Aylardır Erdoğan’ın Başkanlık uğruna yaptıklarına tanıklık ediyoruz. Patlayan bombalar, IŞİD’e gönderilen silahlar, tutuklanan gazeteciler, kaldırılan dokunulmazlıklar ve en nihayetinde kendi fikrini söylemesi sebebiyle görevden istifa ettirilen bir Başbakan ve yerine getirilen düşük profilli Binali Yıldırım…

Erdoğan diktatörlükte hızlı adımlarla yol alırken altındaki zemin de giderek kayganlaşıyor

Meydanlarda, eli tabutun üzerinde şehit olmanın yüceliğini ve mili duyguların büyüklüğünü tüm sahteliği ile anlatan Erdoğan’ın, on askerin hayatını kaybettiği gün büyük bir neşe ile yaptığı düğün çelişkiyi derinleştiriyor. Fakirler, gecekondular görünmesin diye şehrin ortasına çekilen brandalar çelişkiyi derinleştiriyor. Ve en nihayetinde kendine en yakın ismin, kendinden farklı bir şey söylediğinde görevinden alınması da çelişkiyi derinleştiriyor. Ve bu çelişki Erdoğan’la aynı düşünmeyen, IŞİD zihniyetinde olmayan herkes için derinleşiyor, Davutoğlu için bile.

Peki işin özü, çelişkiyi derinleştiren nedir?

İster üniversitede yürütülmek istenen bir faaliyette önümüze dikilen polisler olsun, ister meydanlarda yapılmak istenen basın açıklamalarının engellenmesi olsun, isterse “Akademisyenler tutuklu yargılanmamalı” diyen bir Başbakan… Bu ülkede kendi fikrini ifade eden herkes Erdoğan’ın önündeki en büyük tehlike olarak duruyor. Erdoğan her söylediğini alkışlayan bir halk, olmayan bir muhalefet ve hipnoz olmuş gibi tutkuyla kendisine bağlı yandaşlar istiyor. Her seferinde birinin inatla fikrini söylemesi ve fikrinden vazgeçmemesi ise Erdoğan’ı şaşırtıyor. Hala kendisine gelen tepkiler karşısında afallıyor, sinirleniyor. Kendini ve gücünü ispat etmek için ise kendi mezarını daha da derinleştirmeyi göze alıyor.

Bir diktatör, bir tablo, bir son

Rusya’nın ilk Çarı olan IV. İvan’ı anlatan meşhur bir tablo vardır. Tarihe korkunç İvan olarak geçen IV. İvan, halka yıllarca zulmetmiş, kendi fikrinden başka fikirlere tahammülü olmayan, farklı fikirleri derhal sonlandırmış bir diktatördür. Tabloda İvan oğlunun kafasına vurmuş ve daha sonra onu öldürdüğünü anladığında oğluna sarılarak dehşet dolu gözlerle donakalmıştır. Bu tablo bir diktatörün sonudur.

Çarlık yanlıları tarafından tablonun yasaklatılmasına kadar gelen tepkiler üzerine ise tablonun sahibi İlya Repin tabloyu Çarın baskı koşullarının temsili olarak yaptığını ve bu tabloyu Çarlık tarafından öldürülen muhaliflere adadığını söyler. Çar’ın baskı koşullarının sonucu ise kendi oğlunu öldürecek kadar ileri gitmesidir. Ve öldürmesinin sebebi yaşadıkları fikir ayrılığıdır. Ancak Repin bu tabloda şunu da anlatır: Diktatörler korkar, diktatörlük tarafından korkutulmak istenilenlerden daha da çok korkar.

Erdoğan ise tarihin diktatörlerinden daha özel değil. O da korkuyor, biz korkutmak istediklerinden daha da çok. Korkunç İvan’ın hırsı en yakınındakileri yok etmeye kadar ilerlemişken Erdoğan’ın hırsı Davutoğlu’na kadar uzandı.

Korkunç İvan’ın sonunu en yakınındakileri de yok etmesi getirdi, Hitler’in sonu ise üst üste aldığı yenilgilerle oldu. İster diktatörlüğe onay versin ister karşı çıksın, halkların bu düzene dayanma sınırının son raddesi yakındır. Erdoğan kazanmakta mıdır tartışılır. Erdoğan freni boşalmış bir arabada viraja doğru hızla ilerliyor. Bu hız onun yolu bitirmesine değil, virajdan uçuruma yuvarlanmasına sebep olacak.

Milli irade kimin iradesi?

 “Milli irade bizi seçti” diyerek meydanlardan halkın iradesinin büyük olduğu yalanını söyleyenler şimdi kaldırılan dokunulmazlıklarla ortaya düşmüş durumdalar. Oy verirken kahkaha atarak fotoğraf çektiren AKP’liler neye sevinmektedir? Hani halkın iradesi en yüce değerdi? HDP’li vekiller de halkın bir kesiminin iradesini temsil etmekte değil midir?

Peki ya “Tabanımıza açıklayamayız” diyerek başkanlığa giden yolun taşlarını döşeyen CHP’liler? Demokrasi ihtiyacı sadece HDP’li vekiller için mi lazım? Sıra CHP'ye geldiğinde yanlarında bir ittifak bulabilecekler mi?

Yapılan tartışmaların, manipülasyonların ve yalanların sonunda neticeye bakmak en doğrusu olacaktır. Netice şunu göstermektedir: HDP’liler meclisten gönderildiği ve yargılanmaya başlandığı gün “Ama demokrasi?” denemeyecek, herkes razı geldiğini yaşayacaktır.

Ancak biz razı gelmeyenlerin ise yürüyeceği bir yol her zaman var. Umutsuzluğa düşmeden, kah karınca yuvalarına bakarak kah ağaçların yosunlu taraflarına dokunarak bu ormanda yolumuzu bulmalıyız.

Büyük başın derdi büyük olur

Bu işin sonunda ise 90’ların kötü bir imitasyonunu yaratmaya çalışan Erdoğan tarihi bir yenilgiye imza atacak. Ne demişler “Büyük başın derdi büyük olur”. Büyük diktatörün çöküşü de büyük olacak.

Dokunulmazlıkların kaldırılması sonunda demokrasinin feodal bir yapıya dönmesi ise elbette muhaliflerden başlayarak tüm halkı etkileyecek bir değişiklik. Ve bu korkunç İvan’ın oğlunu öldürmeye bir adım daha yaklaşması anlamına geliyor. İvan oğlunu öldürdüğü gün ise kendi sonunu getirmiş olacak. Türkiye’nin İvan’ı ise oğlunu öldürmeye başladı bile.

 

Burcu Karefil / Anadolu Üniversitesi