Yeşil Yol’a karşı bekleyişimiz, Yukarı Kavron’da devam ediyor. Bir haftalığına İstanbul’a geldim, iki gün sora da yeniden Kaçkarlar’a, mücadelenin en önüne gideceğim. 

Cumartesi sabahı Seval Er ile buluşup, Nobel Edebiyat ödülünü kazanan Svetlana Aleksiyeviç’i konuşacaktık. Seval, 2006’da S.Aleksiyeviç’in Çernobil’den Sesler kitabını yayınlamıştı. Evden çıkmak üzereydim, telefon çaldı, Seval Ankara’da Barış Mitingi’nin bombalandığını söyledi. Evden çıktım. Telefon ederek ilerliyordum. Yaptığım her telefon görüşmesi endişemi daha da arttırıyordu. 

10 Ekim 2015 17.12 itibariyle 83 insanımız canımız yitmişti ve çok sayıda yaralı vardı.

Önce Kobane sonra Suruç, şimdi de Ankara; bombalar birbirini tetikliyor…

Seval ile Kadıköy’de buluştuk, S. Aleksiyeviç’in Çernobil’den Sesler’ini konuştuk. . 1000 adet basılan kitabın yarısına yakınını anti-nükleer kampanyalara destek olsun diye satmıştım. 2013’de Mersin-NGS önünde kampanya yapıyorduk. Büronun önündeki 37 Adım’lık genişliği gün boyunca yürüyorduk. Bir de seyyar gazete yapmıştık; “Nükleere Karşı 37 ADIM.” Gazeteyi her gün hazırlıyor ve NGS’nin kapısına koyuyorduk. Gene bir gün Çernobil’den Sesler kitabından aldığımız bir anlatıyı NGS’nin kapısına bırakmıştık.

Mozyr yolundan Kalinkoviç'e doğru arabayla ilerliyorduk, bir de ne göreyim? Yolun kenarında, ışık huzmesinin altında - incecik bir ışık huzmesi- kristal gibi bir şey parıldıyor. Çalıştığımız köyde bundan birbirimize bahsettik. Bütün yapraklarda, özellikle de kiraz ağaçlarında küçük delikler açıldığını gördük. Aldığımız salatalık ve domateslerin yapraklarının üzerinde de bu küçük siyah deliklerden olurdu. Lanet okur onları yerdik.

Gittim. Gitmem gerekmiyordu. Gönüllü oldum. Önceleri oradaki herkes çok ilgiliydi; ama sonra gözlerinde boşluk gördüm, artık herkes alışmıştı. Madalya peşinde miydim? Çıkar mı sağlamak istiyordum? Saçmalık.

Kendim için bir şey istemedim. Bir daire, bir araba, başka? Evet, bir daça. Bunların hepsine sahiptim. Ama oraya gitmenin erkeksi bir büyüsü vardı. Erkek gibi erkekler gidip bu önemli işi yapacaklardı. Ya diğerleri? Onlar isterlerse kadınların etekleri altında saklanabilirdi.

Hamile karıları olan, çocuğu yeni doğanlar vardı. Bir tanesinde yanıklar oluştu. Hepimiz kendimize küfrederek geldik.

Eve döndük. Orada giydiğim bütün giysileri çıkarıp çöpe attım. Kasketimi küçük oğluma verdim, onu çok istiyordu. Hep o kasketi giydi. İki yıl sonra ona beyin tümörü teşhisi koydular.

Hikâyenin sonunu siz de yazabilirsiniz. Artık konuşmak istemiyorum.

Valetin Kmkov

Çernobil'i temizleyen bir er

NGS müdürü kapıya çıktı ve yazıyı okudu. Yazının arkasında duran Dr.Ful Uğurhan’a “Bu derecede bir duygu sömürüsü görmemiştim” dedi. Dr.Ful bir şey demedi. Ertesi sabah müdür Dr.Ful’un yanına geldi ve “Çernobil’de kaç kişinin öldüğünü zannediyorsunuz” dedi. Dr. Ful’un şu yanıtı verdi; “Çernobil’de bir çocuk öldü, o da benim çocuğum”.  Benim “Nobel”im bu cümleyedir.