Yazıyı sizlerle paylaşıyoruz:

Müzakere masasındaki ağırlık: ateşkes anındaki kontrol sahasına bağlı olacaktır!

Suriye’de iç savaş ile başlayan kaotik dönem henüz sonlanmadı. Ancak Rusya’nın hava harekatına başladığı günden beridir işletilmeyen mekanizmalar işlemeye, kulak ardı edilen diplomatik öneriler masaya gelmeye başladı.

Bugüne kadar sesi soluğu çıkmayan BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon’un desteklediği yeni süreç aslında eski Genel Sekreterlerden Kofi Annan’ın (6 maddeli) 2012 Mart’ında önerdiği Suriye Planı’nın kabulünden daha fazlası değil. Aradan gecen 4 yıla yakın zamanda ise yüzbinlerce ölüm ve milyonlarca insanın mürtecileşmesi vuku buldu. O zaman bu plana evet diyen yegane ülke Rusya ve sahadaki yegane taraf ise Esad idi. Şimdi tüm ülkeler bu noktaya gelmek durumunda kalmış görünüyor.

18 Aralık gecesi Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin oybirliği ile altına imza attığı Suriye Kararı sorunun başladığı 2011’den bu yana atılan en önemli uluslararası diplomatik adım oldu. Karar özetle daha önce Viyana görüşmelerinde ifade edilen ateşkes ve seçimleri takvimleyen 2 yıllık geçiş sürecini BM Kararı haline getiren bir yol haritası. Bu yol haritasına göre ateşkesi takip eden 2 yılın sonunda BM denetiminde seçimler yapılacak. Daha önce BM Genel Sekreterinin Ocak 2016 başı diye açıkladığı ateşkes tarihini ABD Dışişleri Bakanı Kerry Ocak sonunu bulacağını belirtti. Lavrov ise tarih telaffuz etmedi. Bu da daha gerçekçi bir ateşkes tarihinin şubat ortasından önce yürürlüğe giremeyeceği olarak yorumlanabilir. Ancak son 5 Kerry-Lavrov görüşmesi (Ağustos 2015 dn bu yana) bütün gerilimlere rağmen sözü edilen istikamette ilerlediğine göre bir ateşkes ilan edileceğinden fazlaca şüphe etmemek gerekir.

Müzakere masasındaki ağırlık: ateşkes anındaki kontrol sahasına bağlı olacaktır!

Artık soru şudur: Ateşkes ilan edildiğinde hangi güç hangi diğer güçle birlikte ülkenin hangi bölgelerini elinde tutuyor olacaktır? Çünkü yol haritasına göre ateşkesten sonra müzakere süreci başlayacak ve müzakere masasına kimin hangi ağırlıkla oturacağını belirleyecek en önemli unsur savaş sahasındaki durum olacaktır. Daha somut konuşacak olursak önümüzdeki iki ay içerinde Suriye’de Şam Lazkiye hattının, Suriye Kürt Özekliğinin, ve Sünni bölgelerinin haritası çizilmiş olacak.

Ateşkesin Sınırları:

Terör Listelerindeki Uyumsuzluk!

Ateşkes-Müzakere-Seçim aşamalarını barındıran geçiş sürecinin önemli özelliklerinden birisi ateşkes ilan edilip müzakerelere geçildiğinde savaşın terörist unsurlarla sürdürüleceğinin de belirtilmesidir. Yani Rusya da ABD’de de adlarını sayarak El Nusra ve IŞİD’le savaşmaya devam edecekler. Bu iki ülkenin desteklediği güçlerinde bu iki oluşumla savaşmaya devam edeceği anlamına geliyor. Öte yandan bu önemli diplomatik ilerlemenin olumlu havasında tam da gözden kaçan unsur ilerde (muhtemelen 2016 şubatı ile birlikte) en çok konuşulacak konular arasında yer alacak: Rusya’nın terörist listesi ile ABD’nin terörist listesi Nusra ve İŞİD dışındaki örgütler konusunda uyuşmuyor. Buna İran’ın, Türkiye’nin ve Suudilerin listeleri arasındaki farklılığı eklemeyi de unutmayalım.

Bu liste farklılığı müzakere masasına kimlerin oturacağını, bir geçiş sürecinde kimlerin etkili olacağını belirleyen ana unsur. Suudiler Nusra ve İŞİD dışında herkesi alma eğiliminde, Türkiye bu listeye PYD ve PKK’yi de ekleme isteğinden vaz geçmediği gibi Suudilerle birlikte Ahrar Al-Şam gibi selefi-cihadist örgütleri de liste dışında tutma gayretindeler. Rusya ise selefi grupların tamamını savaşılmaya devam edilecek örgütler listesinde varsayıyor.

Bu “ayrıntı”nın anlamı nedir?

Bu yol haritasının önümüzdeki dönem birkaç kez tadil edileceği anlamına geliyor. IŞİD’in kontrol edilemez varlığı, enerji güvenliği ve mülteci krizi nedeniyle diplomatik masa-görüşme süreci tümüyle ortadan kalmayacaktır ama öngörülen takvime bağlı bir ilerleme de fazla iyimserlik içerir.

Bu ayrıntının ikinci anlamı da Türkiye ve Suudi Arabistan gibi önemli iki taraf ülkenin Suriye’nin geleceğini şekillendirecek masada ellerini güçlendirmek için terör listelerini üst-paketlerle aşma cabasını hızlandırmak olmuştur. Yani Ahrar Al-Şam gibi örgütleri doğrudan masaya getiremiyorsanız onların içinde yer aldığı bir cephe örgütü kurarak terör listesini delersiniz!

Riyad ve Ankara terör listesini delecek formülü nasıl işletiyor?

Rusya’nın bölgeye gelmesi ve ABD ile belirli konularda prensip anlaşmalarının açıklanmasını takiben Türkiye-Katar-Suudi ittifakı yeni denkleme uygun bir cephe-koalisyon şekillendirmeye geçtiler. Bu üç ülkenin doğrudan eğitip donattığı yahut üzerinde nüfuz sahibi olduğu örgütler önce Gaziantep de ardından iki hafta önce Riyad’da bir araya getirilerek müzakere sürecine katılacak delegasyonu tanzim etmeye çalıştılar: Suriye Muhalif ve Devrimci Güçler Ulusal Koalisyonu (SMDK) ve Demokratik Değişim için Ulusal Koordinasyon Komitesi başta olmak üzere Akara-Doha-Riyad eksenin etkili olduğu unsurların meşruiyeti arttırılmaya çalışıldı. Suriye savaş sahasında ise bu siyasi oluşumların askeri kanatlarının içinde yer alan diğer askeri oluşumlar veya ve ya cepheler Rusya’nın terörist listesinde yer almaya devam ediyor. Ancak askeri örgüt isimlerine kilitlenmiş uluslararası kamuoyu için siyasi kanatların ismini kullanarak atılan bu adım, söz konusu cepheye seküler liberal aydınların ve işadamlarının eklenmesiyle belirli bir vizyon oluşturmayı başarıyor. Ardından yine Riyad’da 34 ülkenin isimlerinin altına yazıldığı terörizme karşı İslami koalisyon açılımını yaptı.

Bu 34 ülke arasında Suudi yardımları karşılığında her türlü açıklamaya imza verebilecek ve nüfusunun ancak 3 de biri Müslüman olan “İslam ülkeleri” de var. Mesela Fildişi Sahili gibi. Bu tür ülkeler ortalama 50 ile 250 milyon dolar arası bir yardım karşılığında tanınmayan bir ülkeyi tanıyabilir istenen koalisyona imza atarlar. Bunların sayısı 193 BM ülkesi içinde 20’ye yakındır ve 34 ülkeli Riyad “Teröre Karşı İslami Koalisyon” listesinde de yaklaşık 10 ülkeyi bulmaktadır. Bu olguyu ayrı bir yazı da ele alacağımızdan burada sadece değinerek devam edelim.

Dolayısıyla Riyad’da Doha ve Ankara desteğinde gerçekleşen toplantının başarılı makyaj çalışmalarına rağmen sahada somut savaş durumunda nasıl bir işe yarayacağı hayli belirsiz. Rusya askeri olarak Cerablus’a kadar olan bölgeyi alarak Lazkiye ve Rojava’yı sınır bölgeler haline getirip askeri operasyona öyle son vermeyi öngörüyor. Bu plan Rus Savunma Bakanı Şoygu’nun Rusya parlamenterlerine kapalı oturumda verdiği bilgiden hareketle ifade ediliyor ki Rusya’nın Eylül sonunda başlayıp kabaca 6 ay sürecek dediği hareketin gidişatı da bu bilgiyi teyit ediyor. Ancak bu Rusya (daha doğrusu karadaki müttefikleri için) hiç de kolay bir hedef değil.

Lazkiye ve Rojava’nın Kilis-Antep hattının altındaki 120 kmlik sınır bölgesini kapatacak askeri operasyonu maksimum iki ayda gerçekleştirmesi bugüne kadarki ilerleme hızına bakıldığında kolay görünmüyor ama Rusya sert ve sürpriz saldırıyı son bir aya saklamış görünüyor ki bunu hep birlikte göreceğiz.

Türkiye’nin Uçak düşürme sonrası Suriye’ye fiili hava operasyonu yapması yahut kara operasyonu seçeneği de hayli düşük bir olasılık durumuna inmiş durumunda.

Kürtlerin Suriye’de uluslararası statü kazanmasına kısa bir süre kaldı!

BM Güvenlik Konseyinin onayladığı (Ve aslında Viyana görüşmelerinden beridir belli olan) yeni yol haritası Suriye Kürtleri dolayısıyla PYD ve dolaysıyla PKK ve Türkiye Kürtlerinin siyasal süreçleri açısından olağanüstü büyük önem taşıyor. Bu nedenle de hem PKK hem de Hükümet aslında bu son dönemeç öncesi çok sert ve ağır bedelleri olan bir hesaplaşma içindedirler. Kaybetmeye başlayan tarafın adını yazmama sanırım gerek yok: Ara başlık yeterince açık olmalı.

Sıradaki büyük soru: IŞİD ile karada gerçekte kim mücadele edecek!

Eğer kimilerinin söylediği gibi IŞİD uluslararası bir piyon ise bu soruyu çöpe atalım. Yok ama kendi ajandası programı ve ideolojisi olan bağımsız bir örgüt ise –ki bizce öyledir- Batı’nın ve Rusya’nın İŞİD’i süpürme kararlılığını bu kez bir göz boyama olarak görmemek lazım. Çünkü İŞİD ne Suudi selefilere ya da Mısır’da İhvan’a karşı darbeyi destekleyen Selefilere benzer. 100 yıldır selefizmi besleyen İngiltere’yi ve 11 Eylül’e rağmen Taliban’la masaya oturmayı konuşan “Yeşil Kuşaklı” ABD’yi bu kez mecburen kararlı kılan konu IŞİD’in bizatihi kendisi.

IŞİD ile Suriye ve Irak’da mücadele etmesi muhtemel güçleri sayalım: Irak Ordusu, Iraklı Şii Milis Güçler, Peşmerge, Iraklı diğer Kürt Güçler, Suriye Ordusu, Hizbullah, PYD-PKK, Ankara-Doha-Riyad destekli muhalefet güçleri ve elbette Riyad-Doha-Ankara orduları ve NATO güçleri.

Bunlardan hangisinin hangi sıra ve oranda IŞID’in kontrol ettiği sahaya girecekleri bu örgütleri ya da oluşumları destekleyen ülke ya da ülkelerin başkentlerinde kitlesel kıyımlara hazırlıklı olma düzeyiyle de ilgilidir. Tıpkı daha bir dizi şeyle daha ilgili olduğu gibi. Bunların neler olduğunu bir sonraki yazının konusu olarak saptayarak IŞID sorununu bildik askeri yöntemlerle çözülemeyeceğini belirtelim. IŞID’in Musul Rakka hattından çıkarılmasında kimin nasıl bir rol üstleneceği sorusu bölgenin yeni haritasını ortaya çıkaracaktır.