Yaz biterken, üstelik oldukça mücadele dolu bir yaz biterken kadınlar bir kez daha buluştu. Kurultay içerisinde “çalıştay” olarak düzenlenmiş oturumlarda bir araya gelen kadınlar güncel sorunlarını konuştular, tartıştılar.

Adalet Kurultayı tüm toplum için olduğu gibi kadınlar için de önemli bir zemin sunuyordu. Arkasına ülke tarihinde önemli bir köşe taşı sayılacak “Adalet Yürüyüşü”nü alan binlerce kadının buluşup, yaşadığı adaletsizlikleri çözüm arayacağı bir fikir düzleminde konuşacak olması bile tek başına önemliydi.

Çünkü Türkiyeli kadınların şarkıdaki gibi “bir yanı çığlık çığlığa, bir yanı bahar bahçe” idi. Ülkede rejim değişiyor, her rejim değişikliğinde olduğu gibi bu değişim kadınları hedefe koyarak ilerliyor, her gün yaşanan şiddete ve kadın cinayetlerine şimdi şiddetin kamusal hayata sıçraması ekleniyor ve tüm bunların üzerini örtmek için her gün yeni yasa düzenlemeleri gündeme geliyor, kısacası kadınlar çığlık çığlığa  “kadın” olarak varlık mücadelesi veriyor ve konuşacak çok meselesi var iken;

Bütün bunlar karşısında uzun bir zamandır direnen her kadının söyleyecek de çok sözü vardı. Çünkü öte yandan kadınların Türkiye’nin bu gerilimli sürecinde çok önemli mücadele ve direniş deneyimleri ve dolayısıyla özgüven ve moralleri de birikmişti.

Kadınlar bu havalarda kimsenin yapamadığını yaptılar, o çocuk istismarıyla ilgili önergeyi durdurarak, yok edilmek istenen meclisi gerçek bir meclis yapmayı başardılar. TBMM’ye gerçek bir işlev kazandıran kadınlardı. Durmadılar; yasaklara rağmen 8 Mart’ta kitlesel eylemler yapmayı başardılar. Herhangi bir 8 Mart değildi; yaklaşan referanduma ışık oldular,  referandum döneminde bütün çalışkanlıklarıyla emek verdiler, sonuçta bizden çalınmış da olsa ‘Hayır’ın kazanmasında önemli rol oynadılar. Yine durmadılar, Adalet Yürüyüşü’nde ön saflardaydılar, her düzeyde emek verdiler.  Ve yine durmadılar, bu yürüyüşten de aldıkları esinle kendi adlarına adalet arayan büyük eylemler yaptılar; şiddetin kamusal hayatta en net biçimi olan kıyafet bahanesi ile yapılan saldırılara karşı kitlesel eylemlerle “kıyafetime karışma” dediler. Bununla kalmayıp kendi Kadın Meclisleri’ni kurarak yaşadıkları tüm sorunlara hep birlikte el atmanın örgütünü kurmaya koyuldular.

Kadınlara ‘Çalıştay’  erkeklere ‘Kurultay’ mı?

Adalet Kurultayı’na gelirken kadınların arkasında hem can yakan çok mesele, hem de çok mücadele vardı. Bu iki ana elementin büyük bir kapta buluşması ise bugünün ihtiyacı olan bambaşka bir bileşimi yaratabilirdi.

“Kurultay” fikri, binlerce kadının fikrinin taşınabileceği bir metot yaratmak, böyle bir büyük ölçek bugün Türkiyeli kadınlar için hayati önem taşıyor. Ancak Çanakkale’de bu düzeyde bir gelişme olduğu söylenemez.  

Aslına bakarsanız yazının başlığına da “Adalet Çalıştayı’nda Kadınlar” demem gerekirdi çünkü kadınların kadın olarak yaşadığı sorunlar ana “kurultayın” bir parçası; bileşeni olamadı. Kadın konusu,  gençlik ve başka birçok başlıkta olduğu gibi “çalıştay” biçiminde düzenlenmişti. Kuşkusuz başta CHP Kadın Kolları, kadın çadırında verimli bir buluşma olması için çok emek vermişti. İyi ki vermişler, o kadın arkadaşlarımız sayesinde kadın çadırında en azından katılımcıların dinleyici kalmak yerine ifade hakkını kullanabildiği aktif katılım gösterdiği oturumlar yapılabildi.  

Her katılanın olması gerektiği gibi; eşit söz hakkını kullanabildiği bir metot, yaşadığımız gerçeği karşılayan tek zemindir. Çünkü gerek genel olarak gerekse kadın için, gençlik için üreten yönetmelidir. Arkasına birçok eylem, direniş deneyimini almış, bizzat onların öznesi olmuş her yurttaşın söz hakkı da var. Kuşkusuz her kadının da hem ana kurultayda, hem de kadın çadırında söyleyecek sözü vardı, böyle olduğu gerçekleşen nispi deneyimlerde de görüldü.

Binlerce kişinin söz hakkını kullanmasını sağlayarak bir fikri buluşma yapmanın teknik zorluklarından söz edilebilir. Evet ama mesele teknik değil politiktir: Kadınların da, halkın da kendi kendini yönetmesini istiyorsak, sade vatandaşı asla kendine yetemez; yönetmek için yetersiz olarak gören kadın düşmanlarının, halk düşmanlarının bu son kalesine saldırmalıyız. Aksi halde en geniş kesimlerin siyasi umursamazlığından, geri bırakılmasından çıkar sağlayarak bizi bugün diktatörlüğe götürenleri ne durdurabiliriz, ne de durdursak bile ilerleyebiliriz.

Kadınlar, bizzat kendileri karar alacak rasyonellikte, yeterlilikte ve olgunlukta olduklarını bütün kadın düşmanlarına gösterebilirler. Bunu yapmanın yolu kendi söz haklarını özgürce kullanabildikleri ve kendi kararlarını alabilecekleri bir örgütlenmedir. Bir meclistir.

İşte binlerce kadın ile “teknik” olarak nasıl yapacağız sorusunun cevabı burada: Kadın Meclisleri’ni kurar ve gerektiği gibi işlemesi için elimizden geleni yaparsak, bir sonraki “kurultay” bambaşka olabilir.  

Erkekliğin tiranlığına karşı Kadın Meclisleri

Çok gerilimli bir dönemden geçiyoruz, mücadele giderek sertleşiyor. Önce kadın düşmanı beyanlarla başlayan süreç, buna uygun yasaları yürürlüğe koymakla devam ediyor. Dünyanın bütün ülkelerinde dünyanın bütün kadınları için otoriter rejimlerin adımları aşağı yukarı aynı:

  • Önce kadınlar evlere, kendi “doğalarına” uygun rolleri gerçekleştirmeye, gönderilmek istenir. Bunu sağlamak için öncelikle kadınların çalışma hayatından çekilmesi planlanır. İşin başı ekonomidir. Kadınların çalışıp kendi ayakları üzerinde durmaları, bağımsızlığa doğru adım atmalarını sağlayandır çünkü. Kadınların ekonomik alandaki varlıklarına son verilince egemenliğin sağlanmasının kolaylaşacağı düşünülür

  • Kadınların evlenip işlerinden ayrılmaları için krediler verilmeye başlanır, kafa doğurulan çocuk sayısına takılır, ortalığı içi boş bir “annelik propagandası” sarar.

  • Özellikle kadınların rasyonel düşünme yeteneklerini kullanabilecekleri ve nesnel bir şekilde hareket edebilecekleri iş alanlarında olmalarından nefret edilir, kadınlar bu alanlardan uzaklaştırmak istenir.

  • Saldırı tüm kamusal alana yayılarak devam eder; ev dışındaki tüm alanlar kadınlar için güvensiz hale getirilir. Buralarda kadınlar ya özel korunaklar ile dolaşacak: Kıyafetlerine dikkat edecek, “ münasip” saatte, “münasip” kişilerle, kendilerine özel otobüs, vagon,  plaj, okul vb. “münasip” yerlerde bulunacaktır.

  • Bütün bunları gerçekleştirebilmenin yolu için diğer önemli hamle; kadın örgütlerini hedefe koymak böylece kadınların direnişini kırmak ve siyasi alandan tümüyle dışlanmasını sağlamaktır.

 

Başta Nazi Almanya’sı olmak üzere kadın düşmanlığının açıkça savunulabildiği tüm rejimlerde böyle olmuş;  modern dönemde görece “zayıflayan ataerkilliği” güçlendirmek istemişler.

Biz de sayılan her adımı bizzat yaşıyoruz.

Ama hesaplar hiçbir zaman aynen tutmaz. Kadın düşmanı adımların somut olarak gerçekleşmesi, kadınlar üzerinde farklı ve çelişkili etkiler yaratır. Mesela hiçbir zaman kadınları tümüyle susturmak mümkün olmamış, bu baskı tersine bambaşka sonuçlar da yaratmış. Kendi döneminin en modern yöntemlerini kullanan Naziler bile başlangıçta demagojik söylemlerin etkisinde kalan kadınları, gerçekler karşısında hiçbir demagoji ile ikna edemediler, kadınlar rejim karşıtı mücadeleye katıldılar.

Ne Almanya’da ne İran’da hiçbir yerde hiçbir kadın düşmanı rejim kolay kurulmadı.

Önceki deneyimlerde kadınların başarıları da oldu, yenilgileri de. Tarihe bakıp ders çıkarmamız gereken en büyük başarısızlık, farklı düşünceleri olan kadınların kendi içlerinde ortak bir örgütlenme ve birlik sağlayamamış olmalarıdır. Bu yüzden ne yapılmalı sorusuna ilk cevap; kadın olmaktan dolayı yaşadığı sorunlara itiraz eden tüm kadınları kapsayıcı bir mücadele zemini oluşturmak ve bu zemini örgütlü hale getirebilmektir.

Rejim değişirken yaşanan istikrarsızlık ve kutuplaşmalara kanalize olup, kadın olmaktan doğan kendi sorunlarını, endişelerini dile getirecek zemin bulamamaları daha önce dünya çapında kurulan kadın örgütlerini bile başarısızlığa götürdü. Her deneyim böyle gerçekleşti, kadınlar kendi çıkarlarını savunacak örgütler yaratmadıkları ve kalıcı kılmadıkları sürece kaybettiler. Biz bu hatayı tekrarlamayıp bugün en somut yaşadığımız sorunlara sahip çıkmayı hiç elden bırakmamalı, tıpkı “Adalet Yürüyüşünde” ve “Kıyafetime Karışma” hareketinde olduğu gibi farklı kadınları bir araya getiren, kutuplaşmayı bile zaman zaman aşan bir metotla ilerlemeliyiz.

Sonuçta kadın haklarını savunmak, kadınların çıkarlarını korumak üzere bir örgütlenme şart, meclisler formu her kadına eşit katılım sağladığından buna uygun bir form. Parçalı, kimliğe ve kendi yaşadığı soruna odaklı bir hat yerine bütün kadınların ortak meselesine seslenen, bütün benzeri meselelerde de, kadınlara yönelik yeni saldırılarda ortak tutum alabilen bir Kadın Meclisi, Türkiye’de bütün muhalefete örnek olabilir. Kurum temsilcilerinin değil,  herkesin katıldığı, eşit biçimde var olduğu meclislere herkes katılabilir, kendi inisiyatifi ile yer alabilir, kendi önermesini anlatarak var olabilir.

Kadınları rasyonel alandan kovmaya çalıştıkları bu devirde, tam bunun panzehri olarak kadınlar düşünmeyi, önermeyi, aklı zorlayabilir. Bütün zorluklarına rağmen eylem yapmak için ziyadesiyle emek veren ve başarılı olan kadın hareketi, şimdi eylemlerde buluştuğu kadınlarla kalıcı örgütlenmeler yaratmak göreviyle karşı karşıya. Bu görevi yerine getirmemek büyük bir ihmal ve önemli bir politik hata olur. Kuşkusuz demokrasiyle de bağdaşmaz.

Ama asıl olarak çok büyük bir kayıptır. Çünkü kadın hareketi, şimdi bütün kadınların iyiliği için yine bütün kadınlarla büyük bir akıl oluşturup zorladığında, Türkiye’nin önü açılacak, tüm toplum nefes alacak.