Aile ve sosyal politikalar bakanları birbirinden farksız olarak çocuklara ve kadınlara zararveriyorlar. Bazen ayrımcı  ve değersizleştirici beyanlar veriyorlar, bazen yasa dışı  önerilerde bulunuyorlar, bazen de geleneğimizde var diye toplumu geri götürecek  önerilerde bulunuyorlar.

 
Örneğin Bakan Kavaf  " Eşcinsellik hastalıktır." dedi ve insanlığın hak temelli geldiği noktayı göz ardı etti. Bakan İslam, cinsel istismar kınamak için "İdamla cezalandırmak gerekir dedi. Çağdaş yasaları reddetti.
 
Son olarak bakan  Ramazanoğlu verdiği beyanlarla toplumu ve toplumun hassasiyetlerini göz ardı etmiştir. Kah erken evlilikler 'Geleneğimizde var' demiştir kah  toplu tecavüze yönelik 'Bir kereden birşey olmaz' demiştir.
 
Bu iktidarın bakanlarının; özellikle Aile ve Sosyal Politikalar Bakanları; vicdana, ahlaki değerler, insan ve çocuk haklarına aykırı söylemlar hepimizi derinden etkilemekte çaresizlik duygusu yaratmaktadır. Oysa bakanlığın kapsamı dezavantajlı gruplarla çalıştığı için diline, söylemlerine geliştireceği politikalara ne kadar özen göstermelidir.
 
4+4+4 uygulaması ile 500 bine yakın çocuk "MAZERETSİZ OKULU TERK "etmiştir. Kız çocuklarının erken yaşta evliliğe, oğlan çocuklarının erkenden okulu bırakmalarına neden olmuştur.Çocuklarımız geleceği mechule yol almaktadır...
 
Bu talihsiz açıklamaları Türkiye Cumhuriyeti’nin bir bakanından beklemezdik. Çünkü bu cumhuriyetin eksiklikleri olmakla birlikte amacı, insan hakları ve evrensel değerleri önceleyen hukuk kuralları ile çalışmaktır. Öncelenen ilke, adalet tarihinde kalmış kısas hukuku değildir.
 
İyi niyetle düşünerek, herhangi bir vatandaştan öfkesine kapılarak zarar verici derinliği olmayan açıklamaları yapmasını anlayabiliriz.. Ama bir bakandan bekleyemeyiz.çünkü onların her  beyenları toplumu bazı karanlık güçlerine fırsat ve cesaret verir.
 
Cinsel istismar gizli kalan, açıklanamayan, açıklandıktan sonra da çok çetrefilli bir yol izleyen bir durumdur. Çoğu kez dışarıdan bilinmez, anlatılamaz, anlatılsa bile inandırıcı olamaz. Çocuklar solar ve toplumdan izole olur. Bu konuda çocukları güçlü kılmak çok önemlidir.
 
İnsan Hakları Sözleşmesinde, Çocuk Hakları Sözleşmesinde Çocuk Koruma Yasasında Ceza Yasası ve Medeni Kanunda bu suçu önleyici hükümler vardır. Ama yeterli olmadığı yaşanan vakalarla görülmüştür ki, 2007 yılında Lanzarote Adası’nda aynı isimle bir sözleşme imzalanmıştır. İşte bu sözleşmeyi Sayın Bakan İslam‘a hatırlatırım.
 
Eldeki veriler, her beş çocuktan birinin cinsel sömürü dâhil cinsel istismara maruz kaldığını göstermektedir. Çocukların hayatını örseleyen bu büyük sorunu ortadan kaldırmak için Türkiye’nin üyesi olduğu Avrupa Konseyi’ndeki ülkeler bir araya gelerek “Çocukların Cinsel Sömürü ve İstismara Karşı Korunması için Avrupa Konseyi Sözleşmesi”ni kabul etmişlerdir. Sözleşme 2010 yılında ülkemiz tarafından da onaylanmıştır. Türkiye’nin uygulama yükümlülüğü olan bu sözleşme, yeni bir yasal standart ve güvence getirmektedir ve devlet tarafından uygulanmak durumundadır.
 
Lanzarote Sözleşmesi, sözleşmeyi onaylayan her ülkenin cinsel şiddetin önlenmesi için çocuklara ve ailelerine bilgi sağlayarak onları güçlendirecek unsurları içeren bir kampanya yürütmesini öngörür. Ayrıca sözleşmeyi onaylayan her ülke, parlamento ve yerel yönetimlerini, sözleşmede belirtildiği gibi politika ve hizmet çözümleri geliştirmeye yönlendirmelidir.
 
Lanzarote Sözleşmesi ve bağlantılı olduğu iki Avrupa Konseyi Sözleşmesi, çocuğa karşı şiddetin önlenmesi, çocukların güçlendirilmesi ve korunması ve faillerin cezalandırılması için gerekli bütün önlemleri içermektedir.
 
Bir sivil toplum örgütü olan “Uluslararası Çocuk Merkezi (UÇM)” 2011 yılından bu yana Avrupa Konseyi ile yakın işbirliği içinde “Beşte Bir Kampanyası”nın Türkiye’de gerçekleştirilmesi için ön çalışmalar yapmıştır. UÇM, “Beşte Bir Kampanyası” materyalinin Türkçeye çevrilmesi ve uyarlanması için küçük çocuklu ailelerden oluşan bir odak grubu toplantısını gerçekleştirmiştir.                                                              
 
Kampanya’nın 3 ana odağı vardır. Bu odak kurumlar ve kendilerinden beklenenler aşağıdadır:
 
1. Politika yapıcılar:
 
Türkiye’deki yasaların Lanzarote Sözleşmesi ile uyumlu hale getirilmesine ve yürürlüğe konulmasına yardımcı olmak.
 
Avrupa Konseyinin aşağıda belirtilen bağlantılı iki sözleşmesinin onaylanmasına yardımcı olmak:
 
  Siber Suçlara dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi
 
  İnsan Ticaretine Karşı Eyleme dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi
 
2. Yerel yönetimler:
 
Avrupa Konseyi Yerel ve Bölgesel Yönetimler Kongresinin Türk üyelerinin kampanyaya dâhil olmasını kolaylaştırmak.
 
3. Küçük çocuklar ve aileleri:
 
Çocukları, ailelerini/bakıcılarını çocuğa karşı cinsel şiddetin önlenmesi ve rapor edilmesi konularında bilgi ve yöntemler ile donatmak ve bu konuda farkındalığı arttırmak.
 
Uluslararası Çocuk Merkezi tarafından yürütülen “Beşte Bir” projesinin yerel ayağı, Türkiye’de ilk olarak Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Meclis Salonu’nda 28 Kasım 2013 tarihinde gerçekleştirilen imza töreni ile Avrupa Konseyi Yerel ve Bölgesel Yönetimler Paktına imza atılarak tanıtım toplantılarıyla başlamıştır. Proje şu anda pek çok ilde de uygulanmaktadır.
 
Lanzarote Sözleşmesinin de dikkat çekeceğim birkaç özelliği ve önemi şunlardır:
 
Parlamentoda yasaların çocuğun yüksek yararını gözetmesi, farklı yasalardaki çocuk tanımının birbirine uyumlu hale getirilmesi ve uyuşmayan noktaların önlenmesi. Ayrıca aileye ulaşmak, aileyi güçlendirmek ve çocukları birey olarak güçlendirmek. Onaylamadığı durumlarda hayır demesini öğretmek ve bedeninin kendisine ait olduğu bilincini oluşturmak zorunludur.
 
Bütün bu fikirlerimin Sayın Aile ve  Sosyal  Politikalar Bakanını etkilemesi umudu ile.