Çocuk istismarı haberlerinin artması üzerine toplumda bu tür suçlara idam cezası getirilmesi talepleri arttı. Adalet Bakanı Abdülhamit Gül, konuya ilişkin kimyasal hadımın da değerlendirildiği açıklamasında bulundu. Seda Akço ve Gülsüm Kav, konuyla ilgili görüşlerini Yarın Haber’e açıkladı.

Akço: Yapmamız gereken şey cezaları artırmak değil, buna yönelik kanunları uygulamak

Çocuk istismarının önlenebileceğini belirten Avukat Seda Akço, çocuk istismarını önlemek için alternatif bir çözüm önerisi olarak şunları söyledi:

"Çocuk istismarının önlenmesi için öncelikle ihmali önlüyor olmamız gerekiyor. Önleme için mevcut hizmetler arasındaki ilişkiyi güçlendirmemiz gerekir. Öncelikle Aile hekimlerinin çocuk takipleri zorunlu eğitim çağına kadar devam etmeli, ardından öğretmenler bu görevi devralmalı ve mahalle düzeyinde örgütlenmiş sosyal hizmet kuruluşları olmalı, bu üçlü arasında da bir iş birliği olmalı, bu ekip gerektiğinde çocuk polisinden destek alabilmeli. Böyle bir planlama ile riski fark etmek ve çocuğun başına bir şey gelmeden müdahale etmek mümkün olabilir. Bunlara ilişkin yasalar da, strateji planı da var. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı'nın 'Çocuk Koruma Hizmetlerinde Koordinasyon Strateji Belgesi ve Uygulama Planları (2014 – 2019)' hala uygulanmadı. Bu planın uygulanması sağlanırsa çocuk istismarını önleme konusunda büyük bir gelişme sağlanmış olur."

"İdamı getireceklerini zannetmiyorum, yaratacağı problemlerin farkındadırlar"

İdamın kadın cinayetleri veya çocuk istismarı cezası olarak yasalaştırılması durumunda toplumda yaratabileceği risklerin olduğunu söyleyen Akço, idam cezasının getirilmeyeceğini düşündüğünü söyledi. Seda Akço, idamın çocuk istismarlarında şu gibi sonuçlar doğurabileceğini belirtti:

"Çocuk istismarının cezası idam olduğu sürece, suçu işleyenler bunun zaten en yüksek ceza olduğunu düşünerek çocukları istismar ettikten sonra öldürmeye kalkabilir. İdamı tartışmak, insanlığın bu alanda katettiği yolu inkar etmek demek. İdamı getireceklerini hiç zannetmiyorum, çünkü yaratacağı yasal ve sosyal problemlerin farkındadırlar."

“Kimyasal hadım ve idam cezaları insan haklarını ihlal ediyor”

Son dönemde çocuk istismarı üzerine değerlendirilen bir başka ceza da Adalet Bakanı Abdülhamit Gül’ün gündeme getirdiği kimyasal hadım oldu.

Son yapılan açıklamalarla gündeme gelen çocuk istismarının kimyasal hadım ile cezalandırılmasının insan haklarına aykırı olduğunu belirten Akço, duruma ilişkin "çocuk istismarının durdurulması için insan haklarını ihlal eden bir cezalandırma şekline hiç ihtiyacımız yok. Onun yerine önleyici ve koruyucu hizmetleri, ceza adaletinin işleyişindeki eksikleri konuşalım." dedi.

Kav: Adil ve insan haklarına uygun olmayan yaptırımlar gibi bu da caydırıcı olmayacaktır

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu Genel Temsilcisi Gülsüm Kav’ın ise kimyasal hadımın ceza olarak yasalaştırılması üzerine yorumu şu oldu:

“Öncelikle çocuk istismarı bir tıbbi hastalık değil, bir şiddet eylemidir, suçtur. Cinsel şiddeti sadece bir patoloji olarak ele almak, şiddetin gerçek kaynaklarını ve toplumsal bir sorun olduğu gerçeğini gizlemektedir. Cinsel suç olarak kabul edilen eylemler, saf bir cinsel eylem olarak kabul edilmesi yanlıştır. Bu eylemler, bir cinsel birliktelik biçimine karşılık gelmez, kişiyi bu suça ve suçun yinelemesine iten motivasyon sadece cinsel nitelikte değildir. Bu suçlar daha sıklıkla şiddet uygulanmasının, başkası üzerinde güç kullanımının ve iktidar sergilenmesinin yolları olarak kavramsallaştırılmalı, bu cinsiyetçi şiddete karşı çözüm aranmalıdır.

Öte yandan bu ve benzeri tıbbi bedensel işlemler, anayasa, insan hakları evrensel etik ilkeler ve Biyotıp Sözleşmesi hükümlerine göre bireyin onayı olmadan uygulanamaz. Nitekim geçerli olduğu bazı ülkelerde de ancak suçun tekrarlandığı durumlarda, suçlunun kendi rızası varsa ve örneğin denetimli serbestlik durumlarında olduğu gibi toplumu korumayı hedefleyerek uygulanıyor. Ayrıca belirtmek gerekir ki, bu tedavilerin doğru kullanıldığında bile etkinliği sınırlı ve sonuçları tartışmalıdır. Kimyasal kastrasyon dahil yinelemeyi önlemek üzere tüm farmakolojik, cerrahi ve psikolojik girişimlerin etkinliği gözden geçirildiğindeyse, bu uygulamaların cinsel suç yinelemesini bir ölçüde engelleyebildiği, ancak bu etkinin herkes için geçerli, mutlak bir koruyuculuk içermediği, yineleme davranışında ancak % 20’ler oranında etkili olabildiği gösterilmiştir. Adil ve insan haklarına uygun olmayan hiçbir yaptırımın caydırıcı olamayacağı gibi bu da caydırıcı olmayacaktır.”

“İdam, hadım gibi bedensel cezaları iktidar dile getiriyor, toplumda linççi, intikamcı bir havayı kışkırtıyor”

Türkiye’de idam talebini toplumun dile getirmesi ile iktidarın dile getirmesi arasında fark olduğunu ifade eden Gülsüm Kav, son dönemlerde öne çıkan idam taleplerinin Özgecan Aslan’ın öldürülmesiyle de artış göstermesine dair şunları söyledi:

“Toplumlar zaman zaman kaldırılması zor ağır toplumsal sorunlar karşısında içgüdüsel biçimde “idam” isteyebilir, böyle momentleri modern hukuk devleti ilkelerine sıkı sıkıya bağlı bir iktidar, evrensel hukuka sarılarak yönetmelidir. Biz de ise tersi bir durum söz konusu; idam, hadım gibi bedensel cezaları iktidar dile getiriyor, toplumda linççi intikamcı bir havayı kışkırtıyor. Bu da birkaç yönden işlev görüyor; hem gerçek bir çözüm bulmak konusunda sorumsuzluğunu örtmüş oluyor, hem bir tepkiyi yatıştırmış oluyor hem de bir sonraki böyle evrede toplumun yine böyle davranmasının yani oyalanmasının yolunu yapıyor. Sonuç itibarıyla idam bir çözüm olmak şöyle dursun, sorunları ağırlaştıran ve bizi çözümden uzaklaştıran bir seçenektir.”

“Toplumlar değişebilir; insanlık onuruyla bağdaşmayan suçları geride bırakabilir, istisnai hale getirebilir.”

İdamın uygulandığı yerlerde suç oranlarında bir düşüş yaşanmadığını ifade eden Kav, evrensel hukuka göre suç ile mücadelenin tek başına “cezaya” dayalı olmadığını belirtiyor. Suçu ortaya çıkaran nedenler ile mücadele etmenin gerekliliğini vurgulayan Gülsüm Kav,  konuyla ilgili şu örnekleri verdi:

“Darbeleri önlemek istiyorsanız mutlak bir demokrasi ve barış ortamı, kadınlara karşı işlenen suçları önlemek istiyorsanız mutlak bir kadın-erkek eşitliği ortamı, çocuğa ilişkin suçları önlemek istiyorsanız da çocuk haklarının yerine getirildiği bir toplum yaratmalısınız.”

Gülsüm Kav’ın, idamın suçları azaltıp azaltmayacağı üzerine yorumu ise şöyle:

“Asıl yapılması gerekeni yapmayıp, yerine geçip gitmiş bir çağın, ortaçağın, bedensel cezalarını koymaya çalışmak sorunu elbette ki çözmeyecek, hatta ağırlaştıracaktır. Çünkü bu sorunların, bu suçların başka hiçbir çözümü olamazmış gibi bir inanışı dolayısıyla o suçu sabitler, değiştirilmez kılar. Oysaki toplumlar değişebilir; insanlık onuruyla bağdaşmayan suçları geride bırakabilir, istisnai hale getirebilir.”

“Kadınlar için 6284, çocuklar için Çocuk Koruma Kanunu”

Şiddet ile mücadelenin bütünsel olduğunu belirten Kav, çocuk istismarı ile ilgili çözüm önerisini şu şekilde belirtiyor:

“Elbette bu toplumsal sorunların ciddi bir suç olduğunu kabul edip cezasız bırakılmaması gerektiğini, ama çözümün sadece cezadan geçmediğini düşünüyorum. Kadınlar için İstanbul Sözleşmesi, çocuklar için de Lanzarote: Çocukta Cinsel İstismar ile Mücadelede Avrupa Konseyi Sözleşmesi yol göstericidir; önce bu türden bir şiddetin ortaya çıkmaya cesaret edemediği bir toplum yani kadınların eşit haklarının savunulduğu, çocuk haklarının uygulandığı bir siyaset şart. Ola ki şiddet tehdidi var ise o zaman da etkili koruma ve önleme devreye girmeli. Kadınlar için 6284, çocuklar için Çocuk Koruma Kanunu tam olarak uygulanmalı. Çocukların korunmasında ayrıca denetim ve bildirim sistemleri çok önemli; çocuğun doğduğu andan itibaren izlenmesini sağlayan sistemler iyi çalışmalı. Ülkemizde bu izlemde belli bir yaşa kadar sağlık sistemi, eğitim çağına geldikten sonra da eğitim sistemini rolü büyük. Dikkatli bir izlem ve şüpheli durumda iyi çalışan bir bildirim ve koruma sistemi çocukları zarardan koruyacaktır. Bu konuda daha önce kurulmuş olan komisyonun yaptığı çalışmalar ve kurumların koordinasyonunu sağlayacak Çocuk Koruma Hizmetlerinde Koordinasyon Strateji Belgesi var. Dolayısıyla devlet önce kendi yayımladığı düzenlemeleri yerine getirmelidir. Bu önlemler suçu azaltacaktır ama yine de ortaya çıktığında ceza devreye girer; yaygın olarak süren cezasızlığa neden olan indirimlerin bu suçlarda sınırlandırılması gerekir. Bütün bunların yanı sıra geleceğe dönük olarak da kadınların ve çocukların nasıl güçlendirileceği, güçlendirme politikaları hep gündemde tutulmalıdır.”

“Ülkedeki baskı koşulları düşünüldüğünde, iktidarın görüşlerini paylaşmayan herkese uygulanması tehlikesi olabileceği gibi en başta da zaten her gün öldürülen kadınlar hedefe konulabilir”

Bedensel cezaların her zaman amacın adaleti sağlamak, toplumu korumak değil de intikam almak olduğunu düşündürdüğünü ifade eden Kav, idam ve kimyasal hadım cezalarının sadece çocuk istismarı için getiriliyor olsa bile toplum için taşıyacağı riskleri şöyle değerlendirdi:

“Devlet yetkilileri sadece bu suçlar için geçerli olacağına söz verseydi bile böyle bir intikamcı bakış toplumu olumsuz yönde etkiler idi. Ancak bizde şu anda yetkililer zaten bu cezalara başka durumlarda da ihtiyaç olduğunu açıkça söyler haldeler. Ülkedeki baskı koşulları düşünüldüğünde, iktidarın görüşlerini paylaşmayan herkese uygulanması tehlikesi olabileceği gibi en başta da zaten hemen her gün öldürülen kadınlar hedefe konulabilir. Yanı başımızda İran’da hala sürmekte olan idam cezalarının nasıl kadınları hedef aldığını yakın tarihimizden; uluslar arası kampanyalarla kurtarmaya çalıştığımız kadınlardan biliyoruz.”