Şu son zamanlarda sokaktaki vatandaşlara "en büyük sorununuz nedir " diye sorulduğunda hangi cevabı alacağımızı tahmin etmek pek zor olmasa gerek. Kimisi gıda fiyatlarından yakınacak, kimisi de iş bulamayan üniversite mezunu çocuğunun dramını anlatacak. Tabi son bir haftadır devam eden Suriye ile savaş gündemi de var. 

Bunlar bizim tahminlerimiz; ancak somut olarak örnekleyecek olursak buna benzer anketler yapmış şirketlere baktığımızda şu sonuçlar çıkıyor;

-Son bir yılda “Ekonomi kötüye gidiyor” diyenlerin sayısı yüzde 30’dan yüzde 48’e çıkmış.

-Cezaevindeki mahkumların yüzde 67’si ekonomik suçlardan içeriye girmiş.

-“Memleketin ana gündemi nedir?” diye sorulduğunda yüzde 39 işsizlik, yüzde 13’lük bir kesim ise ekonomik kriz var diyor. Ki bunu söyleyenler 2011 yılına göre 2 kat artmış durumda…

Toplumun ana gündemi nedir?

Evet, toplumun önemli bir kısmı “İşsizlik ve ekonomik kriz” diyor. Bu iki kelimeyi birbirinden ayırmamız pek de mümkün değil. Bir ekonomik krizin en büyük göstergesi işsizliktir. “Marx işsizliğin, kapitalist sermaye birikim sürecinin zorunlu bir sonucu, aynı zamanda kapitalist birikim sürecinin kaldıracı, hatta kapitalist üretim biçiminin varlık koşulu olduğunu açıklar.”

“Krizler kimsenin komplosu ya da akıl tasarısı değildir. Kriz emperyalizmin oyunu değil, emperyalizmin başına gelendir.” İşsizliğin yani Marks’ın tarifiyle “artı-nüfüs”un ortaya çıkış sebeplerini Marksizm açıklamıştır.“Aktif işçi ordusunun yanı sıra bir de yedek işçi ordusu yaratmayan bir kapitalizm düşünülemez.” İşsizliğin sebebi kişilerin yetersizliği ya da tembellikleri değildir. Kapitalizm, kendisini ayakta tutabilmek için elinin altındaki; üretimden alı konmuş veya geçici ya da sürekli olarak işsiz bırakılmış, hazır-ucuz iş gücü olarak görülen kitleyi (yedek sermaye ordusunu) her zaman çalışan işçi kitlesine karşı kullanır. 

Burjuvazinin her zaman cebinde duran yedek sermaye ordusu, daha iyi koşullarda çalışmak isteyen işçilerin taleplerini baskı altında tutmuştur. İşte bu yüzden çalışan işçiler haklarını aramak konusunda her zaman baskı altındadır; çünkü şu cümleyi duymak çok da zor değildir: “Koşulları beğenmiyorsan, işten çıkarsın. Dışarıda iş arayan çok, haline şükret!”

Dünyada düşerken Türkiye’de neden artıyor?    

İşsizlik sorunu yukarıda da bahsettiğimiz gibi sadece günümüzün sorunu değil, yüzyılı aşkın bir sorun. Şimdi biraz da günümüze ve ülkemize gelelim. Evet, temel sorun kapitalizmin işleyişi; fakat gariptir ki şu anda dünyada gıda fiyatları ve işsizlik oranları düşerken Türkiye’de hızla artıyor.

“2014’ün son çeyreğinde ve 2015’in ilk çeyreğinde ya da üçer aylık dönemler itibariyle ekonomi üst üste küçüldü. Yani ekonomi resesyona girdi ya da daralmaya başladı. İşte bu nedenle işsizlik hızla çoğaldı. Çünkü AKP hükümetleri tarıma ve sanayiye kaynak aktarmadı. Kaynakları lüks AVM, lüks konut, lüks lokanta ve lüks otomobillere aktardı. Tabii bunun sonucunda tarımda üretim artmadı”

Ekonomiyi sürekli baskı altında tutan, yatırımcıları ülkeden kaçıran, üretim ekonomisini çökertip ranta ve inşaata dayalı bir ekonomi yaratan, tüm uzmanları karşısına alıp “faiz sebeptir” diye herkese ders veren, Merkez Bankası’nı tehdit eden, sonra da gidip Merkez Bankası Başkanı Erdem Başçı’dan ders alan başbakan görünümlü bir Cumhurbaşkanı’na sahibiz.

Peki, sonuç: Krizi çok uzaklarda aramayın, işsizlik rakamlarına bakın. Mart ayında işsiz sayısı geçen yılın aynı dönemine göre 349 bin kişi artarak 2 milyon 747 bin kişiden 3 milyon 69 bin kişiye yükseldi.

Tabi bunlar gerçek rakamlar değil. Egemenler gerçek işsizlik rakamlarını gizlemek için çeşitli oyunlara başvuruyor. Şöyle ki:

DİSK-AR’ın değerlendirmesine göre; resmi işsizlere, umudu olmadığı için ya da diğer nedenlerle son 4 haftadır iş arama kanallarını kullanmayan ve işe başlamaya hazır olduğu halde bu nedenle işsiz sayılmayanlar, işinden memnun olmayan ya da daha fazla çalışmak istediği halde düzgün işler bulamadığı için çaresiz kısa süreli işler yapanlar eklendiğinde işsizler, gizli işsizler ve çaresizlerin toplam sayısı 6 milyon 568 bin kişiyi, toplam oranı da yüzde 20.9’u buldu.

Genç işsizliği neden ayrı değerlendiriyoruz?

Gel gelelim genç işsizliğe. Bu noktada genç işsizliği biraz daha farklı değerlendirmek gerekir. Çünkü, genç işsizlik her zaman ortalama işsizlik oranlarının üzerindedir;

Çünkü krizin yaşandığı dönemlerde sermaye yeni iş sahası yaratacak yatırımlardan uzak durur.

Devletin “mezarda emeklilik” yasaları devlet işletmelerinde ve özel şirketlerde gençler için yeni iş alanı açılması zorlaşır.

İşten çıkarılanların alacakları tazminat çalışma süreleriyle doğru orantılı olunca fazla zarar etmemek için ilk gözden çıkarılan kesim yine gençler olur.

Ayrıca şirketlerin yetişkin birine yaptıkları yatırım işe yeni başlamış bir gence göre daha fazla olduğu için yine gençlerin kapı önüne koyulmaları daha kolay olur…

Son dönemlerde işsizlik ordusuna katılan kitlenin yarısından fazlası üniversite mezunu gençler. Tabi, sadece bu nedenle de değil.

Türkiye’de rekor kıran genç işsizlik sorunu

Türkiye’de genç işsizliğin bu denli artmasına sebep olan en büyük etkenlerden biri de şüphesiz AKP’nin 13 yıllık politikaları. Aslında üniversite okuyan gençler işsizlik kategorisine girmediği için ülkedeki işsizlik oranlarını düşük göstermeye çalışan AKP,  ülkenin dört bir yanında onlarca üniversite açtı. Fakat mantar gibi üreyen üniversitelerden mezun olan gençlere istihdam sağlamadı.

“İşsizlik, genç nüfusun yeteneklerini, enerjisini ve potansiyelini çürütüyor, umutsuzluğu ve dejenerasyonu besliyor…”

İşsizlik sorunu tüm vatandaşların canını yakarken bir de Erdoğan çıktı: “İş var da beğendiremiyoruz” açıklaması yaptı. Erdoğan’ın iş beğendiremedikleri gençler sandıkta gereken cevabı vermiş olacak ki Davutoğlu da seçimlerden sonra çıkıp “Genç seçmenin bize yönelmesinde sorun yaşanıyorsa bu masaya yatırılmalıdır. Gençlere kendimizi anlatmada bir sorun var” diye açıklama yapıyor.

Bir kez yaptıysak yine yapabiliriz

Geçtiğimiz senelerde Yunanistan’da, şimdi İspaya’da, Portekiz’de meydanları zapt edenler genç işsizlerdir. Türkiye’de AVM’lere, yasaklara karşı ayaklanan, kapitalizmin gölgesini satamadığı ağacı kestirtmeyen, Gezi direnişini yaratan da Türkiye gençliğidir.

Yapılması gereken şey ise meydanlarda sarstığımız AKP’yi sandıkta da geriletmiş olduğumuzun farkında ve bilincinde olmaktır. Unutulmasın ki krizin iyice derinleştiği, demokrasi ve özgürlüklerin askıya alındığı ülkelerde halkın örgütlü gücü iktidarlara karşı her zaman ciddi bir tehdit oluşturmuştur.