AKP’nin asgari ücret aldatmacasıyla birlikte sınıfın ekonomik koşullarında bir gerileme söz konusu oldu. Metal fırtınasından sonra işçi sınıfında ek zam talebi doğrultusunda bir hareketlilik yaşanıyor. Bu hareketliliğin yaşandığı en önemli illerden biri de Gaziantep. İlde şu ana kadar ek zam talebiyle gerçekleşen ve kazanımla sonuçlanan dört direniş gerçekleşti. Bunlar sırasıyla; Has Çuval, Nakpilsa, Naksan ve son olarak Güler çuval oldu. Bu direnişlerin kazanımla sonuçlanması diğer fabrikaları tetikleyecek gibi duruyor.

Naksan işçisinin direnişte söylediği, "Asgari ücrete zam geldi,ev sahibi kiraya 100 lira zam yaptı" sözü sınıfın ekonomik koşullarını gözler önüne seriyor.

Gaziantep sendikalaşma oranının en düşük olduğu illerden biri. Günlük mesai ile birlikte işçinin maaşı ortalama 1500 TL’yi geçmiyor. Gaziantep sermayesinin ekonomide atılım yapması, işçi sınıfının mesailerinin maaşa yansıtılmamış haliyle asgari ücretin altında bir maaşla çalışıyor oluşudur.

Has Çuval direnişi sırasında işçileri ikna etmeye çalışan patronun, "Son teklifim 1580 TL, daha fazlasına gücüm yetmez. Beğenen çalışsın beğenmeyen kapı dışarı" sözlerine karşı araya giren işçi, "Paran yoksa yeni makinaları nasıl aldın" demesi temel çelişkiyi gözler önüne seriyor.

Sermaye nasıl artı değerin daha fazla sömürülmesinin hesabını yapıyorsa işçi sınıfı da sermayenin mal varlıklarındaki hareketlenmeyi muhasebe altında tutuyor. Bunu kendi durumuyla ilişkilendirerek hesabını soruyor.

Bunları neden mi anlatıyorum. Bunlar tahmin edeceğimiz ekonomik sorunlar olabilir ama içselleştirebilmemiz için o direniş alanlarında olmamız şart.

İşçi sınıfının her ekonomik kaybı demokrasinin gerilemesine yol açıyor. Aldığı her kazanım sermayenin beline inen çekiç darbesi oluyor.  Özellikle herhangi bir örgütlülüğün bulunmadığı işçi direnişlerinde, alanda bulunmamız daha da büyük önem taşıyor.  İşçiler kazanım elde ettikten sonra her şeyi unutur düşüncesinde olmamalıyız. Alanda sınıf içerisinde politik ilişkiler geliştirmeliyiz. Bu alanlarda gençliği de görev düşüyor. Üniversite siyasetiyle birlikte gençlik işçi sınıfının arasında da olmalı. Direniş alanlarını kendine görev edinmeli. Dinamitin fitili olmak bunu gerektirir.

Sosyalistler direniş alanlarını her boş bıraktığında sınıfla olan bağını zayıflatmış oluyor. Çünkü o alanda sermayenin temsilcileri fellik fellik dolaşıyor. Bir yandan polis arabulucu oluyor, bir yandan patronun fabrika yönetimindeki çalışanları işçiye şu sözleri sıralıyor, "Bakın işinizden olursanız, üç ay işsiz dolaştığınızda karınızın gözüne nasıl bakacaksınız".  Lafa bakar mısınız, kavgada söylenmez bu laf.

Evet, kavga da söylenmeyecek laflar sınıf kavgasında söylenebiliyor. Sermayenin temsilcileri bu sözleri sarf ederken bizler de gece gündüz demeden işçilerle birlikte direniş alanında beklemeliyiz. Direniş alanında sınıfın çıkarlarını savunmalıyız.  İşçilerle kader birliği yapmalıyız. Direnişin bitmesi için siyaset yapanların karşısında sınıfın yanında saf tutmalıyız.