Dağlar, dağcının memleketidir; Uzak, yüksek, ıslak, sıcak, havasız, dik yurtlardır dağlar. Dağcını özler, yurdunu, memleketini özler.Dağcı döner durur. Giuseppe Ungaretti’nin dediği gibi,

Hiçbir yerinde

yosun tutamam

dünyanın

“El değmemiş bir ülke aramaktayım”dır, dağcının hayatı.

YeşilYol’a Karşı Samistal’da 50 Gün kitabımın imza günü için Mersin’deydim. Mersin Dağcılık Kulübü MERDAK’dan, arkadaşım Hüseyin Tunç, beni tanıttığı konuşmasını sitemle bağladı; “İmza gününe katılım az oldu” dedi.

Bana göre ise katılım yeterliydi. Elbetteki,daha çok katılım olsa sevindirici olurdu ama benim işim azlaydı. “Eğer az sayıda insanın gözlerinin içine bakarak konuşabilirsem ve bir kişiyi bile direnişe katarsam benim için yeterlidir. Sitem etmeye bir hakkım varsa, onu da dağcıların geneline ederek kullanmak isterim” dedim.

Samistal-Yukarı Kavrun aşıtı, Kaçkar’ın iki görkemli vadileri Fırtına ve Hala’yı birbirine bağlar. 

Fırtına tarafından gelip Kaçkar zirvesine ulaşmak isteyen dağcılar, Sal Yaylası’ndan patikaya çıkıp Samistal’a ulaşır, At Koşumu’nu yürür, aşıtı geçip Yukarı Kavrun’a inerler.  Yüzyıllardır hayvanlara ait olan bu coğrafyada, insanlar ineklerin, boğaların, atların, katırların hakları olan otlakların, derelerin içinden, kenarından yürüyerek yaptıkları patikalardan ulaşım sağlarlar.

Dağcılar da kadimden gelen bu yollara, patikalara çıkıp, yürürler, tırmanırlar. Patikalar, aşıtlar dağcıları yurtlarına, memleketine götüren, insan yapımı eşsiz yollardır.

İşte benim sitemim tam da bu noktada başlıyor.

Geçen yıl Yeşil Yol ekskavatörü, Yukarı Kavrun’da ve Samistal’da durduruldu. Samistal’da elli gün süren bir direniş ile Yeşil Yol ekskavatörü geri gönderildi. Samistal Direnişine katılan ekskavatörün önüne yatan dağcılar da oldu, geçerken selfi yapan da, görmezden gelen  de, çadırını toplayıp giden de.

Sonuç olarak biz hepimiz Yeşil Yol’u durdurduk. O koca ekskavatörün gidişini keyif ile izledik. Yaylaları kara teslim edip, güven içinde, direnişimizi anlatmaya evlerimize, şehirlere döndük.  Yoldan geçeni çevirdik, dedik ki, biz Samistal’da ve Yukarı Kavrun’da ve Topluca’da Yeşil Yol’u durdurduk. 

Tanıdığımız, tanımadığımız dağcılara dedik ki “Ey dağcılar, memleketinin, yurdunun dağlarını, seni dağlara götüren patikalarını koca koca makinalarla delik deşik ediyorlar; senin yurdunu, dağlarını elinden alıyorlar. Bu sene sen eğer Kaçkarlar’a gelip de Yukarı Kavrun’dan Samistal’a uğramazsan sitemim olur.

İki neden var dağcıların Samistal’dan Yukarı Kavrun’a yürümeleri için.

Bir; eğer Yeşil Yol’u yapmayı denerlerse, karşılarında direniş bulacaklar. Dağcıların Samistal’da, Yukarı Kavrun’da olmalarına bir neden budur, direnişe omuz verebilirler.

İki; eğer bu sene Yeşil Yol’u yapmayı denemezlerse, o zaman da dağcılar Samistal’da Yeşil Yol’a karşı verilmiş, kazanılmış bir direnişin hikayesini dinlerler; Ayşe’nin, Emine’nin ekskavatörü görüp haber verişini, Gönül ablanın yerlerde sürüklenmek pahasına Yeşil Yol’a geçit vermeyişini, Havva Ana’nın eşsiz söylevini dinler, Fadik’in, Serkan’ın eşsiz zekasını, Memiş’in sabrını, Ahmet’in, Evrim’in süratini, Karadeniz İsyandadır’ın, Fırtına İnisiyatifi’nin yaratıcılığını görürler.

Dediğim gibi bu söylediklerime tanık olmazlarsa, dağcılara sitemimdir; Oğul, memleketini, yurdunu, patikanı, dağını alıyorlar; utanmaz mısın?