Cumhuriyet gazetesinin 12'si tutuklu 17 gazetecinin yargılandığı dava ikinci gününde devam etti.

İlk gün duruşmada gazeteci Kadri Gürsel, Akın Atalay ve karikatürist Musa Kart savunma yaptı. İkinci gün ise Mustafa Kemal Güngör, Önder Çelik, Güray Öz, Bülent Utku ve Murat Sabuncu savunma yaptı. Üçüncü gün diğer gazetecilerin savunmalarıyla devam edecek.

İlk gün duruşmada neler oldu?

İstanbul 27. Ağır Ceza Mahkemesi'nce görülen Cumhuriyet gazetesi davasında, savunmalar yapılmaya başlandı. Mahkemede ilk savunma veren isim Kadri Gürsel oldu. Gürsel’in savunmasını tamamlanmasının ardından, Cumhuriyet Gazetesi İcra Kurulu Başkanı tutuklu sanık Akın Atalay savunma yaptı. Atalay’ın ardından da karikatürist Musa Kart savunmasını verdi.

DAKİKA DAKİKA GELİŞMELER

Cumhuriyet davasında ikinci gün sona erdi

Cumhuriyet davasında ikinci gün sona erdi. Bugün Cumhuriyet çalışanlarından; Mustafa Kemal Güngör, Önder Çelik, Güray Öz, Bülent Utku ve Murat Sabuncu savunma yaptı. Dava yarın 13.30'da devam etmek üzere bitti.

21.34 Mustafa Kemal Güngör'ün savunmasına geçildi. Güngör savunma yapıyor:

32 yıllık avukatım. O yüzden bu salonlara yabancı değilim.

32. yılımı cezaevinde doldurdum.

Cumhuriyet Vakfı Yönetim Kurulu üyesiyim. İddianameye göre terör örgütlerine yardım ediyormuşuz. Biz yıllardır bu örgütler hakkında halkı bilgilendirdik. FETÖ henüz Hizmet hareketi iken tehlikeyi anlatmıştık. Diğer yandan PKK suçlamasıyla da karşı karşıyayız. Hem FETÖ'den hem de PKK'dan suçlanmamıza cezaevindeki memur bile inanamadı.

Ben Gülen'i ilk kez Hikmet Çetinkaya'nın yazılarından tanıdım.

Hikmet Ağabey bu yazılarıyla FETÖ tehlikesini anlattı.

Bugün ise "FETÖ'nün kitabını yazan" Hikmet Çetinkaya ile birlikte FETÖ'den yargılanıyoruz. Bu da tarihin bir cilvesi olsa gerek. Bizi gözaltına alınan savcı Murat İnam hakkında FETÖ soruşturması açılınca biz "görevden alınır ya da soruşturmadan el çektirilir" diye düşündük.

Ancak FETÖ'den yargılanan savcı görevine devam ediyor ancak biz tutuklanıyoruz. Düşünün savcı bey, bir davada sanıksınız ve PKK'ya yardım etmekle suçlanıyorsunuz. Sizi suçlayan savcı ile PKK'ya üye olmakla yargılanıyor. İşte tablo bu. Biraz empati kurabilirsiniz.

Bu durum adil yargılanma hakkının açık ihlalidir.                       

Herkesin her şeyle suçlandığı bir iddianame ile suçlanıyoruz.                       

Cumhuriyet Vakfı'nın yönetim kurulunu usulsüz olarak ele geçirmekle suçlanıyorum.                       

Ancak suçun işlendiği tarihte ben zaten yönetim kurulu üyesi değilim.                       

Üyesi bile olmadığım bir yönetim kurulunu nasıl ele geçirmiş olabilirim?                       

Suçlandığımız diğer konu ise Cumhuriyet gazetesinin yayın politikasının değişmesidir.                       

Cumhuriyet'in yayın politikasında değişiklik yoktur.

Kaldı ki böyle bir değişiklik yaşansa bile bu konunun tartışma yeri burası değildir.

Böyle bir değişiklik varsa bu okurlar nezdinde önem taşır.                       

Gazetemiz terör örgütlerine yardım etmekle suçlanıyor.

Basın Kanunu ve TCK kapsamında değerlendirildiğinde bu suçtan dolayı kollektif sorumluluk esas olamaz.                       

Kollektif sorumluluk ancak faşizm döneminde olur.                       

Bu sorumluluk türü Engizisyon mahkemelerinin ürünüdür.

İddianamede gösterilen suçlar aslında asliye ceza mahkemesinin görev alanındadır.                       

Ancak savcı kamuoyunda "ne kadar çok suç işlemişler" algısı yaratmak ve dosyayı kabartmak adına bu suçları ağır ceza mahkemesinin görev alanına sokmuştur.                       

Bugün suçlandığımız iddianame yüzyıllar önce yazılmış Ezop masallarına benziyor.                       

İddianameyi ilk okuduğumda babaannemin anlattığı kurt-kuzu masalını anımsadım.                        

Bir kişiye yapılan haksızlık bütün bir topluma tehdittir.                       

Montesqiue'nin bu sözüyle savunmamı bitiriyoeum.                       

Bir ülkede adalet yoksa hiçbir şey yoktur.                       

Mahkeme başkanı:                       

İddianameyi hazırlayan Murat İnam hala yargılanmaktadır.                       

Ve hala görevinde olan bir savcıdır.                       

Dün ve bugün yapılan savunmalarda Murat İnam'a yönelik bu eleştiriler acımasızca.                       

 (Salondan tepkiler geldi)                       

Güngör:

Murat İnam'ın yaptıkları değil bizim yaptıklarımız acımasızca, öyle mi?                       

Mahkeme başkanı:                       

Murat İnam hala yargılanmaktadır. Ben size nasıl FETÖ'cü diyemezsem, Murat İnam hakkında da bu eleştiriler yerinde değildir.                       

Masumiyet karinesi sizin için geçerli olduğu kadar savcı için de geçerlidir.                       

Avukat:                       

Sizin bu sözlerinizi içeren bir twet Akın Atalay'a ait.

Atalay da attığı bir twetle herkesin  adil yargılanma hakkına sahip olduğunu ve masumiyet karinesinden yararlanması gerektiğini ifade etti.

Bu twet sizin önünüzdeki dava dosyasında "FETÖ'ye yardım etmek" suçlaması için delil olarak yer almaktadır.                       

Aynı sözü Akın Atalay söylediğinde FETÖ'ye yardım etmekle suçlanıyor ve bugün siz de aynı cümleleri kuruyorsunuz.                        

Avukat Fikret İlkiz:                       

Sayın başkan, ben konuşmamda özel olarak savcı Murat İnam'dan söz edeceğim                       

Mahkeme başkanı:                       

Sizi dinlemeye hazırız avukat bey.                       

Güngör:                       

Savcı masumiyet karinesinden yararlansın ama biz de yararlanalım.                       

Ancak biz bu haktan yararlanamadık.                       

Avukat:                       

Şu iddianamede sanıklar lehine sunulan tek bir delil var mı?                       

 (Mahkeme heyetine dönerek)                       

 

Elinizi vicdanınıza koyun.                        

21.18 Önder Çelik'in savunması sona erdi. Mahkeme üyesi soruyor:

Üye olarak seçildiğiniz Vakıf yönetim kurulu toplantısında oldukça tartışma olmuş. Siz seçildiğiniz toplantıya katılmışsınız ancak sizden başka seçildiği yönetim kurulu toplantısına katılan başka bir üye yok. Bunun şekilsel bir önemi var mı?

Çelik: Yönetim kurulu toplantısında seçim süreci bittikten sonra toplantıya katıldım. Ancak bu noktada bir usulsüzlük yok.

20.05 Önder Çelik savunma yapıyor:

Çelik: Suçlamalar ve taleplerimle başlıyorum.

Önder Çelik'i tanımanız açısından görevimi açıklıyorum. Cumhuriyet gazetesinde 34 yıldır çalışıyorum. Uzun yıllar işletme müdürü olarak çalıştım. Genel görevim mali alandadır. Son olarak da mali görevlerde çalıştım. Bugün ise gazetenin yayın politikasını değiştirmekle suçlanıyorum.

12 Mart'ta, 12 Eylül'de ve benzer baskı rejimlerinde Cumhuriyet suçlanmış, çalışanları tutuklanmış ya da öldürülmüştür. Bugün yaşanan ise bu baskıların bir örneğidir.

Ben matbaalar koordinatörüyüm. Gazeteyi, okuyucu olarak yayınlandıktan sonra görüyorum. Bu yüzden köşe yazılarına ve manşetlere dahil olabilmem, karışmam mümkün değildir. İddianamedeki suçlamalar şahsıma yönelik olmamakla birlikte sadece birer hayal ürünüdür. Öte yandan bu suçlamalar gazeteci meslektaşlarım için de geçerli değildir. Çünkü zaten gazetecilik suç değildir, kimse gazetecilikle suçlanamaz. Ancak muhalif bir gazetede çalışmak iktidar için hedef olmak anlamına gelir. Bunun bilincindeyim ve bu durumu yaşıyorum.

"Tehlikenin Farkında mısınız?” derken ne kadar haklı olduğumuz şimdi anlaşıldı ancak bizler bugün yine tutukluyuz.

Cumhuriyet gazetesi hazırladığı raporlarla ekonomik anlamda iddia edilen suçlardan aklanmıştır.

Ancak bu bir operasyon olduğu için hala ekonomik verilerle suçlanıyoruz.

İddianameye yanıtımınız çok net: Basiretsiz bir yönetici gibi hareket edilerek iddia edilen suçlara karşı iddianameyi kabul etmiyoruz.

Yaptığımız iş sadece gazeteciliktir. Buna rağmen yargılama gazeteciliği suç olarak gören bir anlayıştır.

İddianamede yer alan ve şüpheli görülen 1 tane para hareketim söz konusudur. Bu para hareketinin sebebini açıkladığımda iddianamenin bir bütün olarak gülünç olduğu ortaya çıkacaktır.

2011 yılında 345 TL tutarında hesabımdan Yasemin Mutlu adına ait hesaba para hareketi gerçekleşti.

Bu para hareketinin sebebi ise 2011 yılında yaptırmış olduğum oto tamir ücretidir. Hesap sahibi Yasemin Mutlu ise 2009 yılında bir başka işyerinde çalışmış.

Çalıştığı bu işyeri ise soruşturma geçirmiş.

Bu soruşturma Yasemin Mutlu ile ilgili değildir. Sadece onun çalıştığı işyeridir.

İşte 2009 yılında çalıştığı işyeri soruşturma geçiren ve kendisi bu soruşturma kapsamında olmayan Yasemin Mutlu'ya, 2011 yılında 345 TL para gönderdiğim için bugün şüpheli bir hareketin sahibi oluyorum.

İşin özeti, iddianamenin gülünçlüğü buradadır.

 

Sonuç olarak, 34 yıldır çeşitli alanlarla çalıştığım Cumhuriyet gazetesinde görev almak benim için onurdur. Hakkımdaki suçlamalar yargıya duyulan güvenle aşılabilmektedir. Laik ve demokratik dünya görüşü benim için vazgeçilmezdir.

19.52 Mahkeme heyetinin sorularının ardından avukat, Mahkeme Başkanı'na hitap etti. Avukat, "Bu dava politik bir davadır. Hakimlerin tehdit altında olduğu, önlerine harita konduğu bir ülkedeyiz. İktidar sorumlusunu sonuna kadar takip edeceğim diyor.Böyle bir ortamda hakimlerin, savcıların işinin zor olduğunu anlıyoruz. Ancak gerçeklik budur. Bu yüzden lütfen daha toleranslı olalım." dedi. Mahkeme başkanı avukatın bu sözlerine ‘Efendim biz zaten rahatız’ diye cevap verdi.

19.30 Güray Öz’un savunması bitti. Mahkeme heyetinin sorularına geçildi.

Mahkeme Başkanı: Bence bu davada asıl konuşulması gereken şey şu: "Kardeşim bizim bildiğimiz Cumhuriyet FETÖ'cü oldu mu? Okur böyle bir şey diyor mu? Bu bizim bildiğimiz Cumhuriyet değil" diyor mu?                       

Salondan sesler: Okurlar burada.                       

Güray Öz: Dava açıldığından beri çok sayıda mektup, telefon ve başka iletişim kanallarıyla bana okurlar bize desteklerini sunuyor.  Cumhuriyet okuru "tek bir kelimenin yanlış yazılmasına" dahi itiraz eder. Asla sessiz kalmaz. Biz de gelen eleştirileri sürekli yayınlarız. Bu yüzden Cumhuriyet'in FETÖ'cü veya başla bir örgütten olduğuna dair bir inanç yok okurlarımızda. Hatta bence savcı bile iddia ettiği bu savlara inanmıyor. Çünkü bir iddiaya inanan savcı, onu ispatlamak için delil sunar. Ancak savcı zahmet edip delil bile koymamaktadır.

Mahkeme üyesi soruyor: Ayşe Yıldırım'ın "sigara izmaritlerini bile atmıyorlar" röportajı, "Bu eylem mecbur bırakıldığımız yöntem" haberi. Bu haberlere okurlar bir tepki gösterdi mi?                       

Öz: Bu haberlere ilişkin okurlarımızdan bir tepki almadık.                       

Mahkeme üyesi: Ne zamandır okur temsilcisisiniz?                        

Öz: 2013'ten beri.                       

Mahkeme üyesi: Gazete ilkelerinizde "Örgüt propagandalarına, fotoğraflarına yer verilmez" ifadesini geçirdiniz. Peki savcının başına silah dayanan fotoğrafla ilgili bir ilke tartışmanız oldu mu? Siz aynı zamanda vakıf yönetim kurulu üyesisiniz. Vakıftan bir müdahale edilmedi mi?                       

Öz: Bu konuyu bütün gazeteci arkadaşlarımız anlatıyor

Mahkeme üyesi: Gerekirse herkese soracağım

Savcı’nın sorularına geçildi.

Savcı: Balbay'ın vakıf yönetim kurulundaki seçimlerdeki durumuna dair etkiniz oldu mu?                        

Öz: Balbay'ın yazmasına bir engel yoktu. Ancak partide görev alan bir kimsenin gazetede yönetici olması mümkün değildir. Bu yüzden CHP'de görev alan Balbay, vakıf yönetim kurulunda yönetici olamadı.                       

Mahkeme üyesi: Kronik hastalığınız var mı, elinizin titrediğini gördüm.

Öz: Dosyanızda rapor var.

Mahkeme üyesi: Raporu görüyorum, burada yeniden sormak istedim.

Mahkeme üyesinin bu sözü üzerine salondan "sen doktor musun" denilerek tepkiler geldi.

Öz: İstediğiniz bilgiler dosyanızda mevcuttur.

18.50 Güray Öz savunma yapacak

Ses problemi yaşandığı için Güray Öz sanık sandalyesinde değil avukat bölümünde savunma yapıyor.

Güray Öz konuşuyor:

Darbecilerden hazzetmiyorum, hoşlanmıyorum, darbeleri kabul etmiyorum. Bu nedenle yöneltilen suçlamayı reddediyorum. Suçlamalarım şunlar: 1 ByLock kullanıcısı ve 1 darbe girişimi soruşturmaları şüphelisi ile iletişim kaydı (HTS kaydı) olmak.

Diğeri ise: Cumhuriyet gazetesinin yayın politikasının değiştirilmesine katılmak. Bir başkası ise: Cumhuriyet Vakfı'ndan sayılan isimlerin tasfiyesine katılmak. Ben bu iddialar arasında bir suçlama göremiyorum.⁠⁠⁠⁠ Bu fiilerden herhangi biri suç niteliğinde değildir.

Yayın politikasında değişiklik suçlamasına dair söyleceklerim şunlardır: FETÖ'nün foyası ortaya çıkmadan önce çoğunluğu oluşturan medya kuruluşları Gülen'i yere-göğe sığdıramıyorlardı.

İktidarın "yol değişikliğinin" ardından bu medya kuruluşları yayın politikalarını değiştirdi ve Gülen FETÖ oldu. Cumhuriyet ise her 2 dönemde de cemaat eleştirilerini dile getirmiş, haberlerinden dolayı soruşturmalara maruz kalmıştır. İddianamede benimle ilgili olan kısım oldukça kısa ve savcının Türkçesi kötü. Savcı beni Bylock kullanan, hakkında FETÖ soruşturması bulunan kişilerle iletişim halinde bulunmakla suçlanıyorum.

Suçlandığım iletişimlerden biri, benim üzerime olduğu iddia edilen ve benimle ilgisi olmayan bir hatla ilgilirdir. Diğeri ise "FETÖ'den dolayı soruşturulduğu iddia edilen ancak böyle bir soruşturma geçirmeyen" kişiyle yaptığım görüşmesir.Bu görüşme pide sipariş ettiğim esnafla yapılmıştır. Ve esnaf FETÖ'den dolayı değil başka bir şüpheden soruşturulmuş ve soruşturma takipsizlikle sonuçlanmıştır. 

İşte çelişkilerle dolu bu iddianame ile gazetecilik yargılanmak isteniyor. Ancak bilinmelidir ki gazetecilik yargılamaz, hapsedilemez.

14.50 Bülent Utku savunma yapacak

Savcı: İddianameyi düzenleyen savcı FETÖ'den soruşturma geçiren savcı değil. Basın suçları bürosundan savcı Yasemin Bal ve Mehmet Akif Ekinci

Bülent Utku savunmasına başladı:

Mahkemenin sunduğu böyle bir tensip zaptına ancak darbe dönemlerinde rastladım. Siyasal iktidar mahkeme heyetine baskı yapmaktadır. Veya iktidarın baskı yapacağından kuşku duymaktasınız. Ya da kraldan çok kralcısınız. Tarafsız yargılama yapmayacağınızı düşündüğüm için mahkeme heyetini reddettim. Ancak ret talebim kabul görmedi. Yasaya aykırılıkların açığa çıkması için iddianameyi yeniden değerlendirin. 15 Temmuz'a gelene kadar ben ve Cumhuriyet gazetesi Siyasal İslamcı yapıya karşı durduk. Bugün hedef olmamızın nedeni de bu karşıtlığımızdır.

Darbe girişiminden sonra susturma girişiminin önü açıldı. Hakimlere ve savcılara yön vermek kolaylaştı. Darbe girişiminden sonra sıranın muhalefete gelmediğini kim söyleyebilir?

6 milyon oy alan HDP Eş Genel Başkanı terörist ilan edildi RTE tarafından. Hukukun geldiği nokta budur. Tehlikenin farkında mısınız? Böyle bir ülkede hakimler nasıl karar verecek? İktidarın beğeneceği şekilde mi karar verecek? Eğer öyle karar vermezse hakimlerin akıbeti ne olacak 

Cumhuriyet gazetesi böyle bir ülkede doğruları söyleyebilen ve bedel ödeyen bir gazetedirBu nedenle hedef alınmakta, çalışanları hapse atılmakta ya da katledilmektedir. Cumhuriyet'i geçmişte hedef alanlarla bugün hedef alanlar aynı zihniyetin ürünüdür. İktidar IŞİD'le aynı çizgiyi paylaşmaktan kurtulmalıdır. Bu çizgiyle bahsettiğim kişi Abdulkadir Masharipov’dur. Abdulkadir Masharipov yılbaşı gecesi Cumhuriyet'e saldıracaktı ancak "orada kimse olmaz" düşüncesiyle Reina'ya saldırdı.                        

Cumhuriyet'e saldıranlar, saldırı planlayanların çizgisi işte budur. İddianameyi düzenleyen savcı, her ne kadar soruşturmaya re'sen başladığını ifade etse de bu ifadeye kimse inanmaz. Bekir Bozdağ bu savcının iddianame hazırlamasına eleştiri yöneltmişti. Böyle bir görevlendirmenin tartışmalara zemin hazırlayacağını ifade etmişti. 13.07.2016 tarihli Aydın Engin'in “Cihanda Sulh, peki yurtta ne?” isimli yazısı savcının soruşturma başlatmasına gerekçe olarak sunulmuştur.                        

Darbe girişiminde bulunanların Yurtta Sulh Konseyi olarak kendisini ifade etmiş olması ile savcı Aydın Engin'in yazısını darbe ile ilişkilendirmektedir. Ancak bu yazı hükümetin iç ve dış siyasetini eleştirmektedir. Savcı, Engin'in bu yazısıyla Cumhuriyet okurlarının darbeye destek verebileceğini düşünmektedir. 

Oda TV davasındaki savcılar ve hakimler, biz böyle savunma yaparken, havaya bakarlar, telefonlarıyla oynarlardı.

Bülent Utku iddianamenin çelişkilerinden bahsederken: Ama onlar dosyaya hakimdi. Bir sorun sorunca, ardından başka bir soru sormayı becerebilirlerdi.

İddianamede 12. sayfasında Yenigün A.Ş.'nin başkanı olarak görünürken, 16. sayfada Yenigün A.Ş. nin yönetim kurulu üyesi olarak görünüyorum. Cumhuriyet Vakfı'nın yönetim kurulu üyesi iken savcı beni yönetim kurulu başkanı olarak yazıyor.

Savcı araya girdi: Esasa ilişkin sözler değil.

Utku: Savcı bey savunmamda size de yer ayırdım.

Allah'ın sopası başlıklı bir bölüm var. O bölümde "Gülen'i nasıl koruduğunuzu" anlatacağım.

Avukatlar devreye girdi: Savunmayı kısıtlayamazsınız. Müvekkilim ne yaptığını biliyor.

Ses sorunu olduğundan dolayı 5 dakika ara verildi.

Duruşma tekrar başladı.

Utku: Bilirkişinin raporunda akla sığmayacak iddialar yer almaktadır. Bozuk saat bile günde 2 kez doğruyu gösterir. Ancak bu iddianame bozuk saatten daha beter. Sadece 1 kez (o da yarım)  doğruyu göstermeyi denemiş. İddianamenin yayın politikasına yönelik iddialarına dair tek cevabım şudur: sanane. Yayın politikasının değişmesi savcıyı ilgilendirmez. Sadece okurlarını ilgilendirir.

Savcının yayın politikasının değiştiği iddiasına yönelik gerekçesi Hikmet Çiçek'in sözleridir. Savcı Hikmet Çiçek isimli kafatasçıdan medet ummaktadır. Öte yandan Mustafa Balbay'ın twetlerini de hakkımızda suç duyurusu olarak görmüştür. İddianamede twete delil olarak kabul edilen ve Cumhuriyet gazetesinde FETÖ'cülerin olduğunu ifade eden Mustafa Balbay 2 Haziran 2017'de beni cezaevinde ziyaret etti. Bu çelişkili durumu "her cinayet olayında katil cinayet mahalline geri döner" ilkesiyle cinayet masasına devrediyorum.

Hakkımda suçlamalar ve deliller: ByLock kullandığı iddia edilen ve FETÖ soruşturmalarında sanık olan kişilerle görüşmek. Bu görüşmeyi neden yaptığıma dair savunmam delilleriyle birlikte mevcuttur. Ancak bu savunmayı yapmayacağım. Çünkü ceza yargılamasının temel ilkesi "iddia eden iddiasını ispatlar" niteliğindedir. Bu yüzden bu görüşmelerle "FETÖ'ye yardım ettiğimi" savcı ispatlamak zorundadır. Şu an ben bir FETÖ sanığıyım. Tutuklanmadan önce meyve aldığım manav şu anda FETÖ'ye yardımdan yargılanmalı mıdır? Bu iletişimlerin delil olarak kabul edilmesi hukuka, ahlaka, mantığa aykırıdır. 

Hakkımdaki 2. suçlama: Cumhuriyet Vakfı'ndan Yenigün A.Ş.ye para aktararak güveni kötüye kullanma suçu. Bu para aktarımı güveni kötüye kullanma suçunu oluşturmaz. Çünkü vakıf gazetenin çıkmasını sağlamak üzere hareket etmiştir. Yenigün A.Ş. ise gazeteyi çıkaran şirkettir. Şu an gazete çıkmaktadır. Yenigün A.Ş. borca batık değildir. Cumhuriyet Vakfı'nın parayı geri isteme gibi bir talebi yoktur.

E peki böyle bir durumda güven nasıl kötüye kullanılmıştır? İyi ki vakfın camlarını kırmamış, gazete arabasıyla kaza yapmamışım. Eğer yapsaydım, savcının mantığıyla, terörle görevli bir ağır ceza mahkemesinde yargılanabilirdim. Kötülükte sınır yoktur. İddianame ile amaçlanan "suç olsun dosya dolsun" mantığıdır. Böylece suç sayısı artmış olacak ve ceza miktarı kabaracaktır. Böylece kamuoyunda gazetelere yönelik bu operasyonun etkisi artmış olacaktır.

İddianamenin en önemli 2 sayfasına gelirsek: Savcılık suç yaratma kastıyla hareket etmektedir. Ancak bu konuda oldukça yeteneksizdir, iddialarında dayanaksızdır. Mahkeme heyetinin görmek istediği iddianame ise işte bu dayanaksız iddianamedir. Savcı sorgusunda benim Amerika'ya gidip gitmediğimi bilmek istiyor. Evet Amerika'ya gittim. Ama Güney Amerika'ya. Savcı bana Gülen'i okuyup okumadığımı, TV'de izleyip izlemediğimi sordu. Gülen'in kitaplarını okumadım ama okuysaydım da beni kandıramazdı. Kitaplarını okumadım ama Cumhuriyet gazetesine açtığı davaların dilekçelerini okudum, savunmalarını hazırladım. O davalarda Gülen'e 700 TL para cezası ödemek zorunda kaldık. Gülen'i TV'lerde izlemedim. Görüntülerde salya sümük ağlayan, saçma sapan hareketlerde bulunan adamı izlemedim. Ben cezaevindeyken konuşuluyordu, Hakan Şükür'ün attığı goller KHK'larla iptal edilecek, diye. Henüz iptal edilmedi ama madalyası geri alındı.

(Mahkeme başkanı gülüyor)

Madem KHK'lar her şeyin üstünde, o zaman bir KHK'yla da bizim Gülen'e ödediğimiz 700 TL'yi de talep ediyoruz. Ama bunun yanında Cumhuriyet'ten özür dilenmesini istiyoruz. Biz Cumhuriyet gazetesi olarak Gülen'in ipliğini pazara çıkarmaya çalıştık. Yaşamım darbeye, darbecilere karşıya mücadeleyle geçti. Darbenin ve darbecilerin hüküm sürdüğü dönemlerde itirazlarım hep sürdü. Böyle dönemlerde insan hakları ve hukuk kavramları dibe vurdu. İşte o günlerden birindeyiz. Ancak bugünler geçicidir. Cumhuriyet gazetesinden örgüt çıkaramazsınız. Örgüt arıyorsanız iddianameye bakın. Bu kadar hukuka aykırılığı bir arada bulundurmak ancak bir örgüt işidir. Bu iddianameyle TCK m. 77'de ifade edilen suç işlenmiştir. Bu suç siyasal nedenlerle kişiyi hürriyetinden yoksun kalma suçudur. Bu suç insanlığa karşı suçtur ve zamanaşımı yoktur.  Bu suçun işlenmesine rağmen beni yargılayacaksanız ilk taşı en suçsuz olanınız atsın. Bülent Utku'nun savunması sona erdi. Mahkemenin sorularına geçildi.

Mahkeme başkanı: Manşetlerin oluşumunda, haberlerin seçiminde etkiniz oldu mu? Olduysa ne kadar oldu?

Utku: Anayasal haklarımı ihlal eden bir sorudur.

Utku'nun avukatı: İddianame yasada belirtilen unsurlardan hiçbiri yer almıyor.

Savcı: Esasa ilişkin bir savunma göremedim.⁠⁠⁠ Savunmanızda sürekli soruşturma savcısı, duruşma savcısı, mahkeme heyeti gibi mahkemenin unsurlarını hedef alan açıklamalarınız var. Ben daha önce de Cumhuriyet soruşturmalarında görev aldım. O soruşturmalarda takipsizlik kararı da verdim. 

Avukatlar itiraz ediyor: Bu konu sizin şahsınızla ilgili değil. (Savcı davayı şahsileştirdi şeklinde itirazlar var)

Savcı: Her savcı gibi biz de objektif, bağımsız, tarafsız görev yapıyoruz. Konuyu kişiselleştirip yargılamayı farklı bir alana çekmek istemiyorum. Diğer savcılar da bu doğrultuda tarafsız, bağımsız davranmaktadır. Bunu ifade etmem gerekiyor.

Utku: Savcının esasa cevap vermediğim yönündeki görüşlerine katılmıyorum.

Avukat Ayhan Erdoğan: Bu iddianamenin ve yargılamanın çalışması önceden belirlenmiştir. Savcı iddianame kapsamında hazırlanan raporlarla yetkisini devretmektedir. Bu yetkiyi "Reis'e hayran olan" bilirkişilere devretmektedir. Tüm Türkiye ve dünya ByLock'un ne olduğunu 15 Temmuz 2016'da öğrendi. Ancak benim müvekkilim 2013'te konuştuğu 3 kişinin telefonunda ByLock olduğu için tutuklanıyor, yargılanıyor. Böyle bir yargılama, böyle bir iddianame ancak kastla yapılmaktadır. Böyle bir iddianame ile herkes tutuklanabilir, yargılanabilir.⁠⁠⁠⁠ Bu iddianame yönlendirmeyle hazırlanmıştır. Yargılamada ortada bir delil yok. Tanıklar tanık değil, bilirkişiler bilirkişiler değil. 

Duruşmaya yarım saat ara verildi

13.30 Basın açıklaması yapıldı

Acıklamayı dışarıdaki gazeteciler adına Ertuğrul Mavioğlu okudu:

Bu dava sadece Cumhuriyet'in davası değil. Demokrasinin varlık davasıdır. Evrensel hukuk düzleminde hak ve özgürlüklerinb kullanıp kullanılmadığının sınandığı bir davadır. Bu davanın sonucu, Türkiye'de halkın haber alma hakkının önündeki engellerin vaziyete göre sekil alması açısından da önemli. İlk iki günde gazeteci arkadaşlarımızın yaptığı savunmalara bakıldığında davanın mesnetsiz ve çökmüş olduğu görülecektir. Hayatta tek dikili ağaçları çocukları olduğunu beyan eden gazetecilerle başedemezsiniz.

11.28 Murat Sabuncu savunma yapıyor

Murat Sabuncu'nun savunmasıyla duruşma başladı. Murat Sabuncu'nun yanında jandarma erinin durmasına avukatlar itiraz etti. Mahkeme başkanı, "sürekli itirazkar olunmasını kabul etmiyorum" dedi. Jandarma eri yerine oturdu. Avukatlar savunmaya baskı olarak değerlendirdi.

Murat Sabuncu savunmasına başladı:

150'nin üzerinde gazeteci cezaevinde olduğu için Basın Bayramı'nı kutlayamadık. Bağımsız gazeteciliğin bedeli tutuklanmak ve cezaevine konmak. Savunma yapmak için 9 ay beklemek. Biz bunları yaşadık. Bu davanın savcısı FETÖ üyesi olmakla suçlandı. Ağırlaştırılmış müebbetle yargılanan bu savcı tutuksuz ve işinin başında. Bizler bu savcı tarafından FETÖ'ye yardımla suçlanıyoruz ancak tutukluyuz. Ve kalemlerimiz elimizden alındı. Davanın tanıkları ise Hüseyin Gülerce ve Latif Erdoğan. Bilirkişi ise 28 yaşlarında bir bilgisayar mühendisi.                       

Bilirkişi haberlerimizi ve manşetlerimizi cımbızlayarak bir rapor hazırladı. Davada yer alan kişilerin genel tablosu budur. 31 Ekim'den bugüne 20 Cumhuriyet çalışanı gözaltına alındı, kimisi tutuklandı. 200 kişinin çalıştığı bu gazetenin yüzde 10'u gözaltına alındı.                       

İddianamedeki benimle ilgili konuları cevaplıyorum:

1. suçlama: Cumhuriyet Vakfı'nın ele geçirilmesi.

Ben vakfın üyesi değilim. Vakfın ele geçirildiği söylenen toplantıda ben yokum, hatta o tarihte Cumhuriyet'te çalışmıyorum. Toplantı tarihinde Cumhuriyet çalışanlarını da tanımıyorum. Yani iddianame bana şunu söylüyor:

“Murat Sabuncu sen, çalışmadığın bir gazetede, hiç tanımadığın insanlarla, üyesi olmadığın bir vakfı ele geçirmeye çalıştın.”

2. Suçlama: Tanık beyanları

Önceden gazeteciler haberin ve tarihin tanığı olurlardı. Şimdi ise meslektaşlarının yargılandığı davalarda aleyhe tanıklık yapıyorlar.

3. Suçlama: HTS kayıtları

Bir gazeteci herkesle temas eder, ancak herkesle mesafesini korur. Bir gazeteciye "şunlarla neden görüştün" denmesi abes olacaktır. Savcı iddianamede 215 bin ByLock'çu olduğunu ifade etmiş. Ben bu insanların 13'ü ile görüşmüşüm. Yani 18.000'de 1, ki görüştüğüm zamanlarda bu kişilerin ne bir firariliği, ne sanık sıfatı oluşu söz konusu değildir. Hakkında soruşturma olan 170 bin kişiden ise 10 kişi ile görüştüm. Ben Mehmet Ekinci ile de görüştüm. Hatta aynı ortamda da bulundum. Mehmet Ekinci OdaTV davasının hakimidir. O hakimle aynı duruşma salonunda bir arada bulunduk. O günler iktidarla FETÖ yargıçlarının, polislerinin yan yana olduğu zamanlardı. Ahmet Şık'ın deyimiyle "onlara dokunanın yandığı" dönemdi ve biz o zaman gazeteciliği savunduk. 

4. Suçlama: Twitter'da attığım tweetler

FETÖ liderini sempatik göstermekle suçlanıyorum. Bugünün iktidarının geçmişte FETÖ ile kurduğu sempatik ilişkiyi göstersek keşke. Muhterem Fethullah Gülen ile başlamayan gazetecilere saldırıldığı günlerden bugünlere geldiğimizi göstersek keşke. Attığım twetlerden biri, 17 Aralık sansürünün Cumhuriyet tarafından kabul edilmeyeceğidir. Bu tweetten dolayı "17 Aralık darbe teşebbüsüne destek vermek" ile suçlanıyorum. Bir gazeteci elbetteki o süreçte yaşananları merak eder, yaşananlar üzerine gider. Diğer yandan 17 Aralık darbe teşebbüsü ise, neden dönemin Cumhurbaşkanı Gül, Fethullah Gülen'e aracı gönderdi. Neden Fehmi Koru, ABD'den Türkiye'ye mektup alışverişi yaptı?

Gazetemizin başlıklarını savunmaya geçiyorum

Bir gazeteci olarak en çok zorlandığım yer burasıdır. Her şey unutulur ancak bir duruşma salonunda bir gazetenin manşetinin açıklanarak "şöyle demek istedik, böyle anlaşılmasın" demek asla unutulmayacak. Öte yandan iddianamede konu olan manşetler benim resmi ve fiili olarak göreve başladığım zamandan önce atılmıştır. 

Yurtta savaş dünyada savaş manşeti. 

Bu manşetle bizim 15 Temmuz darbe girişimini desteklediğimiz iddia ediliyor. Şöyle ki; Darbe Girişimi Çatı İddianamesine göre, darbeciler darbeyi 1 Kasım 2015 seçiminden sonra planladılar. 9-10 Kasım günleri başlangıç kabul ediliyor. Ancak bugünkü iddianameye göre, bizler darbecilerin darbe planından da önce darbeyi biliyorduk ve destekledik.

Cadı avı başladı manşeti

Bu başlığı anlatmaya gerek yok karşınızda biz varız. İbrahim Kaboğlu, Murat Sevinç, Cihangir İslam'ın tuklanması cadı avı değil mi, 120 bin kişinin ihraç edilmesi cadı avı değil mi? 

Mahkeme başkanı: Cumartesi Anneleri hakkında 'devlet tarafindan kaybedilen' dediniz, bu konuda bilginiz var mı?

Mehmet Sabuncu: Cumartesi Anneleri 644. haftadır toplanıyor. bunu devlete sormak lazım. Ben gazeteci olarak sorarım.

Savcı: Mehmet Ekinci ile görüştünüz mü? Görüştüyseniz ne konuştunuz?

Mehmet Sabuncu: Oda TV davasında gördüm başka bir tanışıklığım yok

11.07 Duruşma Başlıyor

Davanın ikinci duruşması başlıyor. Dün olduğu gibi bugün de davayı izlemeye ve destek vermeye pek çok kişi geldi.

Cumhuriyet Gazetesi Davası bugün Çağlayan Adliyesi'nde görüldü