MÖ-milattan önce, MS-milattan sonra vardı, şimdi de seçimden önce, seçimden sonra var.  Hürriyet’ten Vahap Munyar seçimden sonra Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekçi’nin Türkiye İhracatçılar Birliği’nin Adana’da düzenlediği toplantıda  “Bir sonraki seçime kadar önümüzde 3.5 yıllıkçalışma dönemi var. Özel sektörüyle, hükümetiyle hep birlikte Türkiye’nin büyümesini sağlamak için harekete geçme zamanı.” Dediğini aktardı.

Bu haftaki yazımda seçimden sonra AK Parti iktidarının ülkeyi şantiyeye çevirecek yatırımlara hız vereceğini söyleyip, meseleyi Yeşilyol’ getirecektim ki, düşündüm,  küçücük sayfamda, Ak Parti ile gereksiz polemiğe girmekten vazgeçtim. Bunun yerine, tartışma çabamı, daha küçük ama etkileyebileceğim bir alana çevirmeyi doğru buldum. Geçen hafta, Yeşil Gazete’de yayınlanan iki makaleye dikkat çekmek istiyorum.

Birinci makale “Nijeryalılar plastik şişeler ve çamurla çevre dostu evler inşa ediyorlar.” Yazı Truea Activist’den Amanda Froelich’a ait. Yazının resimlerinden de anlaşıldığı gibi çok miktarda PET veya PVC su kabı kullanarak yapılan ev anlatılıyor ve yapılan iş övülüyor. 1990’lı yılların başında gündemimize giren Katı Atıkların Kontrolü Yönetmeliği dolayısı ile Pet ve Pvc’lerle ilgilenmiş, sonra da Milliyet-Ekonomi Politika Dergisi’nde, ambalaj atıklarının geri dönüşümü sırasında yapılan yolsuzluğu haberleştirmiştim. Araştırmalar plastiklerden ayrışan kimyasalların  kansere neden olduğunu söylüyor.

Meselenin teknik boyutunu EP Dergisi’nde yaptığım haber dolayısıyla, sanayicilerin kurduğu ÇEVKO - Çevre Koruma ve Ambalaj Atıklarını Değerlendirme Vakfı ile çok tartışmıştım. Dolayısı ile Yeşil Gazete ile plastik meselesini teknik boyutta tartışmamayı umuyorum.

Yeşil Gazete ile tartışmak istediğim ikinci konu “Meralar asla mera değildir”. Ya da duş alırken şarkı söylayebilmek.” Yazı Durukan Dudu’ya ait.  Mera meselesine ilgim aileden geliyor. Baba tarafım Hemşin ülkesinden, anne tarafım Ardahan yaylalarından. Yazı ile tartışmaya bir eksik kullanımı izah ederek başlayayım, Durukan Dudu meraların hukuki durumunu izah ederken, bu günlerde bayağı moda olan “müşterek”i kullanıyor. Meraların kullanımında müşterek bir kullanım var ama zannedilmesin ki bu herkese ait bir müştereklik. Yeşilyol’a karşı Samistal’de direniyorduk; yol isteyen kadınlardan biri bizim Çinçivalı arkadaşlardan birisine, “Sen git Çinçiva yaylasını kurtar”  dedi. Sonradan öğrendim ki,  Samistal Yaylası, Hemşin’in üç köyü tarafından birlikte kullanılıyor, burada müşterek kullanım var. Fakat, bir Çinçivalının Samistal’de hayvan otlatması mümkün değildir. Çünkü Çinçiva’nın yüksekteki yaylası Hodaçur’dur. Bir Çinçivalı asla Samistal’in müştereği değidir.

Yazıda tartışmak istediğim Durukan Dudu’  “Şöyle ki, devlet ve hükümet(ler)in meraların kötü kullanıldığı ve mevcut hayvancılık ihtiyaçlarını karşılamadığı konusundaki tespiti doğru. Ve bu ‘yanlış’ kullanımda bildiğimiz anlamıyla ‘suç devletin/hükümetin’ diyip işin içinden sıyrılmak namümkün” yazan dilidir.  

Bir not daha. Durukan Dudu, “Meraların mevcut ot üretimini hiç bir ek ekonomik maliyet olmadan ilk yıl ortalama %20, beş yılda da ortalama %100 arttırsak?”dan bahsediyor. Ben ise, bu günlerde devletin meraları satılabilir hale getirdiğinden bahsetmek istiyorum.

Tam ısınmışken yazının 3000 vuruş sınırını aştığını farkettim.  Durukan Dudu’nun “Ekonomik gerçekliğini oluşturmak” deyişine

Samistal’de “Bir inek, bir dükkan” eder ekonomik gerçeğini hatırlatarak bağlayayım.

Tartışmak dileği ile.