Feyzioğlu'nun "Uyarıyoruz, artık yeter" başlığıyla yayımladığı açıklaması şöyle:

‘Türkiye Barolar Birliği olarak, tüm vatandaşlarımızı içine sürüklendiğimiz durumun yarattığı açık ve yakın tehlike konusunda uyarıyoruz. Cumhurbaşkanını ve siyasi iktidarı, hukukun evrenselleşmiş kurallarına uymaya ve toplumdaki gerginliği sona erdirmeye davet ediyoruz.

15 Temmuza giden süreçte yıllardır yaptığımız çok haklı uyarılar ve darbe girişimi karşısındaki dik duruşumuz, yetkili makamların düşüncelerimizi dikkate almasını zorunlu kılmaktadır. Türkiye’nin, “kandırıldım, aldandım, yanıldım” gibi ifadelerle dile getirilen hayati hatalara ve zaaflara artık tahammülü yoktur. Darbeci suç örgütüyle mücadele etmek için ilan edilen OHAL’e dayanılarak çıkartılan KHK’lar ile tüm devlet teşkilatı, kapalı kapılar ardında yeni baştan şekillendirilmiştir.

 ‘İnternet kesintiler, hukuksuzluğu en ileri boyuta taşımaktadır’

OHAL, darbe ile mücadele amacından saptırılarak olağan bir yönetim tarzına dönüştürülmüştür. Ülkeye fiilen kuvvetler birliği getirilmiştir. Zaten sorunlu olan yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı tamamen yok edilmiştir. Bu durum, yerlibaşkanlık sistemi olarak takdim edilen yeni düzenden neyin amaçlandığını da açıkça ortaya koymaktadır. Cumhurbaşkanı tarafından yürütülen başkanlık propagandası sürecinde Lozan Barış Antlaşması dahi tartışmaya açılmıştır. Böylelikle Türkiye Cumhuriyeti’nin Milli Mücadelemiz sonucunda çizilmiş ve uluslararası antlaşmalarla tanınmış sınırları tartışılır hale getirilmiştir.

‘İdam cezası kampanyası başlatıldı’

Anayasamızın değişmez ve değiştirilmesi teklif dahi edilemez maddelerinde yer alan Cumhuriyetin kuruluş ilkeleri, ısrarla yıpratılmaya ve içleri boşaltılmaya çalışılmaktadır. İdam cezasının yeniden getirilmesi, Türkiye’nin Avrupa Konseyi’nden çıkarılması sonucunu doğuracaktır. Siyasi iktidar bunu bildiği halde idam cezası kampanyasını başlatmıştır ve sonuç almak kastıyla tırmandırmaktadır. Türkiye’nin Avrupa Konseyi’nden çıkartılması, Tanzimat’tan bugüne kadar yürüdüğümüz yolun radikal şekilde değiştirilmesi demektir. Bu, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin tarafı olmaktan çıkmamız anlamına gelmektedir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nden çıkmamız ise, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının temel hak ve hürriyetlerinin toptan güvencesiz hale getirilmesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne bireysel başvuru hakkımızın elimizden alınması demektir.

‘Basın hürriyeti, kabul edilmeyecek düzeyde kısıtlandı’

Basın hürriyeti, demokratik bir toplumda hiçbir şart altında kabul edilemeyecek ölçüde kısıtlanmıştır. Siyasal iktidar yanlısı olmayan medya, sansürün en tehlikesi olan Otosan süre zorlanmaktadır. Keyfi şekilde uygulanan internet ve sosyal medya kesintileri bu hukuksuzluğu en ileri boyuta taşımaktadır. Halkın, siyasi iktidarın istemediği haberlere ulaşmaması için devlet gücü kullanılmaktadır. Devletin tüm olanakları ise siyasi propaganda için seferber edilmektedir.

‘OHAL savunma hakkını hedef almıştır’

OHAL KHK’ları savunma hakkını ve avukatlık kurumunu doğrudan hedef almış durumdadır. Aslında gerçek hedef, vatandaşların avukatlar tarafından savunulan temel hak ve hürriyetleridir. Adil yargılanma hakkı içinde yer alan hemen her hak yok sayılmaktadır. Yargılama, suçlu ile suçsuzu birbirinden ayırma hedefinden saptırılmış, peşin hükümlerle kişileri etiketleme ve tasfiye aracına dönüşmüştür. Bundan en büyük zararı toplum ve masum vatandaşlarımız, en büyük faydayı ise ülkemizi yakan, yıkan, kana bulayan terör örgütleri görmektedir. Vatandaşlarımızın yargıya güveni kalmamıştır. Yargı, mülkün yani ülkenin teminatı olmaktan çıkmıştır. Yargının üzerine taraflı ve bağımlı hareket ettiği algısı yapışmıştır. Yargılamaların siyasetin yol açma aracına dönüştüğü kanısı topluma hâkim olmuştur.

Türkiye Barolar Birliği olarak, tüm vatandaşlarımızı içine sürüklendiğimiz durumun yarattığı açık ve yakın tehlike konusunda uyarıyoruz. Cumhurbaşkanını ve siyasi iktidarı, hukukun evrenselleşmiş kurallarına uymaya ve toplumdaki gerginliği sona erdirmeye davet ediyoruz.

(kaynak:T24)