Emekçi Hareket Partisi'nin 'Emekçilere, kadınlara, gençlere Yok deseler de Kriz geliyor' başlıklı basın toplantısı bugün saat 13.00'de Kadıköy'deki parti binasında gerçekleşti. 

Türkiyenin saplanmış olduğu çok büyük dış borç batağı, enflasyon, işsizlik ve zamlara karşı mücadele ve örgütlenme çağrısı yapan Emekçi Hareket Partisi Kriz Komitesi'nin açıklaması şu şekilde:

Yok deseler de kriz geliyor

Tek adam rejimi seçimlerin ardından devreye girdi. Muhalefet daha “kaybettik” rehavetini üstünden atıp harekete geçememişken, her türlü merci tek adama bağlandı bile. Bundan sonra sosyalistler olarak önümüzdeki bir numaralı konu rejimin geriletilmesi olacak. Bu nedenle, tek adam rejimini tökezletebilecek noktalara odaklanmak bizim için kaçınılmaz. Bu noktaların en önemlisi ise kuşkusuz, ekonomik bir krizdir.

Ekonomideki gidişat epey zamandır bize iktisadi bir krizi işaret ediyordu. Krizin üstünü örterek yokmuş gibi davranmak isteyenler ve krize doğru gidişatı açıkça ifade etmek konusunda ikircilikli davrananlar olduğu için, öncelikle krizin varlığını ortaya koyma gereği duyuyoruz. Elbette ekonomik krizin geldiğini öngörebilmek yalnızca Marksistlere özgü bir yetenek değildir. Ancak krizin geldiğini açıkça işaret etmek, nedenlerini ve sonuçlarını tartışmak biz Marksistlere özgüdür. Liberaller ise krizi öngörmez çünkü onlar sermaye sınıfının suç ortaklarıdırlar. Bu nedenle bizi kapitalizmin krizlerden güçlenerek çıktığına veya krizlerin teğet geçtiğine ikna etmeye çalışırlar. Oysa kapitalizmin, ancak çökmezse krizlerden güçlü çıkabilme ihtimali vardır. Ebedi kapitalizm yoktur

Teğet geçme konusuna gelecek olursak; ekonomik kriz bir kez teğet geçse bile, sonrakinde doğrudan vurabilir ve de vurur. Kaldı ki teğet geçen kriz bile ciddi izler bırakır. Bu nedenle ne sermaye sınıfının, ne de onu geriletme iddiasındaki biz sosyalistlerin krizleri dikkate almama gibi bir lüksü yoktur.

Uzun zamandır bize “Ekonomimiz büyüdü” diye yutturulmak istenen büyüme rakamları alınan dış borçlara, kredilere ve yatırımın ardı arkasının kesilmediği inşaat sektörüne dayanıyor. Büyüme üretime dayanmıyor. Üretimle ilerleyen kapitalizm bile krizlerle burun buruna iken, büyümesi üretime dayanmayan bir kapitalizmin çöküşe geçmesi süpriz bir gelişme değil. Sermaye sınıfı için üretim demek, hayatta kalmak demek. Üretim sırasında emek gücünün ürettiği artı değere el koyan sermaye sınıfı, ancak ve ancak el koyduğu artı değeri büyüttüğü oranda büyüyebilir. Yani büyümesi, üretim olmadan mümkün değildir. Üretimin olması ve el koyduğu artı değeri biriktirmesi sermaye sınıfı için bir tercih değil, bir zorunluluktur. Marks’ın kapitalizmin hareket yasalarını tartıştığı eseri Kapital’de derinlemesine ele aldığı konu budur.

Öyleyse, üretime dayanmayan bir ekonomik büyümenin çok geçmeden çökeceği aşikardır. Bunu yalnızca biz sosyalistler değil, liberal ekonomistler bile gizleyemiyor artık. Eski Ekonomi Bakanı Mehmet Şimşek “yağmur ve fırtına yaklaşıyor” dediği için derhal üstü çizilmedi mi? Herkesin bildiğini, kendi açımızdan bir kez daha tekrar edelim: Türkiye’de ekonomik büyüme üretime dayanmadığı için istihdam da yaratmıyor. Bu nedenle işsizlik de artıyor. Ayrıca dış borç arttıkça cari açık ve enflasyon da artıyor. Bunlara ek olarak Türkiye’de döviz kuru da yükseldikçe yükseliyor. İşte tüm bu gelişmeler, bizi yakından ilgilendiriyor. İşsizliğin tırmanması, yoksulluğun artması, işçi sınıfına güvencesiz ve denetimsiz çalışma koşullarının dayatılması, bu nedenle işçi ölümlerinin artması gibi sonuçları beraberinde getiriyor.

Tek adam rejimi, kendisinin ayakta kalabilmesi için, kendisine bağlı bir sermaye sınıfı bloğu yaratmak istiyor. Bunun için her türlü ayrıcalığı tanıyor, her türlü kural ihlalini uyguluyor. Dünyadaki kapitalizm daha fazla artı değere el koymakla ilgilenirken, bizdeki kapitalizm yandaş sermayedarların inşaat yaparak daha fazla kar etmesiyle ilgileniyor. Düşük faizi bu nedenle istiyorlar. Ancak kapitalizmin de kendine göre hareket yasaları var. Tek amacı daha fazla artı değere el koymak olan dünya kapitalizmi bile bu amacına ulaşamadı ve şimdiye kadar dünya çapında yaşanan üç büyük ekonomik buhran da bu nedenle yaşandı. Dünya rekoruna sahip borç parayla, sadece inşaat yapmaya çalışan tek adam rejimi de çok yakında boyunun ölçüsünü alacak.

Sosyalistler ne yapmalı?

Yok deseler de, kriz geliyor. Bunu ortaya koymak bizim en önemli görevimiz. Ama kriz geliyor değerlendirmesini yapmak, harekete geçmemizi de gerektiriyor. Krizin gelişini, nedenlerini ve sonuçlarını ortaya koymak biz sosyalistler için ne kadar önemliyse, krizin işçi sınıfında yaratacağı yıkıma karşı nasıl mücadele edeceğimiz, krize giren kapitalizmi ve sermayenin tek adamını geriletmek için neler yapabileceğimiz de bir o kadar önemli gündemlerimiz.

Bu nedenle harekete geçiyoruz. EHP Kriz Komitesi, kapitalizmin hareket yasalarını ve ekonomik krizi incelemek üzere yola çıkıyor.

-Kapitalist üretimde sermaye sınıfının, emek gücünün ürettiği artı değere el koyması;

-Sermaye birikim sürecinin yasaları;

-Ekonomik krize giden süreçler;

-Krizin sermaye sınıfı ve işçi sınıfı üzerindeki etkileri;

-Şimdiye dek yaşanan krizler ve sonuçları;

-Tek adam rejiminin borçlanarak ve inşaat yaparak yaratmaya çalıştığı ekonomik büyüme;

-Sosyalistlerin ekonomik krize giderken görevleri;

Tüm bunlar hakkında ve ekonomik krizle ilgili daha pek çok konuda sosyalistler olarak tartışmalarımızı yürütmek üzere EHP kriz komitesini kuruyoruz.