Prof. Dr. Korkut Kanadoğlu, yeni ‘anayasa paketi’ yani Cumhurbaşkanlığı sistemiyle ilgili merak edilen soruları Yol TV’de Güne Bakış programında canlı yayında yanıtladı.

‘Cumhurbaşkanlığı’ diye bir rejim anayasa hukukunda yok

Kanadoğlu, ‘başkanlık’ yerine ‘Cumhurbaşkanlığı isminin kullanılmasına şu sözlerle açıklık getirdi:

‘Cumhurbaşkanlığı’ diye bir siyasal rejim ne anayasa hukukunda ne de siyaset biliminde kullanılan bir tabir değil. Dolayısıyla daha adında bir yanlışlık var. Olmayan bir rejim adlandırmasının arkasındaki neden herhalde başkanlık sisteminin kamuoyunda uyandıracağı tepkiyi azaltmak.”

 

 

 

Dünyada hiçbir ülke parlamenter rejimden başkanlığa geçmiyor

Başkanlık sistemini savunanlar, dünyadaki örneklerinin olumlu olduğunu dile getiriyorlar. Ancak Kanadoğlu’na göre birkaç Afrika ülkesi dışında parlamenter rejimden başkanlığa geçen ülke bulunmuyor:

“Cumhurbaşkanı’na verdiğiniz bir yetki de parlamentoyu fesih yetkisi. ABD rejiminde başkanın parlamentoyu fesih hakkına sahip olduğunu söylemek mümkün değil. Bu birkaç Afrika ülkesinde var. Zimbabve, Malavi, Gine gibi ülkelerde fesih yetkisi tanınmış. Fesih yetkisini kullanan başkanların bu ülkelerde diktatörlüğe dönüştüğünü görüyoruz. Dünyada hiçbir demokratik ülke, parlamenter rejimden ayrılıp başkanlık rejimine geçmiyor.”

 

 

Patronlu başkanlık rejimi

Başkanlık sistemine dair akıllardaki bir diğer soru da Cumhurbaşkanı’nın partili olması durumunda ne gibi sonuçlar ortaya çıkacak? Korkut Kanadoğlu, bu durumun ‘patronlu başkanlık rejimi’ni ortaya çıkaracağını ifade ediyor.

“Hep şunun kurgulandığını görüyoruz: Parlamento içindeki çoğunluğa sahip partiyle Cumhurbaşkanı’nın partisi aynı olacak. Ülkede bir güç yoğunlaşması içerisinde bir kişi bu ülkeyi yönetecek. Bir patron olacak. Bu tür yozlaşmış başkanlık rejimlerine patronlu başkanlık rejimi denir. Siyaset bilimi literatüründe bu kullanılıyor. Bir patron ülke kaynaklarını yandaşlarına dağıtacak. Gereken cezayı gerekirse kesecek. Böyle bir rejimi ortaya çıkarabilecek her türlü anayasal düzenlemenin bu metinde öngörüldüğünü saptamak mümkün.”


 

 

İnsan aklıyla dalga geçmek gibi

Kanadoğlu, Cumhurbaşkanı’nın tarafsızlığını ortadan kaldırıp, organlar arası uyumu sağlama yetkisinin verilmesinin insanın aklıyla dalga geçmek olacağını söylüyor, bu durumun anayasanın sistematiğini bozan unsurlardan biri olduğuna dikkat çekiyor:

“101. maddede Cumhurbaşkanı’nın partisiyle ilişkisinin kesileceğine ilişkin hüküm yürürlükten kaldırılıyor. Bu ne demek? Partili bir Cumhurbaşkanı olacak. Zaten rejimin işlemesi için bu da olması gereken bir düzenleme. Ama bu değişiklik yapılırken, bu hüküm anayasa metninden çıkarılırken yerinde kalan iki düzenleme var. Birincisi 103. Maddedeki Cumhurbaşkanı’nın yemin metninde yer alan tarafsızlığına bağlı kalacağına ilişkin ettiği yemin var. İkincisi de yine 104. Maddede bu yetkilerini kullanırken organlar arasındaki uyumu sağlama ve milletin ve devletin birliğini temsil etme gibi bir görev verilmiş Cumhurbaşkanı’na. “

“Siyasi bir kimliğe; tarafsızlığı sağlama, milletin, Cumhuriyetin birliğini sağlama, hele de organlar arasındaki uyumu sağlama gibi bir görevin verilmesi insan aklıyla dalga geçmek gibi. Yürütme kim? Tek kişi, başkan-Cumhurbaşkanı. Cumhurbaşkanı, yasama organını kendisiyle uyumlu davranmaya yöneltecek. Bir kişiye diğer organla kendisi arasında uyum sağlama yetkisi veriyoruz. Anayasanın sistematiğinin neden bozulduğuna ilişkin bir sistematik de burada karşımıza çıkıyor.”


 

 

Torba anayasa

Kanadoğlu’ya göre, taslağın 19. Maddesinde 58 maddenin birden değiştirilmesi ‘torba anayasa’ kavramına denk düşüyor.

“Tek bir maddesinde, 19. Maddede tam 58 anayasa maddesi değiştirilmesi öngörülüyor. Bu zaten başlı başına 175. Maddedeki usule aykırı. Tek tek maddelerin iki kez görüşülüp oylanması gerekirken burada tek bir madde ile anayasanın 58 maddesi değiştiriliyor. Torba yasanın hukuk tekniğine, güvenliğine, devletine aykırı olduğunu sürekli tekrar ediyorduk. Geldiğimiz noktada ‘torba anayasa’ kavramını kullanmalıyız. Anayasanın en üst hukuk normu olarak bağlayıcı, üstün bir formu olması gerekirken, bu yaklaşım anayasayı bu değerinden de uzaklaştırıyor.”