12 Şubat 2016 tarihinde Almanya/Münih’te yapılan toplantıların sonuçları açıklandı. Açıklamayı Rusya ve ABD dışişleri bakanı yaptı.

Açıklamada “Tarafların, bir hafta içerisinde ateşkes ilan edeceği, anlaşmaya IŞİD ve El Nusra gibi örgütlerin dahil olmadığı, IŞİD ve El Nusra’ya yönelik saldırıların devam edeceği” söylendi.

Bu açıklamaya göre Suriye’de bir hafta içerisinde ateşkes ilan edilecek. IŞİD ve El Nusra gibi örgütlerin dahil olmadığını göz önüne alırsak, tarafların İktidardaki Esat ve devlet güçleri ile muhalif ÖSO’nun olduğu anlaşılıyor.

Ateşkes konusunda anlaşmaya varıldığına göre Suriye’de kalan tek sorun, IŞİD ve El Nusra gibi kökten dinci terör örgütlerinin temizlenmesi ve 5 yıldır süren iç savaşın yarattığı yaraların sarılması. Evlerini terk etmek zorunda kalanların geri dönüşü, yıkılan kentlerin restorasyonu gibi çözülmesi gereken sorunlar da var.

Bizim asıl konumuz ise, ABD ve Rusya’nın öncülüğünde Suriye’deki savaşın bitirilmesi yönündeki çabalara rağmen Türkiye’nin Suudi Arabistan ve Katar ile birlikte Suriye’ye girmek istemesi.

Bir taraf Suriye’deki savaşın sonlandırılması için çabalar sarfedip sonuca çok yaklaşmışken ve açıklamalara göre bir hafta gibi kısa bir zamanda silahların susacağı ilan edilirken diğer tarafta Türkiye’nin Suriye’ye girme konusunda plan ve açıklamalarına devam etmesi oldukça garip bir sorun yaratıyor.

Ateşkesin bir hafta içerisinde ilan edileceğinin duyurusu Münih’te yapıldıktan bir gün sonra Dışişleri bakanlığı, Arabistan hava kuvvetlerinin İncirlik üssünü kullanabileceğini, bu üs kanalıyla Suriye’deki hedefleri vurabileceğini açıklıyordu. Ayrıca açıklamalarında üçlü koalisyonun birlikte kara hareketi planladığı da belirtilmekteydi.

Suriye’de 5 yıldır savaşan güçler ateşkes ilan etme durumuna gelmiş ve iç savaşı bitirme noktasındayken Türkiye’nin halâ Suriye’ye girmeyi, savaşa dahil olmayı düşünmesinin mantığı ne olabilir?

IŞİD ve El Nusra gibi örgütler hariç, savaşan tarafların ateşkes kararından sonra Suriye’ye girmeyi düşündüğünü ve planlamalarının bu yönde devam ettiğini açıklamanın tek mantığı, ateşkes kararına taraf olmayan, ateşkes kararının içinde olmayan IŞİD ve El Nusra gibi örgütlerin yanında olmak.

5 yıldır savaşan iki ana taraf, meşru devlet güçleri ile muhalif ÖSO ateşkes kararına varıyor. Bu kararı bir hafta içerisinde uygulamaya koyacaklarını ilan ediyor. Bir anlamda garantör unvanı taşıyan gözlemci/arabulucu durumundaki ABD ve Rusya bu kararı bizzat açıklıyor. Bu kararın içinde olmayanları “İŞİD ve El Nusra gibi örgütler” olarak tarif ediyor. Bunlara rağmen, savaşın devam etmesi anlamına gelen “Suriye’ye askeri güçle girme politikasına” devam ediyorsun!

Bunun mantıklı tek açıklaması, ateşkese taraf olmayanların tarafında yer, savaşın devam etmesini istemek, savaşanların yanında yer almaktır.

IŞİD ve benzeri örgütlerin temizlenmesi konusunda hemfikir olan 65 ülkenin hiç biri kara operasyonu konusunu gündeme getirmezken bunu Türkiye’nin sık sık dillendirmesi, kara operasyonuna Suudi Arabistan ile katılmayı istemesi, Suriye’ye ayak basmayı ve orada uzun süre kalmayı hedeflediğinin işaretidir.

Bunun da tek nedeni vardır, Rojava…

Suriye’de yaşayan Kürtlerin kendi aralarında birleşerek İŞİD katliamlarından korunmak ve kurtulmak için savaşarak bir güç haline gelmeleri ve Türkiye’nin taleplerine olumlu karşılık vermemeleri, Türkiye için sıkıntı olmuştu. Özellikle de son dönemde ABD’nin de desteği ile batıya doğru ilerleyip, Türkiye’nin kırmızı çizgisi olan Fırat’ı geçmesi endişe ile izlenmekteydi. Cızîre ve Kobanê kantonları birleşmiş, Efrîn kantonuyla birleşmesine az kalmıştı. Bu birleşme sağlandığında Türkiye’nin Suriye’ye giriş için istediği koridor kapanacaktı.

PYD eş başkanı Salih Müslim’in defalarca Türkiye’ye davet edilmesi, dışişleri ve MİT ile görüşmelerde bulunmasının temelinde yatan nedenler, PYD den istenenlerdi.

PYD’den istenenlerin kabul görmemiş olması, istemleri PYD’nin kabul etmemesi sonucu PYD, Türkiye tarafından “terörist” ilan edildi.  Uluslar arası alanda da “terörist” olarak kabul görmesi için çaba sarfetti ancak bu konuda başarılı olamadı.

Başta ABD olmak üzere hiçbir ülke PYD’yi “terörist” olarak görmedi.

ABD savunma bakanının son açıklamasında PYD konusunda şöyle söylenmişti;

"Açıkça Türkiye, ABD'nin iyi ve uzun süreli bir müttefikidir. Onlarla her konuda değil ama terörizmin her türlüsüne karşı olmada sadık bir şekilde aynı fikirdeyiz ve her zaman da öyle olduk. DAEŞ'i yenmek için Suriye'de ehil yerel güçlerle çalışıyoruz. Bunu yapmayı sürdüreceğiz. Fakat aynı zamanda Türkiye ile de yakın bir şekilde çalışmaya devam edeceğiz."

Bu açıklamada dikkati çeken iki husus var.

Açıklama, bir taraftan Türkiye’ye müttefik olma konusunun devam ettiğini incitmeden söylüyor diğer taraftan da PYD’nin “terörist” olarak görülmediği, İŞİD ile mücadelede yerel güçlerle birlikte çalışmanın Türkiye’nin itirazlarına rağmen devam edeceği vurgulanıyor.

Kısaca deniyor ki Türkiye, ne dersen de biz bildiğimiz gibi yaparız. Çıkarlarımız neyi gerektiriyorsa öyle davranırız. Çıkarların çakıştığı konularda birlikte davranırız ama şu an için çıkarlarımız çakışmıyor, çelişiyor.

Her şey çıkarlara bağlıdır.

PYD’ye karşı olmak demek İŞİD’den yana olmak demektir. PYD’ye sıkılan her kurşun İŞİD’e hizmet eder. Bunun başka türlü izahı yoktur/olamaz.

Önümüzdeki günlerde durum daha da netleşecek ve fotoğrafın büyük kısmını görebileceğiz.

Not: Yazı yazıldığı saattlerde (13.02.2016  saat 18.30) TSK, obüs ve havan toplarıyla, YPG’nin de içinde olduğu Demokratik Suriye Güçlerinin Azez’deki mevzilerini bombalamaktaydı.