Her tecrübeli Türkiye yurttaşının bildiği kriterler vardır. Siyaset alanındaki kriterlerimizin başında genel ilkelerin sadece kendi durumunuza yarar getirdiği sürece savunulması gelir. Genel siyasi ilkelerin o anda size zarar vereceğini düşündüğünüzde görmezden gelinmesi, savunulmaması, bin dereden su getirilmesi Türkiye siyasetinde erdem olarak görülür.

Dokunulmazlık meselesini ele alalım

Meclis’teki tüm siyasi aktörlerin kendi var oluş şartlarıyla ilgili olduğu için yurttaşların temsilcileri olarak en dar biçimde yasama alanında herhangi bir siyasal kısıtlamayı, inanç ve düşünce özgürlüğüne yönelik engellemeyi kabul etmemeleri beklenir. Ancak tecrübeli TC yurttaşları için bu boş bir beklentidir.

İlk kural şudur: İlkeler çıkarlar için vardır.

Dokunulmazlık meselesinde de aynı durumu görüyoruz. En başta alışageldiğimiz gibi Tayyip Erdoğan olmak üzere iktidar partisi herkesin hukuk önünde hesap vermesi, kimsenin yasalar karşısında ayrıcalıklı olmaması gerektiğini söylüyorlar.

En çok duyduklarımızdan biri “Normal vatandaş yargılanıyor da milletvekilleri neden yargılanmasın” sorusu. Tartışmayı “normal vatandaş trafik cezası ödüyor da milletvekilleri neden trafik cezası ödemesin”e kadar getirdiler.

Peki, kim bu “normal vatandaş”?

Eğer, iktidardaki partiyle yakın ilişkileriniz yoksa, bir telefonla bürokratik işlerinizi hâlledemiyorsanız, kanunlara uygun yaşayan, “yırtamamış”, verginizi ödeyen, devletten ihale almamışsanız siz bir normal vatandaşsınız.

Size dokunuluyorsa zamanı gelince sizin temsilcilerinize de dokunulabilir. Peki, normal yurttaşlara ve temsilcilerine dokunulabiliyorsa, kime dokunulmuyor?

Tabii ki ayrıcalıklı olanlara.

Yani bürokrasiye, yüksek memurlara, Cumhurbaşkanı’na.

Bürokrasiye Dokunulmazlık Zırhı

İktidar partisi yeni bir yasa tasarısını geçirmeye hazırlanıyor. Milli Savunma Bakanlığı’nın hazırladığı tasarıya göre terörle mücadelede görev yapan askerlerin yargılanma usulleri değiştiriliyor.

Askerler, terörle mücadeleden kaynaklanan silah kullanma yetkisini aşma, işkence, kötü muamele gibi konularda suçlanmaları durumunda, Başbakan ve Milli Savunma Bakanı izin verdiğinde yargılanabilecekler.

Yani güvenlik bürokrasisine yeni bir dokunulmazlık zırhı veriliyor.

Ne zaman?

Tam da milletvekillerinin dokunulmazlıkları kaldırılırken.

Her geçen gün sivil siyaset alanı git gide daraltılırken.

Akademisyenler ve gazeteciler ifade özgürlüğünden yargılanırken.

Avrupa Parlamentosu Türkiye’nin demokratik hayatıyla ilgili tarihinin en ağır eleştirel raporunu yayınlarken.

Dokunulmazlık ve Darbeci Sisi

Hesap verilebilirliğin olmadığı, merkeziyetçi devlet anlayışının yönettiği, düşünce ve ifade özgürlüğünün kısıtlandığı ülkeler darbe ve yoksulluk sarkacı arasında gidip geliyorlar. Aslında AKP Türkiye’ye özgün bir girişimde bulunmuyor. Bu yolda giden Ortadoğu’da pek çok ülke var.

Sisi’nin yönetimindeki Mısır’da Parlamento 2016 başında yeni ‘terörle mücadele’ yasasını kabul etmişti. Yeni yasa ülkedeki ‘terör operasyonları’ ile ilgili hükümetin verdiği bilgilerle çelişen haber yapan gazetecilere de adli cezalar getirdi. Yeni yasayla güvenlik güçlerine ‘terörle mücadele operasyonları’nda yasal dokunulmazlık sağladı.

Sisi bu yasayı Müslüman Kardeşler’e karşı çıkarmıştı. Şöyle söyleyebiliriz; Ortadoğu’da sözkonusu Otoriterlikse gerisi teferruattır.

En Havalı Meslekler

Normal şartlar altında akademisyenlik ve gazetecilik zor mesleklerdir ama akademisyenlik tehlikeli değildir. Çağımızın bu döneminde ülkemizde de akademisyenlik ve gazeteciliğin tehlikeli meslekler olacağını çok genç yaşlarımda görememişim.

Akademisyenlik ve gazetecilik Türkiye’de en tehlikeli meslekler oldular. Meslek seçen gençlere önerim eğer macera seviyorsanız kariyer planlarınıza benim gibi akademisyenlik ve gazeteciliği eklemeyi unutmayın!