Güne patlayan bombalarla uyanmaya, ölü sayarak bitirmeye alıştık.

Sınırımıza, illerimize ‘düşen’ havan topları, mermiler günlük hayatımızın rutini.

Ülkenin doğusunda, iktidarın bizzat faili olarak sürdürdüğü savaş, ülke sınırlarında tetiklediği, beslediği, tırlar dolusu mühimmat gönderdiği savaş.

Gözünüzün alabildiğine kötülük.

Her gün şiddetini arttırarak, boyut değiştirerek çıkıyor karşımıza. Düne kadar gizli olanlar artık aleni. Dün IŞİD‘e asla yardım etmemiş idik, bu gün etsek ne etmesek ne!

Kötülüğün faili çok arsız.  At onun, meydan zaten onun. Karşısında duracak hiç kimse yok, durması muhtemel olan mercileri de tanımıyor. Ama çirkin hesaplarında çok yanılıyorlar. Tüm bunlar sanrıları. İşin aslı böyle değildir. Karşısına çıkacak bir halk vardır. Israrla iradesine vurgu yaptığı işine gelmediği zaman ise yok saydığı. Kilis bu gün, bunun en net örneğidir. Yüzde 65 oranında AKP’ye oy veren Kilis halkı yine AKP’ye sesleniyor: Ey milli iradenin muhatabı, neredesiniz?

Yoklar.

Buhar oldular.

IŞİD’ i görmüyorlar. AKP’ye ve AKP zihniyetine göre oralar bombalanmıyor da zaten, oraya bombalar ‘düşüyor’. Zira yerçekimi var.

Yer çekimi olduğu için düşmüyor bombalar. Kötülüğün yasası bu olduğu için düşüyor. Kötülük ve kötüler sahibine sadık şeyler değil ki. Silahı satıp ölümlerden para kazananlar aynı silahla öldürülme tehlikesiyle karşı karşıyadır her vakit.

AKP’nin IŞİD ile arasındaki ilişki bu gün budur. Beslediği yılan ayağına dolanıyor.

IŞİD olanca vandallığıyla Türkiye sınırındaki köyleri ele geçirdiğini söylüyor. Diyor ki; çanlar çalıyor, yaklaşıyoruz.

AKP başka yöne bakıyor.

Bu durumdan rahatsız mı o da belli değil. Zira yok ortada.

Ülkedeki diğer gelişmelerle paralel bakıldığında bu durumdan memnun olması bile mümkün. Gayeleri bir Ortadoğu ülkesi olmak. Bu yüzden meclis başkanı laiklik konusunda kişisel fikirlerini beyan ediyor. Bu yüzden kadınların dişleriyle, tırnaklarıyla kazandıkları hakların karşısında 8 Mart yasaklanıyor. 1 Mayıs mı yaklaşıyor, emekçiler eylem mi yapacak, barikatlar kuruluyor. Bu yüzden çağın en temel talepleri, gerekleri gereksiz sayılıyor. Çünkü bu çağ demokrasi çağıdır, diktatörler gömmüştür bu çağ.

Ortaçağ’a dönsek mesela, AKP’de bir bayram havası!

Dönebiliyor muyuz, ne mümkün!

Öyleyse Ortadoğu’ya! Zalime ve zulme nispeten daha geniş bir alan sağlar Ortadoğu. Dünya’nın çok az yerinde Ortadoğu’daki yapışır diktatörler koltuğa.

Bunu hesaplıyor, bunu görüyorlar.

Ancak biraz daha dikkatli baksalar o diktatörlerin de devrildiğini, baki kalmadığını görecekler.

Fatmanur Güler / Selçuk Üniversitesi