Yıllardır kadına ve çocuğa yönelik şiddet haberleri önümüze servis ediliyor. Bizden bu olaylara alışmamız tepkisiz kalmamız bekleniyor. Onların beklediğinin aksine biz gençler olarak sorunu görüyor, soruna odaklanıyoruz.

Israrla yok sayılmaya çalışılsa da kadınlar da sorunların farkında. Toplumda aksayan her noktada ve elbette kadına yönelik suçlarda sorunu net bir şekilde ortaya koyup mücadele ediyorlar.

Olağan süreç de budur. Sorun oluşur, tespit edilir, mücadelesi verilir.

Kötü olan, yanlış olan bu gibi konularda göreceli değildir. Şiddet kötüdür ve bunun tartışılacak bir yanı yoktur. Toplumda böyle bir sorun yer edinmişse yok edilmeye çalışılır. İktidar sahipleri, vicdan sahipleri ve sorunun özneleri bu yok ediş sürecini birlikte yürütür. Ancak şu günlerde işler böyle ilerlemiyor. Gerçi bizde işler genel olarak böyle ilerlemiyor.

Sorun ortaya çıkıyor ve üstü kapatılmaya çalışılıyor. Kadın cinayetleri yoktur, algıda seçicilik vardır deniliyor. Ülkenin doğusunda savaş yoktur, terörle mücadele vardır deniliyor. Basına müdahale yoktur, devlet sırlarını saklama vardır deniliyor. Deniliyor da deniliyor. Son olarak çocuk istismarı vardır ancak bir kereden bir şey olmaz deniliyor. Sorunlar birey bazındadır, toplumsal değildir deniliyor.

Ayan beyan olanı balçıkla sıvamaya çalışıyorlar

Süreci takip eden bizler ise her istismar vakasında tekrar şaşırıyoruz. İstismarın bu boyutlara ulaşmasına ayrı, faillerin rahatlığına ve pişkinliğine ayrı, ülkeyi en iyi şekilde yönetmekle yükümlü olanların umursamazlığına ayrı. Zira bu durum asla normal değildir, kabul edilemez.

Şaşılacak ve reddedilecek tüm noktaları tek tek ele almalıyız.

İstismar vakaları neden artıyor?

Failler neden bu kadar rahat?

AKP nasıl bu kadar umursamaz?

Biraz durup düşününce cevapları bulmak hiç zor değil.

Artış var çünkü iktidar önüne geçmek için hiçbir şekilde çaba sarf etmiyor. Failler bu kadar rahat çünkü arkalarında duran, neredeyse sırtlarını sıvazlayan bir iktidar, bir bakanlık, onlarca siyasetçi var. AKP umursamıyor çünkü işin ucu kendisine dokunuyor.

Dindar nesil yetiştirmek adına her yeri vakıflarla, güya eğitim yuvalarıyla doldurdular. Adım başı imam-hatipler. Anaokullarında bile değerler eğitimi gibi adlarla diyanet görevlileri. Bu görevlilerin, vakıf ‘ağabeylerinin-ablalarının’ ne yaptığı hiç önemli değil. Ulvi amaçlarına duraksamadan ilerlesinler de.  Arada çocukların istismarına göz yumulabilir.

Çocuklarımız, kardeşlerimiz onlar için ancak zayiattır ve bu olağandır. Koskoca bir nesli dizayn etmek istiyorlar. Ufak pürüzler onları engellememelidir.

Ucu AKP’ye varan tek nokta bu da değil. Kendilerinin ve yardakçılarının okullarının-yurtlarının dışındaki veriler de dehşet verici. Bunlar da AKP’den bağımsız değil. AKP’li sıfatını taşıyan neredeyse tüm siyasiler kadın-erkek eşitliğine dair beyin yakan fikirlerini dile getirdiler. Her kelimeleriyle, açıklamalarıyla gelenekçiliği yücelttiler.

Kadına sıfatlar yükleyip, yer biçip durdular. İstisnasız her açıklamaları ‘erkek sadece erkek olduğu için her şeyi yapabilir’e çıktı. Bu söylemlerin etkisinden çocuklar da kaçamadı. Son olarak Karaman davası da potansiyel tacizciler ve hali hazırdaki tacizciler için umut verici oldu. Gördüler ki güçlüysen ne ile itham edildiğinin, neyin faili olduğunun önemi yok.

Karaman davasında  Ensar’ı yargılamayarak bunu ilan ettiler aslında. Tacizci öğretmenin ağız dolusu ile 500 yıl almış olması bunu değiştirmez. Bu güne kadar dilleri ile vermiş oldukları mesajı somutlamış oldular. Sonuçlarını çok hızlı gözlemlemeye başladık.

Neredeyse tüm hareket alanlarında türlü şekillerle baskılanan kadınların ve çocukların susacaklarını umuyorlar. Babanın kızına, hocanın öğrencisine, imamın çocuklara tacizi budur.

Ama biz gençler buna nasıl karşı konulur biliyoruz. Sorun oluşur, tespit edilir, mücadelesi verilir. Yaşananlar karşısında ellerimizi bağlayıp izlemeyi kabul etmiyoruz.

Bizatihi sorunun etkileneniyiz, hatta öznesiyiz. AKP’nin ve yardakçılarının olayları normalleştirmesine izin vermeyeceğiz.

Fatma Nur Güler/ Selçuk Üniversitesi