Demirtaş'ın tutuklu bulunduğu dosyadan ilk kez hakim karşısına çıktığı duruşma üçüncü gününde devam ediyor.

Gazete Duvar’ın haberine göre, Sincan Cezaevi Kampusü Duruşma Salonu'nda yapılan duruşmada Demirtaş, 31 fezlekenin birleştirilmesiyle oluşturulan dosyanın geneli üzerindeki beyanda bulunuyor.

Mahkeme Başkanı'ndan avukatlara fotoğraf uyarısı

HDP milletvekilleri ile yaklaşık 50 avukatın izlediği duruşmanın 3'üncü günü mahkeme başkanının fotoğraf tepkisiyle açıldı. "Bir üzüntümü dile getirmek istiyorum" diyerek söze başlayan Mahkeme Başkanı, duruşma salonunda müdafi sıralarından çekilmiş bir fotoğrafın internet sitelerinde yayınlandığına dikkat çekti ve "bunu bir avukat arkadaşa yakıştıramıyorum" dedi.

Avukatlardan duruşma sırasında cep telefonlarını dışarı çıkarmamasını talep eden Mahkeme Başkanı daha sonra dosyanın tamamının taralı olarak içinde yer aldığı 3 DVD'yi Demirtaş'a teslim etti.

Demirtaş, duruşmanın ilk gününde dosya eklerini görmediğini, talep etmesine karşın verilmediğini, verildiğinde de ücret talep edildiği yönünde değerlendirmeler yapmıştı.

 

Mahkeme Başkanı bunu hatırlatarak "200 TL kârdasınız" dedi. Demirtaş ekleri incelemek için zaman talep edeceğini söyledi

 

Mezopotamya Ajansı'nın haberine göre Demirtaş'ın savunmasının tam metni şöyle:

Savunmasında hakkındaki iddianamenin kabulüne ilişkin itirazlarını sıralayan Demirtaş, dokunulmazlıkların kaldırılması öncesindeki gazete manşetlerini tek tek mahkeme heyetinin dikkatine sundu. Demirtaş, "Şu kadar yayını Demirtaş uzaylıdır diye yazsalardı, herkes benim uzaylı olduğuma inanırdı. Dokunulmazlıkların kaldırılmasından önce medyaya taşınan manşetlerle bir algı operasyonu oluşturulmuştur" dedi. 

'Hukuk rezaletine ses çıkarmadınız!'

Anayasa 83/2. maddesine atıfta bulunan Demirtaş, "Meclis kararı olmadıkça tutuklanamayacağını, ancak buna rağmen 15 aydır tutuklu olduğunu belirtiyor. Mahkeme bu denetimi de 15 ay boyunca yapmadı. Milletin iradesini korumanız lazım, Selahattin Demirtaş’ın değil! Parlamento korkuyor, yargının cesur olması lazım. Denetim ancak böyle sağlanır. Her gün kanunlar çıkarılıyor, Anayasa değişikliği yapılmaya çalışılıyor, milletin iradesi olan bizler de bu olanları bir hücrede izlemek durumunda bırakılıyoruz. Biz de izliyoruz, yargı da izliyor. AKP Parti Sözcüsü; Meclis’te tutuklamadık, uzun süre tutuklamadık diyerek yargı yerine karar verdiklerini alenen beyan etmiş oldular. Tarihin tekerrürden ibaret olduğu düşünülebilir ama öyle değildir. Demokrasi güçleri bugüne dek büyüyerek geldi. 1,5 yıl içerisinde 3 bini aşkın HDP’li tutuklandı. HDP bir anda suç işleme kararı mı aldı? Yargı bir anda HDP hakkında karar mı aldı? Anayasa değişikliğini yapmak için HDP’yi kriminalize etmeleri gerekiyordu, o nedenle usule uygun olmayan şekilde bizleri tutukladılar. 31 fezlekeden 1 fezleke tarafıma tebliğ edildi. Geri kalan 30 fezlekeden gizlilik kararı sebebiyle haberdar olamadık ama 31 fezleken savunmam isteniyor. Soruşturmadan bu yana dosya önünüze siyasi saiklerle geldi. Ancak siz usule aykırılıkları gidermek yerine, heyet olarak emniyet müdürlüklerine yazı yazarak başka deliller elde etmeye çalıştınız. Şu ana kadar adil yargılanacağıma dair en ufak bir izlenim edinmedim. Lehime olan delillere dair tek işlem yapılmadı. Heyet olarak bugüne kadar olan hukuk rezaletine ses çıkarmadınız. İçeride de olsak dışarıda da olsak bu ülkenin demokratikleşmesi için çalışmaya devam edeceğiz..."

Erdoğan’ın sözleri hatırlattı mahkeme müdahale etti

Demirtaş savunmasında dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın dokunulmazlıklarla ilgili sözlerini hatırlattı. Bu sırada Mahkeme başkanı “Usule ilişkin itirazlarınızı açıklayın, başka konulara giriyorsunuz” diye müdahale etti. Demirtaş ise, “Dokunulmazlık bu kadar önemli, böyle olacaksa savunma yapmam o zaman. Dokunulmazlığı kaldıran Erdoğan’sa buna dair söz söylemem gerek” karşılık verdi.

“İçtüzük Kanarya Sevenler Derneği tüzüğü değil”

Dokunulmazlığın kaldırılmasında siyasi saiklerle hareket edildiğini, amacın HDP’yi siyasetten tasfiye olduğunu söyleyen Demirtaş, bu kaldırma sürecinin ayrıca İçtüzük hükümlerine aykırı olduğunu kaydetti. Demirtaş, “İçtüzük Kanarya Sevenler Derneği tüzüğü değildir, İçtüzük Anayasanın önemli bir parçasıdır” dedi.  

“Kişiye özel anayasa değişikliği yapılamaz”

Usule uygun Meclis kararı bulunmadığını, Anayasa değişikliği ile geçici madde koymanın Meclis kararı olmadığını söyleyen Demirtaş, bu süreçte CHP’nin tavrına da dikkat çekti ve ekledi: “Anayasaya aykırı bir düzenlemeye evet derken ne oldu işte CHP milletvekili de içeride.”

CHP, Anayasa Mahkemesine götürmediği için yapılan değişikliğin Anayasa Mahkemesi denetiminden geçemediğine dikkat çeken Demirtaş, “Anayasa değişikliği kişiye özel yapılamaz. 132 milletvekilinin milletvekilliğini kaldırmak kişiye özgü düzenlemedir” dedi. 

“Biz bu ülkenin paryaları değil evlatlarıyız” 

Tutuklu yargılandığı dosyayla ilgili eleştirilerde bulunan Demirtaş, “Benim itirazlarımı dinlemeniz lazımdı. Biz bu ülkenin yurttaşlarıyız. Bu vatanın evlatlarıyız. Biz bu ülkenin paryaları değiliz. Adalet mülkün temelidir. Sarsılırsa mülk sarsılır. Yargıçların hukukun egemenliği ilkesini sonuna kadar savunması gerekir. Yapmazsanız sıkıntı olur. Yaparsanız ne olur yurttaş sıkıntı yaşar. Türkiye batmaz. Demokratik bir ülke olacak. Bunun için var gücümüzle çalışacağız. Bu suçu işleyenler yargı önünde hesap verecekler” dedi. 

Demirtaş konuşmasının sonunda itirazları doğrultusunda yargılamanın durdurulması, düşürülmesi gerektiğini söyledi. Mahkeme talepleri değerlendirmek için öğlen arası verdi.

Demirtaş’a Çin Seddi!

Mahkeme başkanı ara verdikten sonra Demirtaş’ın çevresindeki jandarmalar ayağa kalktı, Demirtaş’ın çevresinde ellerini birbirinin omzuna atarak bir çember oluşturdu. Bu manzara avukatlar ve siyasetçilerin “Bu nedir? Çin Seddi mi kuruldu? Halay mı çekiliyor” itirazlarına yol açtı. Mahkeme başkanı güvenlik için olduğunu söylerken, bazı milletvekillerinin Demirtaş’ın elini sıkmasına izin verildi.

Demirtaş, askerler eşliğinden çıkartılırken, izleyiciler “Seni seviyoruz başkanım” dedi, geldikleri şehirlerden getirdikleri selamlarını Demirtaş’a iletti. Demirtaş da onlara el salladı. 

‘Bunlar İmralı’dan talimat alıyor’ suçlamasına yanıt verdi

Duruşmaya verilen aranın ardından savunmasına devam eden Demirtaş, kendilerine iktidar cephesinden yapılan “Bunlar İmralı’dan talimat alıyor” şeklindeki suçlamalara dair çok önemli açıklamalarda bulundu. 

Demirtaş, “Şahsımla ilgili de özel bir hassasiyeti var. Sadece partimle ilgili değil. 2010 referandumunda partim boykot kararı aldı. Bizim üzerimizde ‘evet’ oyu verilmesi için baskı oluşturuldu. O dönemde partimin içinde olmadığı bir çözüm süreci vardı. Oslo süreci olarak bilinen Hükümet ve PKK yetkililerinin yüz yüze görüştüğü süreç. Anayasa teklifi sunuldu. Biz 2 şeye itiraz ettik. Birincisi kimlikle ilgili düzenleme olmamasına, ikincisi de HSYK ve yüksek yargıyla ilgili düzenlemelerdeki tehlikelere dikkat çektik. Diğer maddeler mavi boncuk olarak yer aldı.

‘Bakanın kendisi İmralı’dan yazı getirdi’

Boykot kararı aldık. Ne yaptılar biliyor musunuz? ‘Bunlar İmralı’dan talimat alıyor’ diyorlardı ya. Abdullah Öcalan’ın el yazısıyla Bakanın kendisi İmralı’dan yazı getirdi. Bana getirdi. Niye, referandumda hem parlamentoda hem dışarıda ‘evet’ oyu vermemiz için. İnkar ederlerse tanıkları burada dinleteceğim. Kabul etmedik. Hem yazıda öyle bir şey yok. Abdullah Öcalan’ın el yazısı. Defalarca adada, 8 defa ben İmralı’ya gittim. Yazı şu: 

‘Partimiz hangi kararı verirse saygı duyuyoruz. Ama Anayasa değişikliği acaba yeni bir diyaloğun, çözüm sürecinin önünü açar mı, parti olarak değerlendirmenizi rica ediyorum.’

Destekleyin ya da desteklemeyin demiyor. Bunu İmralı’nın talimatı diye hükümet getirdi. Bizim İmralı’dan talimat aldığımızı söyleyenler Öcalan’ın el yazısıyla getirdi. Kabul etmedik. Boykot tavrımızı sürdüreceğiz dedik, uzlaşı istiyorsanız diğer maddelerdi. HSYK ve dil kimlik ile ilgili değişiklikleri geri çekin dedik. Kabul etmedik. 

‘Partimize karşı siyasi baskıyı başlatan bizatihi kendisidir’

Majesteleri öfkelendi tabi, ‘Hani İmralı’dan talimat alıyorlardı’ demiş bakanlarına. Onlar da ‘bilmiyoruz vallahi’ demişler. Bizimle ilgili asıl kriz, o zaman başladı. Sen misin biz Oslo’da çözüm süreci yürütürken, benim Anayasa değişikliğimi desteklemeyen. Partimize karşı siyasi baskıyı başlatan bizatihi kendisidir.” 

‘Adaylığımdan rahatsız oldu!’

Bu sözlerinin devamında “Niye bu iddianameler siyasi saiklerle hazırlandı, niye benimle husumeti var anlatıyorum. Tanıklarını da dinleteceğim” diyen Demirtaş,  devamında şunları söyledi: 

“2014 Cumhurbaşkanlığı seçimi. 2014’te de İmralı çözüm süreci vardı. Hiçbir şekilde Cumhurbaşkanı adayı olma talebim yoktu. Ama partim beni aday gösterme kararı aldı. Onur duydum. Ne yaptı, İmralı üzerinde adaylığımı geri çekme baskısı yaptı. Tanıkları var. Devlet adına görüşmeyi yürüten heyet, ‘Beyefendi (Erdoğan) çok rahatsız oldu adaylığınızdan, hem çözüm süreci yürütüyor hem niye aday oldunuz’ dedi. Biz kendisinin kölesi miyiz? Cevabım buydu. Biz demokratik siyaseti güçlendirmek için çözüm süreci yürütüyoruz. Biz PKK’ye silah bıraktırmak için uğraşıyoruz da HDP’ye siyaseti bıraktırmak hedefler arasında değil. Biz demokratik siyasette güçleneceğiz deyince niye rahatsız oluyor? Çözüm sürecinin ruhuna bu aykırıdır. 

Kampanyasının ortasında, gene tanık dinletebilirin, şu anda yüksek bürokraside görevli birisi geldi ve ‘beyefendi çok rahatsız’ dedi. ‘İkinci tura kalmamım kendisi açısından ne yararı var, çözüm sürecini hiç mi düşünmüyor.’ Çünkü anketler yüzde 10’un üzerinde gösteriyor beni, diğer aday Ekmelettin İhsanoğlu beklenen oyu alsaydı, ikinci tura kalıyordum. Cevabım aynen şu oldu: Kendisine söyleyin demokratik siyasete inanıyoruz. Demokratik bir şekilde de çalışmamızı yürütüyoruz. Bunun çözüm sürecine nasıl aykırı olduğunu iddia edebilir. Ben aday oldum son güne kadar da kampanyayı en güçlü şekilde yürüteceğim.

İnanamıyorum, niye uğraşsın ki koskoca cumhurbaşkanı bir siyasetçiyle niye uğraşsın. Uğraşır, uğraşacak çok şey bulur. 7 Haziran seçiminde parti olarak seçime girmeyelim diye İmralı üzerinden bize baskı yapmaya kalkıştılar. Devlet İmralı Heyeti; ‘Çözüm sürecine aykırıdır’ dedi. ‘20-25 milletvekili neyinize yetmiyor, bağımsız girersiniz’ dedi. 

Niye AKP’ye 400 milletvekili lazım. Tek başına Anayasa değiştirecek. Bir gün sonra HDP, PM kararı olmamasına rağmen parti olarak seçime gireceğini açıkladı. Partim 7 Haziran’da parti olarak seçime girmeliydi. Doğru yaptı. PM de hemen ardından oy birliği ile bu kararı aldı.  Çünkü kendisi engellemeye çalışıyor. Kandil’in, İmralı’nın talimatlarıyla Demirtaş şunu yaptı diyenler, bana bunları yaptırmaya çalıştılar.”

Demirtaş’ın savunmasının ikinci bölümü şöyle: 

“Birkaç alıntı ile başlamak istiyorum. Tabi ki bir belgenin başına iddianame yazmakla hukuken iddianame haline gelmiyor. Yakın tarihimizde çok sayıda kumpas yalan iftira davaları ortaya çıkmıştır. Bu iddianame de bir kumpas ve komplo iddianamesidir. Birileri başına iddianame yazdı diye benim de iddianame olarak kabul etmemi beklemeyin. 

Yalan herkesi yok etmek için kullanılan ilk silah oldu. En teknolojik silahlar ateşlenmeden önce yalan söylenir. Yalnız devlet adamı yalan söyleyebilir. Yalan devletin yararı gereği yurttaşları ya da devleti aldatmak için söylenebilir der Platon. Devletin en büyük günahlarından biri kendisini yurttaşlarından ayırıp onları kandırmak için yalan kullanır. Yalan devletin tekelindedir, devlet yalan söyler devlet adına hareket edenler de aynısını yapar. Devlet mitolojik bir varlık olmuştur artık ve Leviathan giderek büyümektedir.

En teknolojik silahlar, tüm dünya devletleri tarafından ateşlenmeden önce yalan silahı kullanılır. Ülkemizde de halen geçerliliği olan bir moda. Yalan onu söyleyen ve onu hedef alan arasında ezilmiş kişiyi hedef alır. O palavraya inanmayan ve onu tekrar ederek yalanın taşıyıcılığını yapana ne denir? Ayın elemanı mı, halkla ilişikler amiri mi? 

Hassas totaliter rejimlerde sık rastlanır yalana. İnsana kendisini güçsüz hissettirir. Kendi ayakları üzerinde direnme ve yalanı ifşa etme gücünü yitirirsiniz. 

Orwel ve Berger’den örnekler

Orwell şöyle der: ‘Evrensel dolandırıcılığın hüküm sürdüğü zamanda gerçeği söylemek devrimciliktir. Elimden geldiğince gerçeği paylaşmak için çabalayacağım.’ Orwel der ki ‘‘hiçbir şey yasa dışı değildi, çünkü artık yasa diye bir şey yoktu.’ 

Anayasanın ayaklarında altına aldığı bir dönemde kanunları ihlal ettiği söylenen yasa koyucu olarak yargılanmaya başlandım. Berger bir romanında şöyle der: ‘Biz yasaların dışında doğduk ne yaparsak yapalım yasaları çiğniyoruz. Onlarsa yasaların tam içinde doğmuşlar ne yaparlarsa yapsınlar yasalar koruyor’ 

Bizim de karşı karşıya olduğumuz durum budur. Benim suçlu olup olmadığıma benim söylediklerime bakarak karar vermeyeceksiniz. Benimle ilgili söylenenlere bakarak karar vereceksiniz. Benim hakkımda söylenenler hakkında, algılarla oluşturulmuş bir iddianamedir. Benimle ilgili ne söylediklerini anlatmak durumunda kalacağım bu yüzden. 

Nasıl bir azılı teröristmişiz algısı yaratıldı. Bu algı üzerine fezlekeler hazırlandı bu algı üzerine iddianame hazırlandı, kabul edildi, dokunulmazlığımı tanımayarak iddianameyi yüzüme okudunuz. Dolayısıyla benim ne söylediğim değil başkalarının benim hakkımda ne söylediğini tartışarak karara vereceksiniz. Nihayetinde kafanızda şekillenen karar böyledir. 

Tarihte birçok hukukçunun yaptığı bir tespittir: “Kanıtın yokluğunda ağır cezanın kendisi kanıt haline gelir.” Demirtaş için 3 yıl ceza isteyemezsiniz. Kamuoyunu ikna edemezsiniz 2 yıl isterseniz. 150 yıl istemeniz gerekli. Begoviç için istenen ceza da böyledir. Yaptığı tek şey İslam Deklarasyonunu yayımlamasıdır. Begoviç de 5 yılını cezaevinde geçirdi, çıktı devlet başkanı oldu. 

Şöyle devam ediyor: Hafif bir ceza şüphe doğurur, sert bir ceza verilirse şüpheler giderilmiş olur. Nazilerin yöntemi, meşrulaştırma biçimi buydu. 

Begoviç, deklarasyon yayımlandıktan sonra vatan haini ilan edildi. ‘Eğer gerçekten suçlu olsaydım adil yargılanırdım. Adil yargılanmadım çünkü masumdum’ dedi. Uzun yıllarını hapiste geçirdi, iki de kızı vardı. 

“Faşizm her yerde faşizmdir”

Olaylar tarihsel olgulara, coğrafyalara göre değişir ama zulüm her yerde zulümdür. Faşizm her yerde faşizmdir. Bunun meşrulaştırabilecek bir dayanak tarih boyunca bulunamaz. Elbette meşrulaştırmak için siyasal meşruiyetler oluşturmuşlardır. Tarihe zulüm olarak geçmişlerdir bunlar. Kendi dönemlerinde başarı olarak geçse de zaman tarih yazmaya geldiğinde faşizm, baskı, zulüm olarak anılmıştır. 

Ben de böyle bir dönemde, faşizan baskıların estirildiği bir dönemde adil olmayan yargılanmayla adına iddianame bir metne cevap veriyorum. 

Öyle bir dönemdeyiz ki insanlar çocuklarını cezaevinden kurtarmak için avukata değil AKP il başkanlarına gidiyorlar.. Meslektaşlarım buradalar, müvekkillerinin AKP binalarının kapısındalar. Mahkemeniz açısından herhangi bir iddiada bulunamam tabi. 

İlginçtir, güçlü iktidar, güçlü lider, lidere bağlı söylem o kadar meşrulaştırılıyor ki, 15 ay önce bunu kabul etmezdim. Türkiye’yi kurtaracak olan kişiler, partiler değil halkın kendisidir. Ona güvenmeyen, inanmayanın hiçbir kalıcılığı yoktur. Ama onlar kendi döneminin kudretlileridir. 

Örneğin Erdoğan şöyle bir demeç verse şu saatte, ‘Kardeşim milletvekili tutuklanır mı’ dese, bizleri tutuklu yargılayan heyetlerin çoğu ‘sabah olsun da tahliye edelim’ diye uyuyamaz.  Tabi mahkemenizi itham etmeyeyim. Recep Tayyip Erdoğan, ‘tutuklu milletvekili yargılama milletin iradesine hakarettir’ desin içeride vekil kalmaz. Ben bu şekilde tahliye olacaksam olmayayım. Dolayısıyla bu dosya üzerindeki baskıya kim boyun eğer bilmiyorum ama benim boyun eğmeyeceğim kesin. Bu bir kumpas davasıdır tüm aşamalarda hukuki olarak elimden geleni yapacağız. 

Bu dosya ne zaman biter bilmiyorum. AİHM’e kadar aşamaları var. Benim dosyama müdahale ettiğini söylediğim kişi nasıl bir yürütme gücü kullanıyor. Erdoğan, o kadar her şeye muktedir mi? Değil tabi ondan büyük Allah var ama bakın neler yapmış: Örneğin belediye başkanlarına kayyum atanması, Efkan Ala direndi, onu görevden adı tüm belediye başkanlarını görevden adlı. Üniversitelerde rektörlük seçimlerini kaldırdı, kendisi atamaya başladı. Bunu parlamento yapmadı. Mesela Beşiktaş stadyumunun bitirilmesi emrini bir cumhurbaşkanı nasıl vermiştir. Ne ilgilendirir cumhurbaşkanını? TEOG sınavlarını kaldırmıştır. Niye öyle istemiştir? Ne soran olmuştur ne sorgulayan olmuştur. Üniversite giriş sınavlarını acilen değiştirmiştir. O kadar acele etmiştir ki ÖSYM telaşla öğrencileri perişan etmiştir. Her mahalleye imam hatip açılacak demiştir. AKPli belediye başkanları istifa etsin demiştir. Belediye başkanları ağlaya ağlaya burnunu çeke çeke istifa ettirmiştir. İmamlara nikah yetkisi isteseniz de istemeseniz de çıkacak demiştir ve çıkmıştır. Parlamentonun açılış kapanış saatlerini kendisi belirlemiştir. Bugün sabaha kadar çalışacaksınız, kapatın tatil yapın demiştir.  Parlamento açılış kapanış saatleri tüzüğe göre değil majestelerinin keyfine göre belirlenmiştir. Meclis iç tüzüğü onun talimatıyla değişmiştir. Ülkede tek bir yargıç, Danıştay, Sayıştay gıkını çıkarmamıştır. Bunlar örnek sadece. Başkanlık sistemine geçiş, kendisi karar vermiştir. Algıyı yaratmış, kampanyaları yönetmiş, bizleri tutuklamış hileyle hurdayla getirmiştir. Yardımcı doçentliği kaldırmıştır. Parlamento tartışamamıştır bile. KHK’leri tek tek incelemiş, MGK toplanmadan, bakanlar kurulu toplamadan MGK tavsiye kararı varmış gibi yaparak KHK’leri çıkarmıştır. Tek başına 650 kanunda değişiklik yapmıştır. 

Tuhafınıza gitmiyor mu? Ben 3 tane kanunu ihlal ettim diye 15 aydır hücredeyim. Buna kimse itiraz etmeyecek mi? 650 kanun değiştirmiş. Biz itiraz ederiz. OHAL’in sürekli uzatılması. 80 milyon, bir kişinin iki dudağından çıkacaklara mahkum olmuş. Savcı bey beni ülkeyi bölmekle suçluyor, alın size bölücülük. Ülkenin tüm kurumlarını bölmüş. Ama cumhurbaşkanı vatana ihanet dışında hiçbir şeyle suçlanamaz. Vatana ihanettir bu, daha ne olsun? Tüm kurumları bypas ederek, milletin iradesini gasp ediyorsa bunun adı vatana ihanettir. 

Ahmet Arif şöyle diyor, 33 kurşun şiirinde;

Kirveyiz, kardeşiz, kanla bağlıyız 

Karşıyaka köyleri, obalarıyla 

Kız alıp vermişiz yüzyıllar boyu, 

Komşuyuz yaka yakaya 

Birbirine karışır tavuklarımız 

Bilmezlikten değil, 

Fukaralıktan 

Pasaporta ısınmamış içimiz 

Budur katlimize sebep suçumuz, 

Gayrı eşkıyaya çıkar adımız 

Kaçakçıya 

Soyguncuya 

Hayına...

Uzun süredir ele geçirdiği fırsatı, milletin kendisine verdiği gücü muhaliflere karşı kullandığı anlayış benim iddianamemi hazırlatan anlayıştır. Husumet benim cumhurbaşkanı adayı olmamla başlamıştır. Tanık dinleteceğim. Şimdi savcılık iddianameyi KCK sözleşmesinden kopyala yapıştır yapmış ya. Ben 5 yaşındaydım PKK kurulduğunda. Beni PKK’yi kurmakla suçluyorsunuz ya. Ama savcılık bir kılıf uydurmalı. Bu ilk defa mı başımıza geliyor. Keşke ilk defa olsayıdı. Bir şok yaşasaydık. Ama İstiklal Mahkemeleri’nden beri bu böyle.

Benim iddianamemde savcı öyle bir algı yaratmış ki, kronolojik olarak bile dizmemiş. Bir oradan almış bir buradan almış sanki peş peşe aynı gün yapılmış gibi iddianameye koymuş. Bunu yaparken açıkça bir siyasi saikle hareket etmiş çünkü mevcut kudretli iktidarın temsilcisi olan şahsın yarattığı algı nedeniyle onun hedefe koyduğu kişileri cezalandırmak bir paye olabilirdi. Ama o kadar telaş yapmış ki ben düzgün bir iddianame hak etmiyor muyum. Suçla özdeşleşmiş bir iddianame hak etmiyor muyum? Hiç mi siyasi faaliyetim yok benim iddianameye koyacağın KCK, PKK tarihini iddianameye koymuşsun. Acelen ne, referandum. Bir yurttaş niye tutuklanır? Bütün tutuklama koşullarının aynı anda olması, her sanık için de özel olarak değerlendirilmesi gerekir. Niye tutuklandım. Bunun hukuki gerekçesi yoksa siyasi gerekçesi var. İşte o da referandum. Çalakalem, kopyala yapıştır, 31 fezleke bir araya getirilmiş. Bazılarını da dışarıda unutmuşlar. 

Şahsımla ilgili de özel bir hassasiyeti var. Sadece partimle ilgili değil. 2010 referandumunda partim boykot kararı aldı. Bizim üzerimizde evet oyu verilmesi için baskı oluşturuldu. O dönemde partimin içinde olmadığı bir çözüm süreci vardı. Oslo süreci olarak bilinen hükümet ve PKK yetkililerinin yüz yüze görüştüğü süreç. Anayasa teklifi sunuldu. Biz iki şeye itiraz ettik; Birincisi kimlikle ilgili düzenleme olmamasına, ikincisi de HSYK ve yüksek yargıyla ilgili düzenlemelerdeki tehlikelere dikkat çektik. Diğer maddeler mavi boncuk olarak yer aldı.

" İmralı’dan talimat aldığımızı söyleyenler Öcalan’ın el yazısıyla getirdi"

Boykot kararı aldık. Ne yaptılar biliyor musunuz? “Bunlar İmralı’dan talimat alıyor” diyorlardı ya. Abdullah Öcalan’ın el yazısıyla bakanın kendisi İmralı’dan yazı getirdi. Bana getirdi. Niye, referandumda hem parlamentoda hem dışarıda ‘evet’ oyu vermemiz için. İnkar ederlerse tanıkları burada dinleteceğim. Kabul  etmedik. Hem yazıda öyle bir şey yok. Abdullah Öcalan’ın el yazısı. Defalarca adada, 8 defa ben İmralı’ya gittim. Yazı şu: 

‘Partimiz hangi kararı verirse saygı duyuyoruz. Ama Anayasa değişikliği acaba yeni bir diyaloğun, çözüm sürecinin önünü açar mı, parti olarak değerlendirmenizi rica ediyorum.’

Destekleyin ya da desteklemeyin demiyor. Bunu İmralı’nın talimatı diye hükümet getirdi. Bizim İmralı’dan talimat aldığımızı söyleyenler Öcalan’ın el yazısıyla getirdi. Kabul etmedik. Boykot tavrımızı sürdüreceğiz dedik, uzlaşı istiyorsanız diğer maddelerdi. HSYK ve dil kimlik ile ilgili değişiklikleri geri çekin dedik. Kabul etmedik. 

Majesteleri öfkelendi tabi, ‘hani İmralı’dan talimat alıyorlardı’ demiş bakanlarına. Onlar da ‘bilmiyoruz vallahi’ demişler. Bizimle ilgili asıl kriz o zaman başladı. Sen misin biz Oslo’da çözüm süreci yürütürken benim anayasa değişikliğimi desteklemeyen. Partimize karşı siyasi baskıyı başlatan bizatihi kendisidir. 

 Niye bu iddianameler siyasi saiklerle hazırlandı, niye benimle husumeti var anlatıyorum. Tanıklarını da dinleteceğim. 

2014 Cumhurbaşkanlığı seçimi. 2014’te de İmralı çözüm süreci vardı. Hiçbir şekilde Cumhurbaşkanı adayı olma talebim yoktu. Ama partim beni aday gösterme kararı aldı. Onur duydum. Ne yaptı, İmralı üzerinde adaylığımı geri çekme baskısı yaptı. Tanıkları var. Devlet adına görüşmeyi yürüten heyet, ‘Beyefendi (Erdoğan) çok rahatsız oldu adaylığınızdan, hem çözüm süreci yürütüyor hem niye aday oldunuz’ dedi. Biz kendisinin kölesi miyiz? Cevabım buydu. Biz demokratik siyaseti güçlendirmek için çözüm süreci yürütüyoruz. Biz PKK’ye silah bıraktırmak için uğraşıyoruz da HDP’ye siyaseti bıraktırmak hedefler arasında değil. Biz demokratik siyasette güçleneceğiz deyince niye rahatsız oluyor? Çözüm sürecinin ruhuna bu aykırıdır. 

Kampanyasının ortasında, gene tanık dinletebilirim, şu anda yüksek bürokraside görevli birisi geldi ve ‘beyefendi çok rahatsız’ dedi. ‘İkinci tura kalmamın kendisi açısından ne yararı var, çözüm sürecini hiç mi düşünmüyor.’ Çünkü anketler yüzde 10’un üzerinde gösteriyor beni, diğer aday Ekmelettin İhsanoğlu beklenen oyu alsaydı ikinci tura kalıyordum. Cevabım aynen şu oldu: Kendisine söyleyin demokratik siyasete inanıyoruz. Demokratik bir şekilde de çalışmamızı yürütüyoruz. Bunun çözüm sürecine nasıl aykırı olduğunu iddia edebilir. Ben aday oldum son güne kadar da kampanyayı en güçlü şekilde yürüteceğim 

“Er veya geç hesap verecekler”

İnanamıyorum, niye uğraşsın ki koskoca cumhurbaşkanı bir siyasetçiyle niye uğraşsın. Uğraşır, uğraşacak çok şey bulur. 7 Haziran seçiminde parti olarak seçime girmeyelim diye İmralı üzerinden bize baskı yapmaya kalkıştılar. Devlet İmralı Heyeti, ‘çözüm sürecine aykırıdır’ dedi. ‘20-25 milletvekili neyinize yetmiyor, bağımsız girersiniz’ dedi. Niye AKP’ye 400 milletvekili lazım. Tek başına Anayasa değiştirecek. Bir gün sonra HDP, PM kararı olmamasına rağmen parti olarak seçime gireceğini açıkladı. Partim 7 Haziran’da parti olarak seçime girmeliydi. Doğru yaptı. PM de hemen ardından oy birliği ile bu kararı aldı.  Çünkü kendisi engellemeye çalışıyor. Kandil’in, İmralı’nın talimatlarıyla Demirtaş şunu yaptı diyenler bana, partime bunları yaptırmaya çalıştılar. Biz halkımızın gücünü esas aldık. Doğru kararlar adımlar attık. Yine sadece benimle ilgili bir mesele olsaydı sineye çeker hapiste ömür boyu yatardım. Ama benim binlerce arkadaşım cezaevinde.

Tutuklama kampanyası ne zaman başladı hepsini ispatlayacağım. Bu bir siyasi partinin yargı eliyle tavsiyesidir. Kendi beyanı var. ‘Artık biz yargı yoluyla partinin kapatma istemiyoruz’ dedi. Partinin içini boşaltacağız dedi. Temelde insanlığa karşı bir suç işlendi. Partililerimize karşı, siyasi düşüncelerinden dolayı.. Sistematik bir şekilde. Yargı eliyle. Bunu yapanların tamamı TC devletinde ilelebet AKP iktidarı olacağını düşünmüyorlardır. Er ve ya geç hesap verecekler, bu iddianameyi hazırlayanlar da dahil olmak üzere.

Bu kadar baskıya rağmen 7 Haziran - 1 Kasım seçimlerinde demokratik siyasetten taviz vermedik. 2 seçimde de ağır baskılara rağmen, hazine yardımı almamıza rağmen, parti binalarımız, 120 parti binamız, genel merkezimiz dahil ateşe verilmesine rağmen barajı aştık. Genel Merkezimiz güvenlik güçlerinin gözleri önünde saatlerce yandı. Yakan kişi de 45 gün tutuklu kaldı, tahliye oldu. Mersin Adana binalarımız havaya uçuruldu. Kayseri binamız yakıldı. Partililerimiz katledildi. Sorumluları yok. 

Bu iddianame bu siyasi saiklerle hazırlatıldı. Fezlekeler önceden vardı ama iddianameye dönüşmesi yenidir. Her fezleke için ayrı dava açılmalıdır. Ama hiçbirinin birbiriyle alakası olmayan fezlekeler birleştirildi. Emir büyük yerdendi. Demirtaş’ın tutuklanması gerekiyormuş. Aliya İzzet Begoviç’in dediği gibi 150 yıl istenecek ki kamuoyu ikna olsun. 2 yıl olsa nasıl tutuklayacaksınız. Desinler ki 150 yıl isteniyorsa demek ki bir şey yapmış. 

 

İddianamenin hazırlanmasına giden süreçte Diyarbakır’da 5 Haziran’da benim de katılacağım mitinde IŞİD katliamı yaşandı. Çıktık serinkanlı sükunet çağrıları yaptık. Fakat birilerinin içi soğumamış olacak ki 7 Haziran’dan sonra Suruç’ta bileşenimiz ESP gençlik yapısı, Kobane’ye oyuncak götürürken paramparça edildi. Daha 7 Haziran’dan yeni çıkmışız. Diyarbakır katliamını yapanlar Suruç katliamı yapanlarla bağlantılı çıktı. Doymamışlar. Ankara Gar’ında katliam yaptılar. 102 arkadaşımız katledildi. Bizler tüm o katliamlar içinde, linç devam ederken seçimi kazanıp parlamentoya gittik. Öfkesinin büyüklüğü budur. Baş eğmez bir irade vardır. Onu çıldırtan budur. Oysa ben cumhurbaşkanı olsam diz çökmeyen muhalefetten gurur duyarım. Ama hazmetmiyor. İlle intikamı alınacak. 15 Temmuz darbe girişimi de buna fırsat sağladı. Bütün güçleri elinde topladı milli dini duygularla algı yaratarak bugüne kadar getirdi.”

Davadan gelişmeler:

"Kara leke olacak bu dönemi Demirtaş yargılıyor"

 

 Duruşmaya için gelen yabancı heyetler içeriye alınmadı. Almanya Büyükelçisi ve Filistin mücadelesinin önde gelen isimlerinden Leyla Halid de içeriye giremedi.

 

"Şu ana kadar adil yargılanacağıma dair bir izlenim edinmedim"

Demirtaş savunmasında: Şu ana kadar adil yargılanacağıma dair en ufak bir izlenim edinmedim. Heyet olarak bugüne kadar olan hukuk rezaletine ses çıkarmadınız. Ama içeride de olsak dışarıda da olsak bu ülkenin demokratikleşmesi için çalışmaya devam edeceğiz.

 

HDP eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş iddianamenin kabulüne ilişkin itirazlarını dile getiriyor. Demirtaş: "Parlamentoda olsun olmasın, herhangi bir siyasi partinin yok sayılması milli iradeye vurulmuş büyük bir darbedir."

"Türkiye Dışişleri Bakanı bizi içeri almayarak kendi verdikleri izni çiğniyor"

Alman Sol Parti Milletvekili Hakan Taş da Demirtaş'ın duruşması için Sincan'daydı.

"Keyfi bir karar. Hukuksal herhangi bir gerekçesi bulunmayan bir karar. Hiçbir Şey söylemiyorlar. Yabancı heyet hiçbir şekilde içeri alınmıyor. Türkiye Dışişleri Bakanı’nın Alman yetkililere verdiği güvence var. Gelecek milletvekilleri ve o ülkenin temsilcilerinin mahkemeyi izleyebileceği yönünde.
 
Fakat kendi yapmış oldukları açıklamaları, kendi verdikleri izinleri kendileri çiğniyorlar. Tamamen keyfi bir kararla yurtdışından gelen heyetleri kesinlikle içeri almıyorlar."
 

HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan da Demirtaş'In duruşması için Sincan'da.

 

Demirtaş'in tüm talepleri reddedildi

Davanın öğleden sordaki bölümünde avukat Mahsuni Karaman, Demirtaş'ın yasama dokunulmazlığı ve sorumsuzluğu olduğu gerekçesiyle yargılanmayacağı yönünde itirazlarını dile getirdi.

Savcı taleplerle ilgili görüşünü açıkladı; dokunulmazlığının kaldırılmasını düzenleyen anayasa değişikliğinin Anayasa Mahkemesi'ne götürülmesi talebinin de reddini talep etti.

 Mahkeme, anayasanın 148. maddesinin birinci fıkrasında anayasa değişikliklerinin sadece şekil bakımından denetlenebileceği, somut norm denetimi yapılamayacağını öne sürdü, Demirtaş'ın tüm taleplerinin reddine karar verdi.

“Bu bir yargı oyunu”

Demirtaş’ın 15 ay sonra tutuklu bulunduğu davadan hakim karşısına çıkmasını vurgulayan Kerestecioğlu ile mahkeme arasında konuştuk. Kerestecioğlu bu davanın bir yargı oyunu olduğunu belirtiyor ve HDP’nin kriminalize edilmeye çalışılmasını da bunun başlıngıcı olduğunu belirtiyor.