Vaat boş laf, aslolan mücadele, daha çok mücadeledir!

 “Son çeyrek yüzyıl içinde işçilerin ve emekçilerin kazanılmış haklarına yönelik en önemli tehdit ne olmuştur?” dense, bu sorunun yanıtı, tartışılmaz biçimde, “taşeronlaştırma”dır.

1990’lı yılların ilk yarısında belediyelerde başlatılan “taşeronlaştırma”, kamu ve özel sektörün bütün işletmelerinde, kuralsız (esnek) çalışmanın, asgari ücreti azami ücret olarak uygulamanın, sendikalaşma hakkı başta olmak üzere işçilerin kazanılmış haklarının gaspının dayanağı olarak tüm sektörlerde ur gibi yayılmıştır.

GENEL-İŞ’İN GİRİŞİMİ YAYGINLAŞABİLİR, ÖNEMLİDİR

Dün İzmir merkezli olarak, Genel-İş Sendikasının başlattığı ve DİSK ve KESK başta olmak üzere diğer sendika şubelerinin destek verdiği “iş bırakma” ve “miting”, taşeronlaştırmaya karşı mücadele bakımından önemli bir dönüm noktası olacak mahiyette bir eylem olarak gelişmiştir.

Son haftalarda Genel-İş’in üyeleri ve yöneticilerinin girişimleriyle her sektörden sendika şubesinin de destek verdiği çalışma, iş yerlerinde yürütülen bir çalışmayla sürdürülmüş. Taşeron işçilerden kamu emekçilerine kadar geniş bir yelpazede bir bilgilendirme ve örgütlenme faaliyeti olarak gelişen bu çalışmalardan elbette, işçiler ve mücadeleden yana sendikacılar önemli dersler de çıkarmış olmalı.

Çalışmanın böyle geliştiğini de gazetemize gelen haberlerden, sendikacıların anlatımlarından ve işçi mektuplarından anlıyoruz. Dahası bu haberlerde görüyoruz ki, hem taşeronda çalışan işçiler hem onlarla birlikte çalışan “kadrolu” işçiler, hem de bir yandan “taşeronlaştırma tehdidi” öte yandan iş güvencesinin kaldırılması tehdidi altındaki kamu emekçileri, taşeron çalışmanın işçi emekçi hakları düşmanı bir çalışma biçimi olduğunu fark etmişlerdir. Ki, bu mücadelenin örgütlenip yaygınlaştırılması bakımından çok önemli bir dayanaktır.

MÜCADELE OLMADAN HAK ALINAMAZ

İşçiler, emekçiler AKP’nin seçim vaadi olarak meydanlardan haykırdığı, herhalde AKP’nin oylarının artmasında da epeyce bir katkısı olan “Kamuda taşeronu kaldıracağız. Taşeronda çalışan işçilere katkı vereceğiz” biçimindeki vaadini yerine getirmesini istiyorlar.

“Taşeron işçilere kadro vereceğiz” vaadi sadece lafla da söylenmedi. Seçim Bildirgesi’ne de konu oldu. Ama, Başbakan Davutoğlu’nun önümüzdeki bir yıla ilişkin olarak açıkladığı “Hükümetin Eylem Planı”nda “taşeronla ilgi vaat” yer almadı!

Bu bir “unutma” değil. Tersine AKP, “Taşeronu kaldırmayı”! nasıl olsa bir biçimde, örneğin mahkeme kararıyla “kadro verilmesi” gereken işçilerle sınırlı bir uygulamayla atlatırım diye düşünerek koymuştur. Ama öyle görünmektedir ki, AKP elinde mahkeme kararı olan taşeron işçileri de kadroya kolay kolay almayacaktır. Bu da açıkça gösteriyor ki, AKP’nin Seçim Bildirgesi’ne koyduğu vadini yerine getirmesi için bile işçiler, emekçiler mücadele etmek zorundadır.

TAŞERONA KARŞI MÜCADELE ‘GÜVENCELİ İŞ’ MÜCADELESİDİR

Kısacası taşeron çalışmasının kaldırılmasına yönelik uygulamalar, AKP Hükümetinin uygulamamak için en çok direneceği vaatlerden birisi, belki de birincisidir. Çünkü “taşeron çalışması”, “Çalışma yaşamının esnekleştirilmesi” adı verilen işçilerin, emekçi sınıfların iki yüzyıllık mücadelesinin eseri olan kazanımları gasbetme, sömürüyü sınırsız biçimde artırma planının “motoru”dur. Ki, eğer taşeron çalışması olmazsa, sermayenin bu temel planı çökmüş olur.
Bu yüzdendir ki “Taşeron uygulamasının kaldırılması ve bütün çalışanlara iş güvencesi” talebi, sadece taşeronda çalışanların değil, bugün kendisini “kadrolu” olarak gören ve nispeten bir iş güvencesi olan ya da kamu emekçileri gibi oldukça iyi bir iş güvencesine sahip olan emekçiler için de taşerona karşı mücadele kendi iş güvenceleri, kendi daha iyi çalışma koşulları ve daha iyi ücret (maaş) talepleri için de mücadeledir.

Çünkü “taşeron çalışması”, sadece taşeronda çalışan işçileri daha güvencesiz, daha az ücret, daha kötü çalışma koşulları altında çalışmaya zorlamaz, aynı zamanda nispeten daha güvenceli, daha iyi koşullarda çalışan işçilerin, emekçilerin koşullarını da kendi düzeyine çeker. Dolayısıyla eğer bir işi daha ucuza yapan işçi varsa patronun daha yüksek maliyetli işçiyi çalıştırmasını beklemek aşırı hayalcilik olur.
    
ŞİMDİ DAHA ÇOK MÜCADELE ZAMANI

Bu nedenlerledir ki sermaye hükümetleri söz konusu olduğunda, “taşeron çalışması”nın, ciddi bir işçi-emekçi mücadelesi olmadan kaldırılması beklenemez. Beklenmemelidir de!

Geçtiğimiz yaz aylarında patlak veren metal işçilerinin mücadelesine kadar, “Taşeron çalışmasına karşı mücadele”, bir hayli yaygınlaşmış, az çok da istikrar kazanmıştı.

Şimdi içinden geçilen koşullarda, Hükümetin de “Kamuda taşeron çalışmasını kaldırma” vaadiyle de birleştirerek “Taşerona karşı mücadelenin yenilenmesi” son derece önem kazanmıştır. Bu mücadelenin aynı zamanda daha iyi ücret talebi ve daha iyi çalışma koşulları için mücadeleyle de dolaysız bağlantısı vardır. Ve bugün işçilerin çeşitli alanlardaki mücadelelerinin birbirini etkileyip, birbirine dayanak olması için de son derece geniş bir zemin oluşmuş bulunmaktadır.

Genel-İş merkezli olarak İzmir’de başlatılan mücadelenin yaygınlaştırılması, bugün milyonlarla ifade edilen taşeronlarda çalışan işçi kitlesinin, tüm işçi sınıfı emekçilerin daha iş güvenceli, insanca çalışma ve yaşama koşulları mücadelesi birleşme yoluna girmiştir. Son çeyrek yüzyılda yaşananlar, emekçileri eğitmiş, esnek çalışma, taşeronlaştırma ile ilgili hayalleri yıkmıştır.

Bugünün sloganı; “Taşeron çalışmasının yasaklanması, herkese güvenceli bir iş, insanca çalışma ve yaşam kolları için mücadele, daha çok mücadele”dir.

Bu mücadelenin ilerlemesi ve yayılması için koşullar uygundur.