Direnene bomba; direnmeyene kuru pasta, çay...

Suadiye’deki İnternet Kafe’de,  Ahmet Altan’ın  'İstanbul’un mahalleleri de top ateşine tutulmaya başladığında çok geç olacak' sözünü okudum.  Ahmet Altan “Güneydoğu'daki meydana gelen olayların daha da büyümesinden duyduğu endişeyi Haberdar'daki köşesinde böyle değerlendiriyordu. 

***

Diyarbakırlı bir dostum Sur’da, insanlara, yaşam alanlarına, tarihsel mirasa uygulanan şiddetin, kentsel dönüşüm ile ilgili olduğunu söylemişti.

Arkadaşımın sözünün üstünden çok geçmedi ki gazeteci Bedri Adanır “Sur'un Harap Edilmesinin Kentsel Dönüşüm'le Bir İlgisi Var mı?” diye mahcup bir soru sordu;

Bu hassas soruyu HDP Milletvekili Felaknas Başbakan Ahmet Davutoğlu’na sordu; “Sur İlçesi’ndeki çatışmaların kentsel dönüşüme zemin hazırlamakta mıdır?”

Daha gerisi de var; 2010’da, başlayan çalışmalarda, 330 yapı yıkılıyor, tepkilerin ardından yıkımlar duruyor. 2012’de ise Bakanlar Kurulu’nun kararıyla Sur riskli, 213’de rezerv konut alanı, Dicle Vadisi Rezerv yapı alanı ilan edildiler. 

Kenti döndürme kararının ardından Sur’da yaşananların bir sonucu olarak, Uygar Gültekin’in Güncel’de Haber’de “Sur’dan göç edenlerin sayısı 20 bini buldu” diyor.

Aslında sorunun yanıtı 2015’ Şubat ayında “T.C. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın Kentsel Dönüşüm Ve Diyarbakır- Alt Yapı ve Kentsel Dönüşüm Hizmetleri Şube Müdürlüğü” tarafından verilmiş. Denmiş ki, “Kentsel Dönüşüm Hizmetleri Uygulamaları Kapsamında riskli alanların ve rezerv alanlarının tesbiti süreci ve yaşanan sorunlar.”

Sur’da, kentsel dönüşüm iddiaları yükselmeye başlayınca, TOKİ Başkanı Mehmet Ergün Turan’dan itiraz geldi;  Burası toplu konut bölgesi olmayacak. Sur’a toplu konut yapılmaz, tarihi dokuya uygun binalar yapılır. O da 1-2 katlı olabilir.”  Turan, Sur’da binaların yıkılması yöntemine bir itirazı yok.. Gerçek “Sur’da yıkılan sivil mekanlar “onarılmayıp” bedelleri hak sahiplerine ödenerek kentsel dönüşüm kapsamında hızla yenilenecek” haberi ile veriliyor.

***

İnternet Kafe’den çıktım; Sur’da, Diyarbakır’da yaşananları, Altan’ın İstanbul’da Bombalanırsa” sözlerini düşünerek, Suadiye Caddelerinde yürümeye başladım. Yanından geçtiğim, yarısı yıkılmış, çok katlı bir binanın önünden geçerken, yıkılan, yerine hemen yükseliveren evleri düşündüm, iki yıldır Suadiye ve çevresindeki pastahanelerde apartman toplantıları yapılıyor, birbirlerini sadece apartman toplantılarında gören insanlar, kuru pasta yiyip, çay içerek, geleceklerini kuruyorlardı. Yıkıma hazırlanan bir evin sunta duvarında “Gerçek yaratıcılık yıkımla başlar” yazıyordu; Pablo Picasso söylemiş.

***

Oturduğumuz apartmana girerken, kapıda asılı duyuru dikkatimi çekti; “ÖNEMLİ DUYURU Olağan Genel Kurul Çağrısı. Kentsel Dönüşüm Konuları da ele alınacağından katılımınız önemle rica olunur.”

Ailem İstanbul’a 1970’de geldi. Bu 1965’de değiştirilen, İstanbul’da yapılaşmanın önünü açan kanun ile mümkün oldu. 25 Yıl oturduğumuz 16 daireli ev, 1990’da yıkıldı, 1992’de 17 katlı yeni apartmanımıza taşındık.  2016’da bu evde 24 yıldır oturuyor olacağız. Binamız yıkılacak. Bombaya filan gerek yok yani.  Sur’da ise binalar yıkılamıyor çünkü, insanlar direniyor. Sur bombalanıyor, İstanbul’da ise savaşa, bombaya gerek yok; Validebağ’da direnenlere TOMA ile, Kuzguncuk’da, sisteme uyanlar, uymayanlara keser sapı ile saldırdı. 

Belli ki, kuru pasta yiyip, çay içerek evin yıkımına onay vereceğiz. 

Direnene kurşun bomba, direnmeyene kuru pasta çay.