7 Haziran seçimleri yapılmıştı. AKP tek başına hükümet kurma olanağını yitirmişti. Saraydaki Zat’ın ağzını bıçak açmıyordu; üç gün sesi çıkmadı. Sonunda, “Bu seçim olmadı. Sil yeni baştan. Bir seçim daha yapılacak” hesabında karar kıldı. 

Hesap pek yalındı. 80 milletvekili çıkararak Meclis’te caydırıcı bir parlamenter güç oluşturan HDP’nin önü ne pahasına olursa olsun kesilmeliydi. 
Sonra?.. 
Sonra 1 Kasım seçimlerine sadece 20 gün kala, 10 Ekim 2015’te Ankara’da DİSK, KESK, TTB, TMMOB, HDP ve pek çok sivil toplum örgütünün katılımıyla Barış ve Demokrasi Mitingi düzenlendi. 
Düzenlendi ama miting yapılamadı. Miting alanına gitmek için Ankara Garı’nın önünde toplanan on binlerin arasında iki canlı bomba kendini patlattı. Cumhuriyet tarihinin en büyük cankırımı yaşandı. 102 yurttaş can verdi, yüzlerce ve yüzlercesi yaralandı. 
Cankırımından sadece altı gün sonra büyük Türk büyüğü Ahmet Davutoğlu konuştu: 
“... Terör örgütleri arasındaki işbirliği yapıldı ... Hepsinin, hem PKK hem de Türkiye’de bazı sansasyonel gelişmelerle ilişkili çevrelerle, Paralel Yapı içindeki bazı çevrelerle iltisak (işbirliği, bağlantı-ae) kuran yapılar var. Birileri Türkiye’de bir kokteyl terörü diyorum buna, hepsini karıştırarak bu işe kalkışıyor...” 
Bir hafta sonra, 22 Ekim’de en büyük Türk büyüğü Recep Tayyip Erdoğan konuştu: 
“Şurada, garın önünde bu yaşanan olay, terörün nasıl kolektif uygulandığını gösteren bir olaydır. Şimdi kalkıyorlar, ‘Burayı DAEŞ yaptı, bilmem kim yaptı’... Burada DAEŞ de var, PKK de var, Muhaberat da var, burada Suriye’nin kuzeyindeki PYD terör örgütü de var. Hepsi beraber ortak olarak bu eylemi planlamışlardır”. 
Eh, devletin istihbarat örgütlerinin dene timini elinde tutan biri büyük, öteki en büyük Türk büyüğünün herhalde bir bildikleri vardır ki bunları söylediler. 
Terör korkusu ülkeyi sardı; seçmeni ürküttü. Dahası bu bir “kokteyl terör”müş. IŞİD’le PKK el ele vermiş birlikte ölüm saçmış. 
Bir hafta sonra, 1 Kasım’da yeniden se çim yapıldı. Ürkütülmüş seçmenin bir bölümü HDP’ye verdiği oyları geri aldı. 
Sonuç: HDP 59 milletvekili ile yetindi; AKP bırakın tek başına hükümet kurmayı, neredeyse tek başına anayasayı değiştirebilecek kadar iskemle kazandı. 
Yani siyaset bezirgânlığının hünerbazlarının hesabı tuttu. Yalan üstüne kurulu bir kara propaganda işe yaradı. 
Daha sonra o cankırımının sorumlusunun tek başına, evet tek başına IŞİD olduğu gerçeği ortaya çıktığında atı alan Üsküdar’ı geçmişti...
 
*** 
 
Hepinizin neredeyse ezbere bildiği bu gerçekleri neden hatırlattım? 
Hiiiiç... 
Sadece dünkü Cumhuriyet’te, mesleğimizin yüz akı habercilerden, kapı yoldaşım Kemal Göktaş’ın bir haberi yayımlandı. Okuduysanız biliyorsunuz; atladıysanız bulun o haberi okuyun. Terörle Mücadele ve İstihbarat Daire Başkanlıkları’ndan gelen ve canlı bombanın adının bile belirtildiği istihbaratın gözardı edildiği inkâr kabul etmez bir açıklıkla ve sorumluların adları sıralanarak belirtiliyor. Üstelik haberin devamı da var. İnanılması güç bilgiler içeren devamını bugün ve yarın Cumhuriyet’te okuyabileceksiniz... 
Pekiiiiii... 
Ne demek istiyorum?.. 
Yine hiiiiiç... 
Sadece kafamda çengellenen bir soruya cevap bulamıyorum da ondan: 
Bu istihbaratı “Ankara Terörle Mücadele C Şubesi Müdürü”nün yani güvenlik bürokrasisinde neredeyse dış kapının mandalı bir memurun üstüne yıkmak mümkün mü? 
Hani o “kokteyl terör” saldırısının sonuçları 317 milletvekilliği getirdiydi de...