Habertürk'ten Kübra Par'ın sorularını yanıtlayan Hayati Yazıcı'nın açıklamalarının ilgili bölümü şöyle:

- 16 yıla bakınca sevabınız mı çok, günahınız mı?

Bu kadar icraat yapıp bu kadar değişim ve dönüşüm gerçekleştirip de “Hiç hatamız yok” diyemeyiz. Hatalarımız var ama icraat o kadar yoğun ki bu yoğun kazanımlar yanında hatalar devede kıl olarak bile gözükmüyor. Ama biz megaloman değiliz, bir yerde yanlış yapmışsak, hesabımız tutmamışsa, “Bunu yaptık, dönmeyelim” demedik. Özeleştiri yaptık. Dönüp düzelttik.

- 2002 yılında yola çıktığınızda özgürlükler ve demokrasi konusunda büyük vaatleriniz vardı. Avrupa Birliği hedefine sıkı sarılmıştınız. Sadece muhafazakârlar değil, liberaller de size destek veriyordu. Ama son dönemde “Otoriterleştiler, daha baskıcı oldular” eleştirileri dile getiriliyor...

 

Bunu hak etmiyoruz. Gerçekten böyle bir şey olsa, biz de bu tür şeylere tavır koyarız. Ben hukukçuyum. İktidarımızı, “Türk insanının baskılandığı, düşündüğünü ifade edemediği, hak ve özgürlüklerinin kısıtlandığı, her şeyin siyasi güç tarafından baskılandığı bir yönetim şekli” olarak nitelemek fevkalade haksızlıktır. Yanlış uygulamalar olabilir ama bu yanlış uygulamaların tamamını siyasi organa veya onu temsil eden makama atfetmek doğru değildir. Burada birey olarak her birimize görev düşüyor. Türkiye’nin kaliteli yönetilmesi gerekir. Yargı alanındaki bu kaliteyi de uygulayıcılar sağlayacaktır. İnsanlar hata yapıyorsa, onların hatalarını toplayıp birisine boca etmek yanlıştır.

- Peki, bazı yargı kararlarına şaşırdığınız veya tasvip etmediğiniz oluyor mu? Çünkü son dönemde çok sayıda tutuklama oluyor. “Muhalif kesimin sesi bastırılıyor” diye düşünenler var.

Yargı kararlarının hepsinin doğru olduğunu söylemem mümkün değil. Zaten öyle bir şey olsa o yargı alanı dinamik olmaz. Somut bir olayla ilgili bir hâkimin değerlendirmesi farklı olabilir, bir başkasınınki farklı olabilir. Denetimini de bir üst mahkeme yapıyor. O sonuçların denetimini de kamuoyu yapıyor. Verilen kararlar kamuoyunda ne oranda adil algılanırsa, güven de o kadar artacak.

- Ama tam da son yıllarda yargıya güven sarsılmadı mı?

Bu konuda yaşadığımız sorunlar kanunla düzeltilecek şeyler değil, eğitime dayanıyor. İnsan yetiştirmek önemlidir. Anayasa’da değişimler yaptık, yeni bir Ceza Kanunu yaptık. Avrupa Birliği müzakere süreci kapsamında Kopenhag kriterlerini hayata geçirdik. Ama bu alanda görev yapacak kamu personelinin nitelikli yetişmesi çok önemlidir. Yargı alanında görev yapan kamu görevlileriyle ilgili, 2010’dan önce başka bir yapı vardı. “Daha katılımcı bir yönetim oluşsun” düşüncesiyle yasa değişikliği yaptık. Çok iyi niyetle yapılan düzenlemelerdi. Ama HSYK’nın oluşumunda bir başka kesimin hâkim olabileceğini hesaplayamadık. Tabii ki yargı büyük zarar gördü. 15 Temmuz’dan sonraki KHK’lar çerçevesinde, FETÖ mensupları kamu alanının dışına çıkarıldı. Bu da eksilmelere yol açtı. Yargılama, çok özen isteyen bir faaliyettir. Henüz mesleğinin başındakilerin göremeyeceği işler de var.

- Peki FETÖ’cülerden sonra ortaya çıkan boşluğu doldururken ne kadar hakkaniyetli davrandınız? “AK Parti boşalan kadroları kendi düşüncesindekilerle doldurup yargıyı siyasallaştırıyor” diye eleştiri var...

Bunlar efsane söylemler. Nihayetinde bu göreve getirilenler, belli koşulları karşılamaları sonucunda seçiliyor. Haklarında güvenlik soruşturmaları da yapılıyor. Sonuçlara herkesin itimat etmesi gerekir.

Röportajın tamamı

(Fotoğraf: Habertürk)