Erdoğan'ın Kürt savaşı, Rusya'nın Kürt kartı

Türkçede “İki karpuz bir koltuğa sığmaz” diye bir atasözü vardır. “İki büyük iş aynı anda yapılmaz” anlamında kullanılır. Ankara rejiminin, bir yandan PKK’ya karşı başlattığı savaşı yurtiçinde sürdürürken diğer yandan da Rusya’yla bölgede sıcak çatışma ihtimalini de içeren bir soğuk savaşa sürüklenmesi bu atasözünü hatırlatıyor.


Ankara’nın PKK’yla sıcak, Rusya’yla soğuk savaşı aynı anda sürdürmesinin doğal sonuçlarından biri Rusya-PKK yakınlaşması olabilir ve bu da Türkiye’yi zorlu bir meydan okuma karşısında bırakabilir. Suriye’ye Şam rejiminden yana askeri müdahalede bulunan Rusya ile rejime muhalif güçleri destekleyen Türkiye arasındaki bu soğuk savaşa, 24 Kasım’da bir Rus savaş uçağının Türkiye tarafından hava sahasını ihlal ettiği gerekçesiyle düşürülmesi vesile oldu. Geçmişi hatırlamak, bu soğuk savaşı izlerken PKK’yı göz ardı etmemek için yeterli...

80’li yıllarda Sovyetler Birliği’nin Ortadoğu’daki müttefiki Suriye’nin PKK’ya sağladığı üslenme imkânıyla askeri ve lojistik desteğin bir amacı da NATO’nun kanat ülkesi Türkiye’nin istikrarsızlaştırılmasıydı. Sovyetler Birliği çöktükten sonra ise Türkiye’yi saran pan-Türkist cereyanlardan ve Çeçen ayrılıkçıların Türkiye’de buldukları destekten rahatsız olan Rusya Federasyonu PKK’ya yasal faaliyet imkânı vermiş ve Moskova yakınlarındaki Yaroslavl kentinde bir "kültür ve eğitim kampı" da tahsis etmişti. PKK’nın şimdi Marmara Denizi’ndeki özel cezaevi adasında hapiste olan kurucu lideri Abdullah Öcalan’ın 1998’de Türkiye’nin baskısı sonucu terk ettiği Suriye’den gittiği ilk ülkenin Rusya olması da boşuna değildi.

PKK bugün başka bir biçimde de olsa yine Suriye denkleminde. PKK’nın Suriye’deki devamı olan Demokratik Birlik Partisi (PYD), Suriye’nin Kürt bölgesi Rojawa’daki açık ara en güçlü Kürt örgütü ve IŞİD’e karşı mücadelede rüştünü ispatlamış bir aktör. Ankara ise Rojawa’daki Kürt otonomisini Türkiye’nin toprak bütünlüğüne tehdit olarak gördüğü için PYD’yi de bir tehdit olarak algılıyor.

Ve bu bağlamda Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Aleksey Meşkov’un 16 Aralık’ta RİA Novosti’ye verdiği mülakatta “Türkiye’nin eylemleri ve bazı konularda da eylemsizliği Rusya için tehdit oluşturuyor” dedikten sonra söyledikleri, “Moskova’nın Ankara’ya Kürt kartının ucunu göstermesi” olarak yorumlanmayı hak ediyor: “Kürt güçler de (Suriye’deki) bu görüşme sürecinden dışlanmamalı. Kürt güçler aynı zamanda Suriye ve Irak’ta, IŞİD ve diğer terörist gruplarla ortak mücadele çabalarından da dışlanmamalı. Zira buralarda terörizm tehdidi karşısında önemli rol oynuyorlar."

Irak’ta PKK’nın IŞİD’e karşı mücadelenin ön hattında yer aldığı unutulmamalı. Dolayısıyla Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı’nın bu sözlerinin içeriğinde PKK’ya verilmiş bir siyasi destek de var.

Rus Dışişleri Bakan Yardımcısı, “Türkiye’nin eylemleri ve bazı konulardaki eylemsizliği” derken aslında Ankara’nın Suriye politikasını tarif ediyor. Türkiye’nin cihatçılara verdiği destek, Rusya’nın tehdit olarak gördüğü eylemi oluşturuyorsa, eylemsizliği de IŞİD’e karşı üzerine düşeni yapmaması olmalı... İki ülke arasındaki soğuk savaşın asıl nedeni de bu Suriye politikası.

Türkiye bu Suriye politikasını değiştirmemekte ısrar ederken diğer taraftan da güneydoğusundaki savaşı tırmandırarak PKK üzerindeki baskıyı artırıyor. Artan baskı da PKK’nın Rusya’yla yakınlaşması ihtimalini güçlendiriyor.

PKK’ya karşı bu yeni savaşın cephesi Türkiye’nin Kürt çoğunluklu güneydoğusunun şehirleridir. “Şehir savaşları” hem büyük tahribata hem de sivil halkın kolektif biçimde cezalandırılmasına yol açıyor. Misal, bölgenin en büyük kenti Diyarbakır’ın durumu... Kentin tarihi Sur ilçesinde PKK’ya karşı yürütülen operasyonlar ve çatışmalar nedeniyle 9 gündür aralıksız süren sokağa çıkma yasağı geçen 10 Aralık’ta sadece 17 saatliğine kaldırıldığında ortaya çıkan tahribat tablosu, iç savaşların harabeye çevirdiği diğer Ortadoğu kentlerinin haliyle kıyaslanabilir nitelikteydi. Bölgeyi yakından izleyen gazeteci Celal Başlangıç’ın derlediği verilere göre ilk sokağa çıkma yasağının ilan edildiği 16 Ağustos’tan 8 Aralık tarihine kadar geçen sürede 18 ilçede, 40 kez, toplam 130 gün sokağa çıkma yasağı ilan edilmişti.

Kürt hareketinin son yıllarda geçirdiği sosyo-politik değişim, kentleri hükümet güçleri tarafından düzenlenen operasyonların hedefi haline getirdi.

Bu değişimin temelinde Kürt sorununun siyasallaşmasına paralel olarak Kürt hareketinin de kitleselleşip kent ve kasabalarda yaygın ve aktif bir tabana sahip olması var. Gövdesini PKK militanı yerel gençlerin oluşturduğu “Yurtsever Devrimci Gençlik Hareketi”nin (YDG-H) PKK tabanının güçlü olduğu mahallelerde devlet otoritesine alternatif kolluk gücü rolünü oynamaya başlaması, hükümet güçlerinin bu yapılanmaları hedef almasına neden oldu. Temmuzdan itibaren yerleşim merkezlerinde düzenlenen operasyonlara, hendeklerin kazıldığı, barikatların dikildiği yerel silahlı direnişlerle cevap verildi. İnsan Hakları Derneği’nin (İHD) derleyerek 10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günü’nde açıkladığı verilere göre, temmuzda başlayan çatışmalarda 157 sivil yaşamını yitirdi. İHD, 171 güvenlik gücü mensubu ve 195 militanın da hükümet güçleriyle PKK’yı karşı karşıya getiren çatışmalarda öldüğünü duyurdu.

Polisin özel harekât güçleriyle sürdürülen operasyonlar Güneydoğu’daki Diyarbakır, Mardin ve Şırnak illeriyle ilçelerindeki direnişi kırmakta yetersiz kalınca, hükümet 15 Aralık’ta ordu birliklerini devreye soktu. Tank ve zırhlı araçlarla desteklenen 10 bin asker, aylardır PKK milislerinin hendek ve barikatların ardındaki silahlı direnişine sahne olan Şırnak’ın Cizre ve Silopi ilçelerinde operasyona başladı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan her fırsatta PKK’yla mücadelede sonuna kadar gidileceğini söylüyor. PKK’yla savaşta nereye kadar gidilebileceğini öngörmek için Erdoğan’ın söylediklerinden daha güvenilir bir ölçü de şudur: Erdoğan’ın PKK’yla savaşı, her zaman gündemde tuttuğu anayasal başkanlık rejimine geçiş projesinin vazgeçilmez bir siyasi taşıyıcısı gelmiştir. Rejim, partisine 1 Kasım’da seçim kazandıran bu savaşı, ilerideki bir anayasa referandumunda gerekli olacak daha yüksek orandaki milliyetçi oyu alabilmek için gerektiği kadar sürdürmek zorunda kalacaktır.

Rejimin artan askeri baskısının PKK’yı dış desteğe açık hale getirmesi beklenmelidir. Bu bağlamda Rusya ile soğuk savaşın bitirilmesinin Türkiye’nin iç istikrarı için de zaruri olduğu aşikâr. Mamafih Rusya düşürülen uçağı için özür ve tazminatı Türkiye ile ilişkilerin düzelmesinin ön koşulu olarak ileri sürerek normalleşmeyi neredeyse imkânsız hale getirdi. Malum, Ankara uçağı hava sahasını ihlal ettiği için düşürdüğünü ve bunun için özür dilemeyeceğini söylüyor. Özür ve tazminatın kabulü Erdoğan için utanç verici bir yenilgi olacaktır.

Rusya bu soğuk savaş formatında Ankara’yı cihatçılara destek politikasından caydırmak için askeri ve siyasi baskıyı artırma imkânını kazanıyor. Bakalım Ankara, Rusya ile soğuk savaşla PKK ile sıcak savaşı bu iki hasmını kendisine karşı bir araya getirmeden daha ne kadar idare edebilecek?