Emekçi Hareket Partisi (EHP) Merkez Komitesi'nin yayımladığı açıklama metni şu şekilde: 

'Hayır' kazandı çünkü;

Türkiye tarihindeki - 12 Eylül darbe dönemi hariç - en eşitsiz ve baskı dolu seçim süreci yaşanmasına rağmen toplumun yarısı "Hayır" dedi. Bu, eşit şartlarda yarışılsa idi, ortaya çıkan Hayır oranının çok daha yüksek olacağı anlamına geliyor. Dolayısıyla bu toplumun yarısından fazlası olduğumuz kesindir. 

Açıklanmış sonuçlar şaibelidir; YSK kararına itirazlar, mücadele devam ediyor. OHAL şartlarındaki gündeme gelişinden itibaren usulsüzlüklerle dolu referandum süreci aynı usulsüzlükle sonuçlandırılmaya çalışılıyor. YSK açık biçimde hukuku çiğneyerek seçim sonuçlarını "Evet" lehine değiştirdi, halkın en temel hakkı olan seçim güvenliği için verdiği mücadele şu anda canlı biçimde devam ediyor.

Hayır demenin zor ve olanaklardan yoksun olduğu şartlarda, her şeyi göze alarak kendini ortaya koyan milyonların yarattığı Hayır hareketi bu süreçte parlamentoyu savunarak demokrasi özleminde birleşti. Birbirinden farklı "hayırlar" birleşik bir kuvvet yarattı, bugün de oyuna ve sandığa sahip çıkıyor, hesap soruyor. Başkanlık sistemiyle getirilmek istenen monarşiye karşı duran milyonlar, yeni bir yurttaşlık bilincinin gelişmesinin güzel habercisidir. 

Ülke tarihinde ilk defa olan yeni olgular ve kompleks bir hareketlilik ile karşı karşıyayız. Kuruluşundan sonraki dönem boyunca darbelerle dolu demokrasi tarihimizi değiştirebilecek bir dinamik şimdi tüm büyük kentlerde kendini ortaya koyuyor. 
Bütün büyük şehirlerde galip gelmemiz tarihsel önemdedir. Tarihin akışını tam olarak yakalayan evrensel bir demokrasi mücadelesinin güçleri böyle birikmiş durumda. Şimdiye kadarki en kentli ayaklanmamız olan Gezi Direnişi, metropollerin başkanlığı sandıkta reddetmesiyle içerilerek aşıldı; otuz kentin halkı tarafından siyasal sonuçlarına tamamlanmak istendi. Sonuçların hırsızlıkla değiştirilmesi bu nesnel gerçeği değiştiremez. 

Bu tablo siyaset tarihimizin belki de en ilginç ittifaklarından birini yaratıyor; birbirinden tümüyle farklı siyasal kuvvetler "Hayır" nezdinde parlamentoyu; egemenlik hakkını savunurken birleşiyor. Tam bir ortaklıkla birlikte çalışmasa da birbirini iten değil çeken bir çekim kuvvetinin ortaya çıkmış olması tüm taraflara yeni sorumluluklar da yüklüyor. 

Gerek halkın çok tipik bir öndere dahi ihtiyaç duymadan kendi özgücüyle kendiliğinden gelişen mücadelesi, gerekse ortaya çıkan orijinal ittifak, muhalefetin tüm bileşenlerine kapsayıcı ve somut siyasi mücadele yürütme konusunda kendini güncelleme ihtiyacı dayatıyor. Bu da oldukça hayırlı bir sonuçtur; tüm bileşenleri ileriye doğru geliştirecektir. 

Hayır diyen milyonların kendilerini ifade edebileceği doğrudan demokrasinin gelişebileceği Meclisler önümüzdeki imkanların esas örgütsel zeminidir. Meclislere demokratik özüne uygun biçimde sahip çıkıldığı sürece doğrudan demokrasi ve son tahlilde sosyalist hareket güçlenecektir. 

Sonuçta referandum ile Erdoğan’ın hayali için yeterince alan açmadığı gibi, muhalefet için yeni yollar ve imkanlar kazandık. Tarih ilginç paradokslarla doludur; toplumsal dinamikleri iyi okumadan zorla elde edileceği düşünülen şey; ona en yaklaşıldığı anda kaybedilebilir. Bu bakımdan teknik olarak kazanmış görünse de Erdoğan ve AKP siyaseten yenildi. Siyasal ve moral üstünlük Hayır hareketinde gelişmeye devam ediyor. 

Bundan böyle Erdoğan muhalefeti azımsayarak küçümseyemeyecektir. Artık rakibinin eşit kuvvette olduğunu bilecek. Bunun bir nicelik meselesi değil, nitelik olarak kentlerin iktisadi, politik, kültürel bütünsel kuvveti karşısında yenik olduğunu, yenilgisinin sonuçlarına varacağını fark edecek. Ki bunları bildiği için acele ediyor, atı alıp geçmek istiyor ama o at hem çalıntı hem de hem ülke içinde hem dışarıda bir kaç Ortadoğu ve Afrika ülkesi dışında gidecek yeri yok. 

Erdoğan ve AKP için içeride ve uluslararası planda çok kompleks sorunlar var ve referandum ile bunların birini bile kolaylaştırmış değildir. Evet'in zorla hileyle kazandırılması bile hiçbir biçimde Erdoğan'ın işini kolaylaştırmadı. Tersine seçim sürecinin yarattığı yeni sorunlar eklendi, hiçbirinin kolay bir çözümü olmadığı gibi artık çözemediği sorunlarda tüm yetki kendinde olduğu için muhalefeti suçlama şansı da olmayacak. Şimdiye kadar ona oy kazandıran, bize de hiç bitmeyecek gibi gelen "mağdur siyaseti" bitecek. Tıpkı bunun gibi AKP ve Erdoğan efsanesi de bitecek. Tıpkı anlatılan hepimizin hikayesinde; diğer kader ortağımız ülkelerdeki gibi. İran’da Ahmedinnejat’ta son seçimde böyle hukuksuz seçim kazanmıştı ama sona yenildi. Ortadoğu’dan Avrupa’ya Güney Amerika’ya ondan beter olan tüm diktatörler de böyle yenildi. Kaldı ki Erdoğan için artık -yüzündeki ifadede çok net göründüğü gibi- sıradan bir diktatör olmak bile hiç kolay değildir. 

Bu kifayetsiz diktatöre haddini bildiren milyonlar olarak yılmadan yıkılmadan örgütlenebilirsek asıl bizim önümüzde çok imkan açılacaktır. Ancak bu imkana şu anda önümüzdeki somut sorun olan hileli seçimi kabul etmediğimizde kavuşabiliriz. Referandumun iptal edilmesi ve YSK üyelerinin istifa etmesi için mücadeleye devam etmeli; adaletli seçim döneminin tamamen kapanmasını önlemeliyiz. Yoksa çok rahat işleyen resmi hile yolu kalıcı haline gelecektir. 

Sadece hileli sonuçlara karşı protestolarla kalmamalıyız. Meclisteki partiler olan CHP ve HDP’ye kritik bir görev düşüyor. CHP ve HDP, süreci sonuna kadar zorlamalı sonuç alamadığı koşullarda Meclisten çekilmelidir. Gidişat sadece açıklamalar yaparak devam ettirilemez. Gerekli zamanda Meclisten geri çekilme düzeyinde tutum belirlemeler olmazsa AKP-Saray çizgisiyle baş edilemez.

Zaman bu zamandır. Şu andaki monarşiye karşı duran halkımızın oyuna sahip çıkan canlı hareketinden ülkemizde de, dünyada da büyük insanlık için büyük bir ümit yaratabiliriz. Görev budur.

Emekçi Hareket Partisi
Merkez Komitesi