Az çok dış haberleri takip edenlerin gördüğü gibi Amerikan basını günlerdir tek bir olaya yoğunlaşmış durumda: Başkanlık ön seçimleri. Bizde de 'başkanlık sistemi' tartışmalarının tüm hızıyla sürdüğü bir zamanda ABD'deki başkanlık seçimlerinin önemli bir parçasını oluşturan ön seçimlerin işleyişinin ortaya koyulması, en azından konuyla ilgili bir fikir vermesi açısından önemli. Baştan vurgulayalım: ABD'deki başkanlık sisteminin çok güçlü bir tarihsel ve idari kökeni var. Bu işleyişin bazı yönleri anayasa ve yasalarla belirlenmişken bazıları da zaman geçtikçe oluşan kendiliğinden süreçler. Bu yazı da yasal veya geleneksel 'kuralları' gerekli yerlerde ayıracak ama işleyişin ayrıntılarıyla tam bir portresini sunma amacını gütmeyecek.

İlk olarak bilinmesi gereken şey başkanlık ön seçimlerinin Amerikan siyasetindeki en etkili iki partinin başkanlık adaylarını belirlemek için yapıldığı. Yani nasıl iki partili sistem 'ABD anayasasında belirlendiği' için oluşmamışsa, bu ön seçimler de 'başkan adaylarının belirlenmesini düzenleyen federal (federal yerine ulusal da denebilir) bir yasa’ nedeniyle yapılmıyor. Yani eyaletler ön seçimlerin ve seçimlerin nasıl düzenlendiğini kendileri belirliyorlar. Başkan adayı olmanın tek yolu Demokrat ve Cumhuriyetçi partiden aday olmak değil, bağımsız aday olacak kişiler bu bir yıla yakın ön seçim sürecini atlayabiliyorlar. Hatta Trump'ın  Cumhuriyetçi parti elitlerini başkan adayı seçilmezse bağımsız başkan adayı olup oyları bölmekle tehdit ettiğini de belirtelim.

Ön seçimlerde ikinci önemli olan noktada bunların bütün ülke çapında aynı şekilde yapılmadığı. Gerek eyaletlere gerek daha yerel birimlere göre iki partinin bu seçimleri düzenleme yöntemleri değişiyor, seçimler, parti kurulları veya her ikisi de düzenlemeler arasında. Ön seçimlerde seçmenler aslında adaylara değil, adayları seçecek olan delegelere oy veriyorlar. Bu delegeler de gidip partilerin genel kurulunda adaylara oy veriyor. Hazır bahsetmişken şunu da ekleyelim, haberlerde Cumhuriyetçi Parti Genel Başkanı, Demokrat Parti Genel Başkanı gibi ifadelerin duyulmamasının sebebi bu iki partinin 'genel başkanlık' gibi bir makamının bulunmaması. İki parti için de iki mecliste ‘çoğunluk lideri’ ve ‘azınlık lideri’ makamları bulunmasına rağmen bunlar partilerin genel işleyişinin başında olan kişiler değiller. Ön seçimlerle seçilen başkan adayları ve seçilirlerse başkanları partilerinin doğal liderleri sayılıyor.

Ön seçimler yerel birimlerde ayrı zamanlarda yapıldığı için bütün sürecin tamamlanması yıl başından yaz dönemine kadar sürüyor. Tabi ön seçimler bu şekilde yapılınca ön seçimlerin ilk düzenlendiği yerel birimlerin seçimleri de adayla için önem kazanıyor. İçinde bulunduğumuz dönemde gelen 'Sanders kazandı' Hillary az farkla kaybetti' haberlerinin nedeni de bu. Adaylar belirlendikten sonra kendileriyle yarışa katılmak için bir 'başkan yardımcısı' belirleyecekler ve başkanlık seçimi kampanyalarına bu şekilde başlayacaklar. Bu senenin başkanlık seçimi kasım ayında yapılacak.

Son olarak tekrar vurgulamak gerekirse; ABD'de başkanlık sistemi köklü tarihsel ve idari süreçlerin karşılıklı etkileşimiyle oluşmuş karmaşık bir sistem. Ne sadece istediğini yapan bir başkandan oluşuyor ne de 'kuvvetler ayrılığını' hiçe sayıyor. Türkiye'ye uygun bir başkanlık sisteminin de yandaş gazetelerin 'tehdit' sütunlarında veya fiziksel şiddetle bastırılan sunucuların televizyon programlarında tartışılmasının  sistemi boş verip sadece 'başkanı' hazırladığı aşikar.