Nükleersize ve santralizasyonun alayına karşı giden, 2 ADAM’dan, yoldaşım Olgun Yıldız, cep telefonuma mesaj yazmış. Diyor ki, “Selam, hocam, İğneada’ya yapılacak 3.Nükleer Santral için ABD ve Çinli yetkililerle mutabakat anlaşması imzalandı.” Haberi kontrol ettim, gerçekten de Enerji ve Tabii kaynaklar Bakanı Ali Rıza Alaboyun, nükleer santralin kimler tarafından yapılacağı sorusuna, “ Şu an 3'üncü de Çinliler ve Amerika'nın Westinghouse firmasıyla mutabakat zaptı şeklinde bir anlaşma imzalandı” cevabını vermiş. 

KEİÖ-Karadeniz Ekonomik İşbirliği Örgütü’nün, 2000’li yılların ilk senelerinde, İstanbul’da bir toplantısında, bir bilgi edinmiştik. Toplantının tanıtım kitapçığında, nükleer gelecek şu sözlerle ifade ediliyordu; “Dünyada, nükleer enerji üretimi gerileme dönemindedir. Artık yeni nükleer santral siparişi alınamamakta, alınsa da tamamlanamamaktadır.”

 Toplantının bu tespitine bir katkı da ben yapayım; Atom Enerjisi Ajansı'nın verilerine göre, 1960’lı yıllarda, 2000’li yıllarda, dünyada 4000’li sayılarda nükleer santral kurulacaktı. Gerçekte, 2000 yılında dünyada kurulu nükleer santrallerin sayısı sadece 500’lü rakamlarla ifade ediliyor.

Bu somut durumu kabul eden KEİÖ’nün önermesi ise ilginçti. Örgüt, dünyada nükleer santral yapımının gerilediğini kabul ediyor ama nükleer geleceği sürdürebilmek için hangi ülkelerin kullanılabileceğinin bulunması gerektiğini de söylüyordu. Çok uzağa gitmelerine gerek yokmuş, şu anda Türkiye’de üçüncü nükleer santrali de konuşmaya başlandı.

Nükleerciler dünyayı şiddete ve radyasyona bulama hevesinden hiç vaz geçmediler; onların günlük çalışma programlarını hiçbir şey aksatmadı; 10 Ekim’de Ankara’da patlayan ve canlarımızı alan patlama bile günlük mesailerini aksatmadı.  Geçmişten acı bir örnek vereyim; 1996 yılında Sinop’da, anti nükleer hafta düzenlemiştik. Haftanın son günü üç arkadaşımızı acı bir kazada yitirdik. Çocuklarımızı cansız bedenini denizde ararken, Enerji Bakanı Hilmi Güler’in, nükleer yasanın meclise ineceğini açıklamasını unutamam. Üç gencimizin, denizde kaybolmuş, bedenlerinin bulunmasını bile beklememişti, sayın bakan.

Nükleercilerin, ülkeyi nükleer cehenneme çevirme niyetlerinde zerre kadar zaman kaybetmeye niyetleri yok. Bizim de onlara nükleerle mücadele etme kararlılığımız da bir geri adım yok. Daha geçen kış, 2 ADAM olarak, İstanbul’dan İğneada’ya yürümüştük.  Nisan ayında nükleerciler Akkuyu’da çakma bir temel attılar. Kapıyı bacayı tuttular, bakan havadan geldi, temeli attı gitti. Biz de Atom’un kapısına dikildik, temel atma törenine gelen nükleer heveslilerini içeriye kilitledik. Bir saat sonra, nükleercilerin dışarı çıkmasına izin verdik. Onlar giderken, bizim elimizde Atom’un cümle kapısının kilidi vardı. Kapıyı açmış, kilidi aşırmıştık. Yani herşey bizim elimizde, biz istemezsek, direnirsek yapamazlar. Bu yıl Samistal’de de böyle oldu; direndik ve yapamadılar. Yeşil Yol ekskavatörünün, Samistal bayırından dönüşünü unutamam; o giderken ardında bıraktığı koca vidayı, Atom’un kapısından aşırılmış kilidin yanında saklıyorum.

Çözüm direnişte. Akkuyu’da, Sinop’da, İğneada’da, Samistal’de direndik ve onlar yapamadılar. İğneada, Samistal, Direniş demişken, İğneada’dan Samistal’e bir yol göründü, gibi…

 

Timur Danış