Emekçi Hareket Partisi siyasi büro üyesi Hakan Öztürk seçimlerden çıkan sonuçları değerlendirdi. Emekçi Hareket Partisi youtube kanalına konuşan Öztürk, rejim değişikliği ve yeni kabineye de yönelik değerlendirmelerde bulundu.

Videonun tamamını izlemek için:

https://youtu.be/jem1Am5AHqM

Rejim değişikliği

Öztürk konuşmasında rejim değişikliğinden önce çıkarılan kanun hükmünde kararnamelere dikkat çekti. Öztürk, “Şu koşullarda seçim değişikliği haber ve görüyoruz daha bu rejim değişikliğine başlamadan önce ortaya çıkan tablo şu oldu; hemen bir kanun hükmünde kararname söz konusu oldu. Ve dikkat ederseniz adında zaten bütün kod yüklü. Yani kanun değil, kanun hükmünde kararname. Tam bir -mış gibi kalıbı yani kanunmuş gibi. Neden bu birbirinden nitelikçe farklıdır? Birini meclis yapar ve göğsünüzü gere gere kanun diyebilirsiniz, birini de meclis yapmaz; kısa devre faaliyetidir o. Yani gasp edilir. Buna da siz kanun hükmünde kararname demiş olursunuz. Sadece bunu topluda bilince çıkartmak lazım. Buna çok çabaladık seçim sürecinde. Tam olarak bu sonuca ulaşamamış olsak da iki puan geriden bu antidemokratik sürecin ensesindeyiz her şeye rağmen.

Seçimlerden çıkan sonuç

Öztürk konuşmasının devamında seçimlerden çıkan sonuçları değerlendirdi. Öztürk’ün konuşması şu şekilde:

“Seçimlerin matematiksel sonuçları üzerine konuşacak olursak da bu morallerin bozulması konusuna değinerek söylemiş olayım, AKP yüzde kırkların en üst seviyesinden en alt seviyesine düştü. Ciddi bir oy kaybı yaşadı. Bu anlamda Cumhurbaşkanlığı’nı bile aslına bakarsanız Tayyip Erdoğan ucu ucuna aldı. Bilfiil çok net oy aldığı yerlerden oy kaybetti. İç Anadolu’dan oy kaybetti örneğin. Bu yine de AKP’ye karşı bir tepkinin olduğunu gösteriyor bize. Bir yönüyle bunu söylemeliyiz bence bu eğilimsel birşey. Türkiye çapında kurguladığı politikalar diyelim ki bir dönem AKP için Kürt meselesini çözmek üzerine adım atmaya çabalıyorken ve oyları yükselmedi, pek yaramadı AKP’ye. Bu sefer döndü tam tersine Kürt meselesi üzerine şiddetle gitti, tam bir çözümsüzlük siyasetine yöneldi. Ama görülüyor ki bu da çok büyük bir fayda sağlamadı. Buradan şunu çıkarabiliriz; neredeyse AKP’nin aslında Türkiye’ye ilişkin, bu en önemli kalemde de görüyoruz, söyleyebileceği şeyler tükendi. Vaad edebileceği bir ufuk yok. Bunu oranlardan böylelikle görmüş olduk. Bir de şunu anabiliriz, diyelim ki Kürt halkının yoğun yaşadığı illerde bir oy yükselişi yok tersine oyun düşüşü söz konusu HDP için. HDP’ye yönelik oylarda bir düşüş söz konusu. Bu da 7 hazirandan sonraki yönelişin tahmin edildiği kadar büyük bir teveccüh görmediğini gösteriyor.

CHP’nin, Muharrem İnce’nin bulunduğu pozisyon elbette Kİ yetersiz ama CHP’nin genel gidişatına oranla ülke meselelerini tartışan, irdeleyen bir tutum iyi oldu. Daha böyle munis munis takılmak yerine kendine göre bir çıkış yaptı. Bu da ona sonuçta baya yüksek bir oy oranı getirdi. Sonuçta dönülüp Kürt meselesi sorulduğunda bile hatta anadilde eğitim konusuna ne diyorsunuz denildiğinde bile “Bunu biz uzun boylu tartışmalıyız, bütün bu konunun uzmanlarıyla tartışmalıyız, taraflarıyla tartışmalıyız buna göre bir sonuca varmalıyız” dedi. Genel olarak böyle bir soruyu, böyle bir meseleyi sürekli taca atan bir yaklaşıma oranla iyidir diye düşünüyorum.

AKP şirket değil feodal yapıdır

Öztürk AKP’nin rasyonel hiçbir dayanağının olmadığını ve sanayiye dayanmayan bir burjuva yaratma gibi irrasyonel bir projesi olduğunu belirterek bunun için AKP’ye yönelik şirket benzemesinin dahi yapılamayacağını söyledi. Öztürk bu konu hakkında şöyle konuştu:

“Ekonomiyle ilgili belli ki kimse tablodan memnun kalmadı ki hemen bir kıpırdanış söz konusu oldu. Türkiye’deki ekonomiyle ilgili asıl sorun sırf bu kıpırdanışlar, zaman zaman doların yükselmesi değil Türkiye’deki yönetimin dayanma noktalarının bazılarının çok irrasyonel oluşu. Aslına bakarsanız bir ekonominin genel anlamda Türkiye’de işlemesini, bir sanayinin gelişmesini esas almıyorsunuz. Esas olarak; diyelim ki bir tür AKP’ye yandaş sermaye grubunun oluşmasını bunu bir de hiç sanayi yapmama kaydıyla Türkiye’de egemen burjuvazi haline gelmesini istiyorsunuz. Böyle bir irrasyonel projeniz var. Hiç sanayi söz konusu olmayacak, Türkiye’de sanayi anlamında hiç ilerlemeyecek yani klasik anlamda bir kapitalizm bile olmayacak. Aldığınız kredileri beton haline getirmiş olarak, böyle burjuvazi yaratmış olacaksınız. Yani ister istemez AKP’nin saplanmış olduğu böyle bir gidişatı var. Şimdi hani diyorlar ki şirket gibi yönetmek istiyorlar. Şirketler AKP ile kıyaslanamayacak derecede rasyonel birimlerdir.
Mesela kapitalizm böyle çok hani bırakınız şöyle yapsınlar bırakınız böyle yapsınlar der gibi gözükür. Ama çok ilginçtir bildiğimiz bütün büyük şirketler delice planlama yapar. Delice milimetrik hesaplanmış bütçeleri vardır. Buna uymak üzere de çok büyük dikkat sarfederler. O yüzden yani planlamanın rasyonel olmanın yüksek derecesi şirketlerin kendisini de işler. Ben o yüzden AKP’nin kendisini bir şirkete benzetmeyi bile aşırı buluyorum. O bir şirket bile değil, o böyle feodal yapı gibi birşey yani.”

Eninde sonunda yüzde ikilik fark kapanacak

Ülkedeki işleyişindeki sorunları geçtiğimiz hafta Çorlu’da yaşanan tren faciası üzerinden anlatan Öztürk, bu sorunların devam edeceğini düşündüğünü belirtti. Ama sorunlara odaklanması ve işçilere, köylülere, emekçilere bunların büyük bir özenle anlatılması gerektiğini belirterek, bunların yapılması halinde yüzde ikilik farkın kapanacağını söyledi.

“Bundan sonra da aslına bakarsanız, bu kadar bir rasyonaliteye dayanmayan, böyle dayanıksız, yetersiz bir sistemin bir sürü açıkları ortaya çıkacaktır önümüzdeki zamanda. Şimdi bakıyoruz en son yaşadığımız olayda; raylar var, rayları tutması gereken beton ayaklar raylarla birlikte havada duruyor, toprakla bir alakası yok. Bu süreç nasıl geldi? Bir sürü denetimin olamaması, bir sürü çarkın doğru işleyememesi, ihale yasasının doğru işleyememesi, bunun denetim süreçlerinin doğru işleyememesi, ülkenin zaten genelde doğru işleyememesi sonucunda bu da müdahale edilememiş bir felaketlerden birisi olarak yaşandı. Ben bu ve buna benzer bir sürü sorunu maalesef yaşayacağımızı düşünüyorum. Ama en azından o sorunlar üzerine odaklanıp bu ülkedeki işçilere, köylülere, emeğiyle geçinen herkese bu meseleleri anlatıyor olmamız gerekiyor diye düşünüyorum. Bunu aşama aşama hepsiyle ilgili özel çalışmalar yapmış olmak kaydıyla anlattığımızda eninde sonunda o yüzde ikilik fark kapanacaktır diye düşünüyorum.”