Gaziantep’te +1 Kampanyası’nın toplantısı yapıldı güneşli bir pazar günü.

Herkes heyecanlıydı. HDP’nin barajı geçip AKP’yi geriletmesi konusunda kolayca anlaşıyordu herkes.

Bir politik hedefe kilitlenmiş olanlar kolayca bir araya geldiler.

Kolayca kendilerini koordine edecekleri grubu oluşturdular ve yapacakları işleri belirlediler.

Hamaset yoktu.

Temelsiz böbürlenmeler, kendini beğenmişlikler yoktu.

Kimse durduk yere iş icat etmeye çalışmıyordu. Yapılacak iş belliydi.

Birçok politik çevreden insan bir araya gelmiş durumdaydı. Apaçık gözükmekte olan politik hedef herkesi harekete geçiriyordu.

Yereller ne mutlu ki sadece yerel bir sorunla ilgilenmiyordu. Büyük memleket meselelerine oturulup kafa yoruldu. Bütün bir ülkeye kan kusturan AKP’nin hesabını nasıl göreceğimizi konuştuk.

*

İnsanlar umutluydu.

HDP’nin barajı geçme ihtimalinin yüksek olduğunu düşünüyorlardı.

Seçimle kazanıldıktan sonra HDP’li arkadaşlarımız çok dikkatli politik hamleler yapsınlar, denildi. Herkese göre HDP Türkiye’deki muhaliflerin sorumluluğunu önemli ölçüde yüklenmiş durumdaydı.

HDP’nin barajı geçebilmesi TİP %3’lük bir oy alarak meclise girdiği başarı düzeyini çok önemli bir noktaya taşımış olacaktı. Eğer bu başarı iyi değerlendirilirse sonraki zamanlarda HDP’nin ana muhalefet partisi ya da bir SYRİZA olması çok uzak değildi.

*

Bir kez daha örgütlenmek denen mevhumun ne olduğu üzerine düşünme fırsatı buldum.

Bizim mevcut solun örgütlenme kavramını çok yıprattığını düşünüyorum. Örgütlenme son derece statik olarak ele alınıyor. Herhangi mücadele öncesinde örgütlenmemizin hazır olması gerektiğinden bahsediliyor. Bence bu mümkün değil. Tarihte de hiçbir zaman böyle olmadı.

Örgüt demek hazır kıta olmak demek değildir.

Örgüt zaten hazır edilip, kilerde tutulacak tarhana çorbası değildir.

Bir örgüt asla hazır olamaz.

Örgüt bir konjonktürde ve bir politik hedefe kitlenmiş olarak ortaya çıkar.

Bir politik hedefe kilitlenmemiş örgüt zaten oluşamaz.

Bizim ülkemizde zaten bir politik hedef ortaya konamadığı için örgütler de kendini gerçek anlamda var edemiyor. Odalarda, derneklerde yer tutmaya devam edebilmek için örgüt olunması mümkün değil.

Durumu devam ettirelim diye örgütlenme yapılmaya çalışılması nafile bir çaba.

Bu yaklaşımım sonu “benim oğlum bina okur döner döner bir daha okur” kısır döngüsüdür.

Oğlumuz okuyamadığı binaları okur gibi yapmaktadır.

*

Örgütlenme bir halkla iyi ilişkiler kurma çalışması değildir. Örgütlenme iyi insanların diğer iyi insanlarla iletişim kurması da değil. İyi olmak, kendinden menkul ahlaklı olmak ya da mandıra filozofu olmak kimseye bir örgütlenme imkanı yaratmaz.

Örgütlenme bir ahlak yada bir kültürel kimlik edinme çağrısı değildir.

Örgütlenme demek en üst düzeyde bir politik çağrıda bulunmak demektir.

Asla bundan başka bir şey olamaz.

Örgütlenme yapmak isteyenler bir politik hedef, bir iktidar olma hedefi ortaya koymak zorundadır.

Yoksa “örgütlenme” denilen şeyin ne kadar kof olduğu er ya da geç ortaya çıkacaktır.

Bizim sol politik görüşünü söyle deyince susar ya da lafı dolandırıp edebiyat paralar. Kültür dünyamızdan konuş deyince tonlarca konuşur.

Bu konuda inanılmaz derecede liberallerle aynı eğilimdedirler.

Örnek olarak size şöyle söyleyeyim. Herkesin liberal bulduğu bir dergi olarak Birikim dergisinin isminin altında “Sosyalist Kültür Dergisi” ibaresi yer alır.

İşte kendini sözüm ona liberal bulmayan benim canım arkadaşlarım da aslında sosyalist kültürcüdür.

Sosyalist siyasetin militanı değildirler. 

Ol mahiler (balıklar) ki derya içredir deryayı bilmezler.