Ekolojinin -mücadelesiz- politikası ve sermayenin yeşil tasarımları

Yeşillik, çevrecilik; hepsi ile olurum, mücadelenin en önünde ve eskiden gelip, sonuna kadar.

27-28 Kasım 2015 tarihlerinde Bilgi Üniversitesi Santral İstanbul  Kampüsü’nde, Ekolojinin Politikası: Yeni Sınırlar Yeni Aktörler toplantılarını izledim. İki gün boyunca, masamın üstünde duran sarı kartona basılmış programın üstünde yazan başlığa bakıp durdum; Ekolojinin Politikası; önümdeki başlığı Ekoloji Hareketinin (Mücadelesinin) Politikası başlığı şeklinde değiştirdim. Toplantının düzenleyicisi olarak Bilgi Üniversitesi yazılmış. Birgün Gazetesi’ndeki haber olmasa, düzenleyici olarak  Bilgi Üniversitesi Ekoloji Politik Platformu’ndan haberim olmayacaktı; Ekoloji Politik Platformu’nun ismini iki gün boyunca işitmedim.

Başlığın devamı : Yeni Sınırlar, Yeni Politikalardı; demek ki, bir de eski sınırlar, eski politikalar var.

1990 sonrası Ekoloji hareketinin içinden gelen biri olarak, geçmiş ile ilgili, ekolojinin dilinden bir anlatım duymadım ama ekoloji hareketinin bugünü ile ilgili şu tespit-eleştiriyi anladım ve etkilendim;

“Hem Yeşil Ekonomi hem de Yeşil Yeni Düzen tasarımları, kapitalizmi sistematik/organik kriz döngüsünden çıkartacak, toplumsal ve ekolojik temele dayanan alternatif bir kalkınma modeli olarak kurgulanmaktadır. Ancak kapitalizmin temel çelişkisini kontrol altında tutan veya sınırlayan kurumsal çözümler ile geçici mekanizmalara yönelmeleri nedeniyle söz konusu tasarımları ayrıştırmak gittikçe güçleşmektedir. “

Tespit ve eleştiri, İstanbul Bilgi Üniversitesi İşletme Bölümü’nden Yardımcı. Doç. Dr. Evren Hoşgör’e ait. Hoşgör, toplantıda “Sermayenin Yeşil Tasarımları ve Mücadele Olanakları” başlıklı bir çalışma sundu.

Toplantıda ekoloji hareketinin dününden bir iz yoktu. Bu eksiliği; Anti-Nükleer hareket, siyanür karşıtı hareket ve bugün de sürmekte olan Yeşil Yol Karşıtı Hareketi gündeme getirerek aşmaya çalıştım.  Üstelik de geçmişten bugüne ekoloji hareketinin dilini taşıyan, Savaş Emek’in “Havadan Sudan; Allah Allah havayı suyu kim becerdi?” kitabını hatırlattım.

Toplantının ikinci günü Melis Ece, “İklim Değişikliği ve Yeni Yerel Yönetimler: Tanzanya’da Ortak Orman Arazilerinin Özelleştirilmesi”ni anlattı. Ece, “Küresel iklim değişikliği söylemi altında, son yıllarda ortaya çıkan ‘Yeşil Ekonomi’, Üçüncü Dünya Ülkelerinde doğanın, özellikle de ormanların atmosferik karbon emme kapasitesinin ticarileştirilmesine dayalı neoliberal çevre politikalarından beslenmektedir” dedi.

Toplantının ilk günü konuşmacılarından Durukan Dudu Anadolu Meraları’nı anlatıp bitirmişti ki, “Timur Danış söylediklerimle ilgili notlar tutmuştur” dedi. Durukan Dudu ile Yeşil Gazete’de bir tartışmamız duruyor.  Aramızdaki tartışmayı yazılı ortamda tutmayı tercih ettiğim için Durukan’ın söylediklerinden alabildiğim notları toplantıda söylememiştim; adım geçtiği için söz alıp, onu Cumartesi günü Evren Hoşgör’ün, “Sermayenin Yeşil Tasarımları ve Mücadele olanakları “ sunumu çerçevesinde tartışmaya davet ettim. Bu oturumda buluşamadık. Zararı yok, hatta “Melis Ece’nin anlattıklarında Durukan Dudu kendi deneyini nereye koyuyor” diye sorarak, tartışmaya devam edebiliriz.