Ülkenin batısında yaşayan zararsız bir sosyal demokrat olduğunuz için işin ucunun size dokunmayacağını düşünmek, siz vejetaryensiniz diye boğanın size vurmayacağına inanmak gibidir. Siz ne kadar doğru bir şey yaparsanız yapın, kaçış yoktur, o boğa size vuracaktır. Çünkü o karşısındakini ayırt etme yoluna başvurmaz onun için tek bir kriter vardır, kendi cinsinden olmayan, kendisine benzemeyen hedefi alaşağı etmek.

Bugün CHP’ye alınan cephe için belki böyle bir açıklama getirilebilir. Yaşananlar ortada, tek bir farklı görüşe, düşünceye tahammül yok. Yalnızca AKP’nin kendisine tehlike olarak gördüğü kesimler üzerindeki tasnif, yaşananların akışını değiştiriyor.

Öğrenmek için tıklayınız: Siz kaçıncı dereceden teröristsiniz?

Şöyle söyleyeyim, çıkan bir yangında yaralılar nasıl yanık derecelerine göre ayrılır, nasıl aciliyet sırasına göre tedavi uygulanırsa, AKP’nin de halka bakış açısı ve saldırma önceliği bu şekildedir.

Tıp bilimine göre Ahmet Bey’in yarası 3. dereceden Deniz Hanım’ın yarası 1 dereceden yanıkken, AKP açısından bakıldığında Ahmet Bey level atlayarak 1. dereceden terörist olabilir. Aynı durum geldiği etnik yapı ve dünya görüşüne göre Deniz Hanımı da etkileyecek ve onu listede daha geri sıralara bile atabilecektir.

1 Kasım geçti ama film daha bitmedi

Dönemsel açıdan bir değerlendirme yaptığımızda, tüm bu savaşın, baskıların, sindirme politikalarının  1 Kasım seçimlerinden sonra gerçekleştiği, bir korku filminin başlangıcı gibi herkes tarafından görülüyor. Hayaletin nasıl hortladığı biliniyor fakat film henüz bitmedi. Çünkü ona karşı direnen ve mücadele edenler var, filmin akışını değiştirmek de yine onlara düşüyor.

Yenilgi ve sonrasında gelişen intikam hırsı, aslına bakılırsa bu durum tüm diktatörler için gereklilik arz eder. Ayakta kalabilmek için yok etmelidir, ve AKP’de etmektedir.

İşe öncelikle en kolay ötekileştirebileceği kesimden başlanıldı. Ne de olsa Kürtlerin terörizm açısından tarihsel bir birikimi vardı değil mi? Ardından baş düşman sosyalistler geliyordu elbette. Bunlar zaten en başından beri başları ezilmesi gereken fakat  Kürtlerden sıra gelmeyen kısımdı ki, imkan olduğunda hepsini bir arada yok etme yoluna itinayla başvurulmalıydı. Listenin büyük çoğunluğu bunlarla doldurulduktan sonra geriye ne kalıyordu? Demokratlar mı? AKP’ye göre daha laik ve ileri düşünenler? CHP’liler mi? Yok artık canım habbeyi de kubbe yapmaya gerek yok bu kadar. Sahiden öylemi?

Farklı düşünenlerin imzaladığı tek bir bildiriye, tek bir gazete haberine tahammülü olmayanların CHP’ye tahammülü olabileceğini düşünmek nasıl mümkün olur? CHP’nin çocukların tecavüze uğramasına bile söz söylemesine müsaade edildi mi? Konu bu kadar aşikarken, savunulası tek bir yanı dahi yokken CHP’nin yakasına yapışılmadı mı? CHP’nin bunu anlaması için illa tüm süreci yeniden yaşaması mı gerekiyor. Çünkü terörist olma sırası çok yakında kendisine de gelecek. Belki de geldi bile.

AKP nezdinde AKP’li olmayan herkes terörist. Herkese saldırmak, savaş açmak meşru. Yalnız birileri hariç. Çünkü onlara ihtiyacı var. Onlarla olan tarihsel birlikteliğinin farkında.

MHP ile kol kola dolaşması elbette bu yüzden. Amasız düşünerek neticeye baktığımızda ülkenin yarısından fazlasının oyunu alabilmiş, yenilgiyle sonuçlanan bir seçimden sonra dahi yeniden iktidara gelebilmiş bir parti dahi ittifak kurması gerektiğinin farkında. Kanla kurduğu bu korku iktidarının başına çökmemesi için kendisine en yakın olanla sırt sırta verdi bile.

Peki ama azınlık ne durumda? Meclisteki bu AKP-MHP dayanışmasına karşı omuz omuza durulabilindi mi? Yoksa diğerine göre daha az terörist olan meclisten atılma sırasını mı bekleyecek?

 

“CHP’liler bize de mi?” diyerek hiç burun kıvırmasın evet size de. Ses çıkarmazsak apolitiğe de, nihiliste de hepimize. Hastalık ortada ilaçsa yine hastada. Sonuç olarak kabullenilmesi gereken ise, AKP karanlığına karşı ülkenin tüm teröristlerinin  birleşmek zorunda olduğu gerçeğidir.