Mülteci, göçmen, sığınmacı, umut yolcuları …

Iraklılar, Suriyeliler, Alaska yerlileri, Afrikalılar

Dünyanın farklı bölgelerinde yaşanan dünyanın farklı halklarının bir yerden başka bir yere “seyahatini” tanımlayan farklı kavramlar bunlar. Ve bu kavramları üzerinde taşıyan insanların sebepleri de farklılaşıyor.

Bugün Ortadoğu’nun ve Avrupa’nın en önemli gündemlerinden biri olan savaşın etkisiyle evlerini terk eden insanların yolculuklarını sadece gözlemlemiyoruz; bu yolculuklarla iç içeyiz. Öyle ki; savaş politikalarının önüne geçilemediği sürece bu yolculukların özneleri olabileceğimizin de bilincindeyiz.

Öte yandan insanları “evlerinden eden” başka bir etmen var ki, bu durumun üzerinde çokça konuşuluyor olmasına rağmen henüz üzerinde bilinçlilik kurulabilmiş değil.

*

İklim değişiklikleri ve dünyanın yeşil ve mavi yörüngesinde yaşanan sapmaların; dünyanın kimi bölgelerinde on yıllar süren kuraklıklara neden olduğunu görürken kimi bölgelerinde şehirlerin su altında kaldığına tanık oluyoruz.

İşte bu “dengesizliklerin” yarattığı yeni kavramın adı iklim mültecileri.

İklim mültecisi terimi, iklim değişikliğinin meydana getirdiği sel, kuraklık ya da denizlerin yükselmesi gibi felaketler yüzünden evlerinden olan insanları tanımlar (Gaia Dergi).

Peki iklim mültecilerinin savaş mültecilerine oranı hakkında ne söyleyebilirsiniz?

İklim değişikliklerinden kaynaklanan göçlerin savaştan kaynaklanan göçlerden daha fazla olduğunu öğrenmek şaşırtıcı gelir miydi?

2008 ile 2013 yılları arasında doğal afetler sebebi ile yerinden edilmiş insanların sayısı 28 milyon civarında. Bu sayı aynı dönemde savaşlar ve çatışmalar yüzünden yerinden edilmiş insanların sayısının 3 katına karşılık geliyor.

Elbette bu durum savaşlarla iklim değişikliklerinin birbirinden bağımsız olduğu anlamına gelmiyor.

Ortadoğu: Türkiye, İsrail, Suriye, Ürdün, Lübnan, Filistin

Ortadoğu için mülteci kavramı, öncelikle, savaşın etkisiyle daha iyi bir dünya için yola çıkan insanları ifade ediyor. Bugün Suriyeliler, Iraklılar, Afganistanlılar, Pakistanlılar katliamcı çetelerden, silah tüccarlarından, köle pazarlarından kurtulabilmek için -hayatları pahasına da olsa- yola çıkıyorlar.

Ortadoğu topraklarında yaşanan paylaşım savaşları, insanların yurtlarını yaşanmaz hale getiriyor.

Öte yandan Ortadoğu toprakları son 1000 yılın en kötü kuraklığı ile karşı karşıya ki; işte bu durum iklim mültecilerinin habercisi oluyor.

NASA’nın Goddard Uzay Araştırmaları Enstitüsü’nden iklim bilimci araştırma ekibinin Doğu Akdeniz’in iklim koşullarına dair yaptığı araştırma, sonucunda 1998 yılından beri yaşanan kuraklığı son 1000 yılın en kurak dönemi olarak ifade etti (Amerikan Jeofizik Birliği  “Geophysical Research-Atmospheres Dergisi” Mart sayısı)

Araştırmayla birlikte Doğu Akdeniz’in küresel ısınmayı “iliklerine kadar” yaşadığı ifade edilirken Türkiye bu durumu hala kabullenmiş değil. Hatta NASA’nın bu araştırmasını ciddiye bile almış değil.

Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun NASA raporuna ilişkin verdiği “NASA da kim oluyor? Bizim teknolojimiz onlardan ileri.” tepkisi gösteriyor ki; Türkiye nasıl ki savaştan kaçan mültecilere dair politikalarıyla “sınıfta kaldı”, hatta savaş mültecilerini “pazarlık” konusu yaptı; kuraklıktan kaçan iklim mültecilerine dair politikalarıyla da umut vermeyecektir.

*

Ortadoğu’da yaşanan savaşların temelinde iklim değişikliklerinin yer aldığını ifade eden bir rapor da mevcut bulunuyor.

Kolombiya Üniversitesi tarafından gerçekleştirilen araştırma; Suriye’de yaşanan aşırı kuraklığın savaşın başlıca sebeplerinden biri olduğunu, 2006 ve 2010 yılları arasında gerçekleşen kuraklığın 1 milyon çiftçinin şehirlere göç etmesine yol açtığını, zaten Irak savaşının etkilerinden kurtulamamış bu insanların ayaklanmalarının şaşırtıcı olmadığını belirtiyor.

 Safa Yaşar / Selçuk Üniversitesi

**(2. bölümümüzde; Büyük Okyanus ülkelerinin evlerini terk eden insanları, Asya’nın nefes alamayan ülkesi Çin ve Hindistan ve Güney Amerika’nın kıyıya vuran balıkları ile yazı dizimize devam edeceğiz.)