Tarihe dönüp baktığınızda, bir kara leke olarak hatırlanan dönemler vardır. Elbette ki tarihe bakış açısı görecelidir. Örneğin, kimi “Gezi olayları” der, kimi “Gezi direnişi”. Hangisini kullandığınız, bakış açınıza göre değişir. 7 Haziran seçimlerinde boyunun ölçüsünü alan AKP, Erdoğan’ı başkan yaptırmayanlara karşı Türkiye tarihinin en kanlı savaşlarından birini açtı. Kendi kaybettiği seçimi seçimden saymayıp, yeniden seçimi dayatan AKP’nin katliam politikaları da hazırdı. Hepi topu 5 ay içerisinde, tarihe kara leke olarak düşen günleri yaşadık. Suruç, Cizre, derken Ankara… İşte 1 Kasım seçimlerine giden süreç de, tarihte kara lekeli olarak yerini aldı.

Kadın Bakanlığı’nı kaldıran, hükümetteki tek kadın bakanı da Aile Bakanı olan, kadınlar yaşasın diye meclise sunulan “Özgecan yasası”nı gündeme dahi almayan AKP’nin 1 Kasım’da yeniden iktidar olması; meclisteki kadın vekil sayısının azalması elbette kadınlar cephesinde kayıptır. Biz kadınlar AKP’yi iyi tanıyoruz. AKP’nin iktidar olduğu 13 yılda kadınlar lehine tek bir icraatı olmadı. Elde ettiğimiz kazanımların tamamı dişle, tırnakla, çelik bir iradeyle ve sürekli mücadele ile sökülüp koparıldı. Yüzlerce kadın kardeşimizi kaybettiğimiz yaşam hakkı mücadelemiz açısından, bu kez daha çetin bir savaş bizi bekliyor. AKP, tüm diğer baskı politikalarında olduğu gibi kadın düşmanı politikalarda da kendini geliştirdi. Vakti zamanında “3 çocuk” diyenler, şimdi de “Zorla güzellik olur” diyerek karşımıza dikiliyor. Zor ile, korku ile iktidarını sürdüreceğini sanıyor.

Ama, bu böyle gidecek demek değil bu işler! Yalnızca AKP değil, onun karşısında mücadele edenler de kendini geliştiriyor. Gezi’de toplumun tüm kesimleri AKP’yi tir tir titretmedi mi? Soma katliamında 301 işçi kardeşimizi, kadın cinayeti ile Özgecan kardeşimizi, Kobane’de Kürt kardeşlerimizi kaybettiğimizde tüm toplum ayağa kalkmadı mı? Tüm bunlar olup biterken AKP iktidar koltuğunda tek başına değil miydi?

Şimdi karamsarlığın değil, umut olmak üzere yollara yeniden düşmenin vaktidir. Kadınların kurtuluşu için mücadele edenler olarak kadın düşmanlarından, katillerden ve hırsızlardan daha sağlam iradeli olma, inandığımız güzel günler için onlardan daha çok çalışma zamanıdır. Mücadele yoldaşımız, kaybettiğimiz kadın kardeşimiz Gülay Yaşar’ın babası Duran amcamız hayatını kaybettiğinde ona bir söz vermiştik. “Sana söz olsun Duran amca, kadın cinayetlerini durduracağız!” demiştik. Soma’da 301 işçi kardeşimizi kaybettiğimizde, Özgecan’ın cenazesinde, Suruç’ta, Ankara’da yüzlerce canımızı yitirdiğimizde de verdik aynı sözleri. Sizlere söz olsun; bu topraklarda eşitliğin, kardeşliğin, hürlüğün havasını daha gür sesle tutturacağız dedik. Unuttuk sanılmasın! Sözümüzün peşinde, kadın cinayetlerini durdurmak üzere görevimizin başındayız. Tekel direnişçisi işçiler, Ankara’nın o buz gibi soğuk günlerinde insanın içini sımsıcak ısıtan bir slogan atıyorlardı en gür sesleriyle. İşte o sloganda söylendiği gibi inancımızla yürüyeceğiz biz de: Biz haklıyız, biz kazanacağız!