Halkların Demokratik Partisi (HDP), bileşenlerinden olan Birleşik Devrimci Parti, seçim sürecine ilişkin bir açıklama yayınlayarak HDP’ye ve cumhurbaşkanı adayı Selahattin Demirtaş’a oy ve destek çağrısı yaptı. 

Saray merkezli faşist Cumhur İttifakı’nın gerek ekonomi gerek dış politika gerekse halk kitleleri nezdinde meşruiyetini yitirdiğini söyleyen parti MYK’si, seçimlerde elde edilecek bir başarının faşizme karşı mücadelede politik ve psikolojik motivasyon ve üstünlük sağlayacağını belirtti.

Birleşik Devrimci Parti tarafından yayınlanan açıklama şöyle: 

Korkunun yerini cesaretin, kaygı ve karamsarlığın yerini umudun, çekingenliğin yerini özgüvenin almaya başladığı bir süreç yaşanıyor. Ağır geçen bir kışın sonunda doğanın uyanmasına benzer bir şekilde, ağır bedel ve saldırılar altında hırpalanmış halk kitleleri içinde, karşı koyma iradesinin ve umudun filizlendiğine tanıklık ediyoruz. Saray-MHP koalisyonunun yıkılmazlığına dair bütün analizler bir bir çökerken, Saray’a ve Saray’ın yaşattıklarına dair biriken öfkenin, küçük ve edilgen hamlelerle bile olsa kendine kanallar açmaya başladığına tanıklık ediyoruz. Rüzgâr, mücadeleden yana dönüyor.

Hayal Dünyasının Sonu!

AKP iktidarını 16 yıl boyunca kalıcı kılan etmenlerin başında, uluslararası koşulların onun lehinde yürüyor olmasının etkisi büyüktür. AKP uluslararası emperyalizmin bir projesi şeklinde kurulmuş ve iktidara gelmiştir. AKP, emeğin esnekleşmesi, sermaye birikiminin yoğunlaşması ve sürdürülür hale getirilmesi, küreselleşme adı altında ulusal pazarların uluslarası sermayenin yağmasına açılması politikalarının devreye konulmasına hizmet etti. Mai Gats gibi anlaşmalar, güvencesizliği ve emeğin esnekleşmesini dayatan yasalar, devlet denetimindeki büyük şirketlerin ve madenlerin özelleştirilmesi, kamunun sermayeye peşkeş çekilmesi AKP döneminde gerçekleşti. Sadece uluslararası sermaye değil; yerli uzantıları da büyük servet kazandı. Yerli sermayenin büyük baş şirketleri kendi hanelerine büyük başarı hikâyeleri yazdı.

Aynı şekilde, ABD’nin Arap halk ayaklanmalarını, Ortadoğu’yu, Asya’yı ve Afrika’yı yeniden dizayn ederek küresel egemenliğini pekiştirme hamlesinin koçbaşı olarak da AKP öne çıktı. Türkiye ılımlı İslam’ın örnek modeli olarak pazarlanırken; Erdoğan İslam dünyasının parlayan yıldızı olarak öne sürüldü. Filistin’den Afrika’ya hatta İran’a kadar, ABD ve İsrail’in muhalif devletler ve güçlerle diyaloğunu sağlayan bir işlev gördü. Aynı dönem, uluslararası ekonomideki genişleme eylemine tekabül etti. ABD ve Avrupa’yı saran büyük yapısal krizin sonrasında, iki büyük merkez bankasının düşük faizli krediler yoluyla dünya piyasalarına para pompalaması esnasında Türkiye dışarıdan çok ucuza borçlanma ve sıcak para girişi imkânına sahip oldu. AKP’nin ekonomi heyeti, bu sıcak parayı tüketimi canlandırmanın bir aracı olarak kullandı. Bu durum halk kitleleri içinde borçlanma imkânları ile masrafının kolaylaştığı ve tüketimin buna paralel arttığı, sahte bir göreli refah döneminin yaşanması anlamına geldi.

Hayal dünyası sona erdi. Gerek Suriye iç savaşı üzerinden kurulan bölgesel yayılmacı siyasetin Amerika’nın bölgesel çıkarlarıyla çatışır hale düşmesi, gerekse bu iç savaşta iş tutulan ve beslenip desteklenen Selefi çetelerin katliamlarını metropollere de yayması bir yanıyla ılımlı İslam kavramını sorgulatır ve geçersiz hale getirirken, diğer yanıyla da Türkiye’nin verili konumunu tartışmalı bir hale getirdi. Kürt sorunundaki resmi katliam siyaseti ve çözümsüzlükteki ısrar, AKP hükümeti marifetiyle Türk devletini tarihsel ortaklarıyla karşı karşıya kalmaya zorladı.

Bu duruma ekonomik genişleme sürecinin sona ermesi, aşırı borçlanmanın yol açtığı bütçe yükünün tüketime dayalı ekonomik politikaların sonunu getirmiş olması ve toplumsal kutuplaşmanın yol açtığı hegemonya sorunu da eklenince, ülke sosyal ve ekonomik bir krizle yüz yüze geldi.

Baskına Giden Basılınca!

Erdoğan ve temsil ettiği iktidar bloğu, başarısız darbeyi bahane ederek ilan ettiği OHAL’i kendileri için en uygun zamanda yapılacak bir seçimle kalıcı hale getirmeyi ve faşizmi kurumsallaştırmayı hedefliyordu. Bu amaçla OHAL, olası bir seçiminin yol temizliğinin aracı olarak kullanıldı. Başta HDP bileşenleri olmak üzere sosyalist hareket ve toplumsal muhalefet baskı altına alınıp kıpırdayamaz hale getirilmeye çalışıldı. Kendi tabanını konsolide etmek adına kadınlar, Aleviler, Kürtler bütün ötekileştirilmiş topluluklar saldırı altına alınırken, bu grupların tüm sinir uçlarına ağır müdahaleler yapıldı. Parlamento, yargı ve medya işlevsiz hale getirildi. Grevler yasaklanıp sendikalar etkisiz hale getirildi. Faşizm kendi iktidarını kalıcılaştırmak adına bu saldırıları yaparken tersten bir sonuçla da yüzleşmek durumunda kaldı. Saldırı altındaki kitleler yılgınlığa kapılıp dağılmak yerine giderek politikleşme eğilimine girdi. Saldırı altındaki devrimci güçler direnerek ayakta kalmayı başardı. Uzunca bir süre kitlelerin sessiz kalması sadece öfkenin birikmesini sağladı.

Faşist koalisyon, ağır bir ekonomik krizin sinyallerinin baş gösterdiği ve Ortadoğu’daki güç dengelerinin kristalize olması ardından taraf olmaya zorlanmanın getirdiği siyasal abluka sonrasında, toplumsal muhalefeti dağınık ve örgütsüz yakalamak niyetindedir. Bir baskın seçimle kendi geleceğini garantiye almak ve sonrasında işçi sınıfı ve halk kitlelerinde büyük hoşnutsuzluk ve karışıklık yaratacak ağır ekonomik ve siyasal adımları atabilmek için bir baskın seçimi gündeme getirdi. Buna rağmen faşist koalisyon, baskına giderken kendisinin baskına uğraması durumuyla yüz yüze gelmiş bulunuyor.

Tamamına Erecek!

Erdoğan’ın sıkışmışlığı, mizacında ve söylediklerinde kendini ele veriyor. Faşizmi kurumsallaştırmak için yola çıkanlar, OHAL’i ilan edip kalıcılaştıranlar, 16 yıldır iktidarı elinde tutanlar yargı bağımsızlığından, demokrasiden ve eşitlikten söz etmek zorunda kalıyor. Bu demeçler, bir göz boyamadan öte halk kitlelerinin temel taleplerinin bu şekilde tezahür etmesinden dolayı veriliyor. Baskıdan, belirsizlikten ve hayatın her alanını kaplayan saldırganlıktan yorulan, işsizlik, yoksulluk ve geleceksizlik cenderesine sıkışan kitleler faşizmin savaşa ve baskıya dayanan siyasetini sorguluyor. Erdoğan 24 Haziran seçimini kazanmak zorundadır ama 16 yıllık iktidarı sonunda bu seçimi sandıkta kaybetme riskiyle yüz yüze gelmiş bulunmaktadır.

Bu durumun en belirgin ifadesi, bir günde iki milyon insanın faşizme T A M A M demesidir. Halk kitleleri şimdilik sosyal medyayla kısıtlı da kalsa, yan yana gelmeye sesini yükseltmeye başlamıştır. Fakat kabul etmek gerekir ki faşizme tamam demek faşizmi tamamına erdirmek anlamına gelmez. Erdoğan bütün gücüyle, resmi ve gayri resmi bütün imkânlarıyla iktidarını korumak için direnecektir. Sosyalistlere ve tüm muhalif kitlelere düşen görev, tamam sloganını kitlesel bir eyleme dönüştürmek, tamam sloganı altında yan yana gelenleri birleşik bir mücadele zemininde toparlamak ve mücadeleyi yükseltmek olmalıdır. Ermenistan’da her şeye rağmen koltuğa yapışmaya çalışanların, kararlığı ve militan halk hareketi karşısında tutunamadığı taze bir örnek olarak karşımızda durmaktadır.

Devrimci Parti, seçimlerden alınacak başarının faşizme karşı mücadelede sağlayacağı politik ve psikolojik motivasyonun ve üstünlüğün farkında olarak, Saray faşizmi karşısında ezilenlerin, işçi sınıfının ve Kürt halkının yanındaki tek sol seçenek olan HDP çatısında seçime girecektir. Saray faşizmini durdurmak isteyen herkesi HDP’ye ve halkların cumhurbaşkanı adayı Selahattin Demirtaş’a oy ve destek vermeye çağırır. Aynı zamanda faşizme karşı mücadeleyi tamamına erdirmek adına, halk kitlelerini ve tüm muhalif kesimleri Sarayın tüm provokasyonlarına karşı uyanık olmaya, kendi kaderine sahip çıkmaya, bunun için yan yana durmaya ve mücadele etmeye çağırır.

Seçimin sonucunu sandık değil; kaderine sahip çıkan halkların mücadelesi belirleyecektir.

(Fotoğraf: @BDevrimciParti)