ediyor. Şimdilerde ise Fransa sokaklarında bir hayalet dolaşıyor “C’est tous ensemble qu’on va gagner!” (Hep beraber kazanacağız!).


Merve Asya / Anadolu Üniversitesi