Suriye(hayali) tükendi, size Karabağ (savaşı) verelim!

Fransızcadan tercümesi bayağılaştırmak olsa da sadeleştirme yani sokağın anlayacağı dil demektir aslında vulgarizasyon(vulgarisation)… Çapraşık, karışık kavram veya konuları, sokağın anlayacağı dilde anlatılmasıdır kısaca… Yapmaya çalışacağımız da bu…

SSCB’nin yıkılışından sonra, dünyayı korkutarak, ona karşısilahlanmak gerektiği savıyla, sayesinde silah satılan öcü yani Sovyetizm yok olunca; yerine yenisini yaratmak gerekiyordu.

Böylece Sovyetizm’i yıkmak için, kullanılan karganın (kendisini bir zamanlar) besleyenlerin gözünü oyma arzusunu da kullanarak; suni bir İslam öcüsü yaratıldı ve Arap baharı…

Kuveyt, Irak, Libya, çevresindeki irili ufaklı Arap-İslam ülkeleri derken, güm diye toslandı duvara Suriye konusunda; oysa Suriye’den sonra sıra güya İran’a gelecekti…

Bırakın yüzyılların, köklü Pers medeniyetinin torunlarını, Suriye’yi bile Libya zannetmek, öcü yaratıcılarının en trajik komik sefil haliydi…

Petrol fiyatlarının yapay şekilde aşağı çekilip, Rusya ve İran’ı iktisadi olarak dize getirme gibi projelerinden hiç bahsetmiyoruz; o da başlı başına rezalet bir fasıldı çünkü…

Yeni öcü, sükût-u hayale uğratınca…
 
Sovyet öcüsünün yerine, yeni öcü yani İslami terör (!), Ortadoğu’yu denetim altına tutmak için bir perendeye ihtiyacı vardı, o da Sünni mezhebiydi…

İslam dinine mensup insanların, en azından böyle doğmuşlarınçoğunlukta olduğu ama kendilerini laik diye tanımlayan Türkiye Cumhuriyeti de bile-bile lades girdi bu oyuna…

Amacıma ulaşmak için, batının desteğini almak, içerde köklü bir iktidar oluşturmak, bunca yıldır olan hayallerimi gerçekleştirmek ve aynı zamanda muhtemel bir (Irak sonrası, ikinci ) Kürdistan’ıengellemek için kullandırırım kendimi; zamanı gelince de trenden ayrılırım diyordu...

Diyordu da…

Evdeki hesap çarşıya uymadı…

Suriye tahmin edilenden dişli çıktı…

Yeni öcünün (her zaman olduğu gibi) denetimden çıkarak, milleti korkutacağım derken, samimi ve hakiki İslam dininden olan insanların bile çok zor durumda bırakan, icraat ve görüntüleri,silahın geri tepmesine sebep oldu…

ABD zararın neresinden dönsem kârdır deyip, Esad’ı yok etmeprojesinden vazgeçti. Ama ABD’den (haddinden fazla) daha çok Esad Suriye’sini yok etme iştahında olan Türkiye, bu kez kaktüs gibi kaldı mı ortada?

Oysa siyasettir bu, şöyle / böyle zamanında geri adım atılmalı ve yanlışta ısrar edilmemeliydi.

Yeni öcü, sükût-u hayale uğratınca efendilerini, bundan böyle Ortadoğu’daki perende Sünni değil Şii dünyası olacaktı…

Tamam, İran’ın diplomatik başarısı, şusu-busu ama İran’a olan ambargoları kaldırma mutabakatının altında bu iradenin de olmadığını kim söyleyebilir…

Türkçesi, İran’ın uzun zamandan beri batı ile olan kopukluğa son buluyordu…

Dolayısıyla parametrelerin değişme zamanı gelmişti…

Erivan’da yaşayan gazeteci Aykan Sever, araştırmacı Sedat Yılmaz ve bölge uzmanlarından Alin Ozinyan’ın sözlerine kulak verdiğimizde, puzzle’ın tamamlandığını görüyoruz.

Cam villada oturan, komşu villayı taşlarsa...

Suriye'deki savaşın, neredeyse tüm kaybedenleri yani İsrail, Türkiye, Suudi Arabistan'ın da Karabağ savaşının alevlenmesinde rolü olduğu söylenebilir. Türkiye basınında şaşılası bir pişkinlikte (tüm dünyanın bildiği gerçeği ters yüz edilerek) önce Ermenistan başlattı denmesine rağmen; basına yansıtılmayan siyasi-diplomatik raporlarda % 100 şaşmazlıkla, Azerbaycan’ın bu savaşı başlattığı biliniyor. Tartışması yapılmaz da… Mevcut statükonun devam etmesinde Ermenistan’ın çıkarı vardı zaten; dolayısıyla durup dururken ateşkes halini aktif ateşe döndürmek, Ermenistan’ın hiç mi hiç çıkarına değildi…
 
Azerbaycan’ın bu saldırısını, MİNSK grubu üyesi olarak, salt Türkiye, Cumhurbaşkanı, Başbakanı ve Dışişleri Bakanı’nın defalarca üstelik beyanlarıyla, dünyanın şaşkın gözleri önünde, açıkça desteklediler… Uluslararası teamüllere tam aykırı bir davranıştı oysa bu…

Okuyucularımıza özet bilgi vermek amacıyla söyleyelim… Minsk Grubu, Karabağ sorunu için barışçıl bir çözüm bulmak amacıyla,1992 yılında Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı tarafından kurulmuştur. Bünyesinde de, ABD, Fransa ve Rusya eş başkan, Beyaz Rusya, Almanya, İtalya, Portekiz, Hollanda, İsveç, Finlandiya, Ermenistan, Azerbaycan ve Türkiye üye olarak yer almaktadırlar.

Dolayısıyla, Türkiye’nin bir de, tüm bunlar yetmiyormuş gibisonuna kadar Azerbaycan’ın yanında olacağını açıklaması, bir ülkenin, bir başka ülkenin iç işlerine açık-sarih-net-ayan-beyan şekilde karıştığının bir tescilidir bizce…

Her şey bir kenara, yarın, bir başka ülke veya ülkelerin deTürkiye’nin iç işlerine gövdeleri ile karışmasına, açık bir davetiyevermek ise; bu Türkiye’nin ulusal ve devlet çıkarlarına ne denli örtüşür, hayli düşündürücü bulmaktayız…

Bağımsız Devletler Topluluğu (BDT) Genelkurmay eski BaşkanıYevgeni Şaboşnikov’un Cam villada oturanın, komşu villanın camlarını taşlayamayacağına dair sözlerini bugün de hatırlamamak elde değil…

Mahmutpaşa nire, Karabağ nire?

Bu durumda, Mahmutpaşa’yı hatırlamak, bilmeyenlere de hatırlatmak isteriz…
 
Fatih ilçesine bağlı çok renkli bir ticari semttir Mahmutpaşa,İstanbul’da…

Adını, Fatih Sultan Mehmet Han’ımızın, ünlü sadrazamı Mahmut Paşa’dan almıştır… İstanbul’un en eski İslami dini yapısı olan külliye buradadır, zaten Mahmut Paşa tarafından inşa ettirilmiştir (1462) ve 265 dükkânı olan çok renkli bir çarşıdır. Özellikle giyim eşyası, manifatura ve iplik ve pardösü satılır…

Tezgâhtarlık mesleğinin adeta okuludur…

Kimler geçmemiştir ki bu okuldan…

Tezgâhtarlıktaki ilk kural müşteriye ‘yok!’ dememektir!

Neden mi anlatıyorum şimdi Mahmutpaşa’yı?

Anlatayım…

Daha doğrusu, yukarıda sözünü ettiğim bölge uzmanı Alin Hanım ilham verdi…

Bölgede Sünni bir egemenliğin önderi olacakken, perendenin Sünnilerden alınıp Şiilere verilmesi, içte kaotik durum, dışta malûm,  en iyisi dikkatleri başka yöne çekmekti; işte Karabağ da biçilmiş kaftan oluyordu bu amaç için Türkiye’ye…

Ama Azerbaycan için de öyleydi…

Petrol fiyatlarını indire-indire, başka elle tutulur (Suudi Arabistan gibi) üretimi olmadığı için, tarihinde ilk kez iktisadi ve ayrıca Panama belgeleri vs derken, ciddi sorunlar yaşarken, yine kurtuluş yolu savaş çıkarmaktı…

Böylece, her iki ülkenin bazı kadroları Suriye pantolonumuz yok ama size Karabağ gömleği verelim demeyi denediler…

Hatamız ve sevabımızla böyle görüyoruz…