Karaman’da Ensar Vakfı’nın yurtlarında 45 çocuğun cinsel istismara uğraması ve sonrasında yaşanan gelişmeler; vakfın iktidar, iktidara yakın medya ile diğer dernek ve vakıflar tarafından savunulması tartışmanın sadece “cinsel istismar ve taciz” ile sınırlı olmadığını da gösteriyor.

 

Birkaç açıklama ve gelişmeyi hatırlayalım.

 

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Sema Ramazanoğlu, Yaşlı Destek Programı Tanıtım Toplantısı’nda Ensar Vakfı’ndaki gelişmeyle ilgili olarak; “Buna bir kere rastlanmış olması hizmetleri ile ön plana çıkmış bir kurumumuzu karalamak için gerekçe olamaz” açıklaması yaptı.

 

Görüldüğü gibi mesele cinsel istismar değil vakfın korunması.

 

Yine Meclis’te MHP tarafından verilen cinsel istismarların araştırılması için komisyon kurulması önergesinin ilk gün AKP’lilerin oylarıyla reddedildi. Kamuoyundan gelen tepkiler üzerine önerge ertesi gün yeniden verilerek kabul edildi.

 

Aynı şekilde iktidara yakın medyada, yazarlarda görülen tartışmanın cinsel istismardan çok vakfın adının temize çıkarılarak korunmasına çekilmesini dikkatlice izlemek gerek.

 

İdeolojik tercihlerin yarattığı körlük

 

Bu örnekleri çoğaltmak mümkün.

 

Tüm bunlar bize gösteriyor ki, Ensar Vakfı özelinde AKP’ye yakın tüm dernek ve vakıflar iktidarın ideolojik sürekliliği açısından özel bir öneme sahip olduğunu gösteriyor.

 

Nedir bu önem?

 

Bu dernek ve vakıflar AKP için neden önemli?

 

Önemli çünkü, bu dernek ve vakıflar AKP iktidarının başlattığı toplumsal mühendisliğin ideolojik taşıyıcı araçları.

 

Erdoğan/AKP iktidar blokunun Arap Baharı’yla birlikte savrulduğu mezhepçi politika iç ve dış politikada yol açtığı sorunları biliyoruz. Ancak bu politika, ideolojik ve iradi bir tercih olduğu için yol açtığı tüm yıkıma rağmen vazgeçilmiş değil.

 

Dış politikada Suriye’de “Esad gitsin, bizimkiler gelsin” uğruna radikal İslamcı terör örgütleri ile girilen ilişkinin sonuçlarını görüyoruz, görmeye devam edeceğiz.

 

İç politikada AKP’liler dışında herkesin “öteki”, “hain” ilan edildiği, AKP’lilerin de“millet” olarak tanımlandığı tercih, toplumsal kutuplaşmayla sonuçlandı. Ancak bunun de iradi bir tercih olduğu açık.

 

AKP’lilerin “millet”, diğerlerinin “öteki”, “hain” ilan edildiği bu ideolojik tercih; temelde bir toplumsal mühendislik projesine dayanmaktadır.

 

AKP için bu dernek ve vakıflar neden önemli?

Bu toplumsal mühendislik projesinin temeli “eğitim”den geçiyor.

 

Eğitim alanında ilkokullara seçmeli olarak getirilen dersler, pek çok okulda “okul yöneticilerinin teşviki” ve kendiliğinden oluşan “mahalle baskısı” sonucu de facto zorunlu hale gelmiş durumdadır.

 

Bu projenin ikinci ayağı, toplumsal talep ve Türkiye’nin gelecek projeksiyonlarından bağımsız olarak ortaöğretim ve lisede yapılan değişiklik ile genel liselerin kapatılarak imam hatip okullarına ve imam hatip liselerine dönüştürülmesidir.  

 

Nihayet bu projenin üçüncü ayağı ise iktidara yakın olan dernek ve vakıflardır.

 

Bu dernek ve vakıflar, ilkokula kadar inen mezhepsel yönlendirmenin, mezhepsel müfredatın okul dışında ve sosyal alandaki tamamlayıcısıdır.

 

Bu dernek ve vakıfların açtıkları yurtların sistemim dışılığı ve yasaklılığından daha önemli olan bu yurtlardaki “destekleyici eğitim” müfredatlarıdır.

 

Devlet mallarıyla büyüyorlar

 

İlkokuldan başlayarak, iktidarın ideolojik taşıyıcısı haline getirilen imam hatip okulları ve imam hatip liselerindeki “dindar nesil” eğitimini tamamlayan da, bu dernek ve vakıfların yurtlarındaki eğitimdir.

 

Somut tartışmada Ensar Vakfı, genel olarak TURGEV başta olmak üzere iktidara eklemlenen dernek ve vakıfların, iktidar tarafından merkezi hükümetten yerel belediyelere kadar her düzeyde gördüğü teveccüh pek çok yerde “devlet mallarının bu vakıf ve derneklere gönüllü devri” ile resmi hale gelmektedir.

 

Onun için Karaman’da Ensar Vakfı’nın yurdunda gerçekleşen 45 çocuğun taciz edilmesi, başka illerde meydana gelen tacizleri “suçun şahsiliği” üzerinden bu dernek ve vakıflar temize çıkarılmaya çalışılıyor.

 

Kuşkusuz küçük çocukların cinsel istismarı çok önemlidir ve önlenmesi için her şey yapılmalıdır.

 

Ama onun kadar önemli olan bu dernek ve vakıfların ideolojik olarak üstlendikleri misyon ve hedeflerdir.

 

Türkiye için esas tehlike, bu misyon ve hedeflerin denetimsiz biçimde iktidar imkanlarıyla hayata geçirilme çabasıdır.