Ankara’da, Yaylaların Kardeşliği Platformu’nun düzenlediği, “Yaşam Alanıma Dokunma – Yeşil Yol’a Dur De” Sempozyumu’na katıldım; sempozyumu izledim, kitap standı açtım.

Cumartesi günü, İnşaat Mühendisleri Odası’nın Necati bey Caddesi’ndeki binasının kapısında sempozyum katılımcıları sohbet ediyordu. Bir elimde kitap kolisi, bir elimde bavulum, sırtımda çantam kapıya yöneldim. Kapıda bekleyip sigara içen gençlerden biri gülerek seslendi;

-Timur amca. Hayırlı işler!

-Oğlum,  sigara içeceğine elimdekileri alsan ya!

Kapının önünde duran, Karadeniz İsyandadır Platformu’ndan  Hatice, uzandı ve kapıyı açtı. Gülerek geçmemi sağladı. İçerde Yukarı Kavrun Yaylası’ndan dan Heva karşıladı, masaya götürdü, kaydımı yaptırdı, Samistal’i ziyaret eden ekoloji aktivisti  Özlem stand kurmama yardım etti.

Kitapları dizdim, Veli Sırt’ın resimlerinden küçük bir sergi yaptım ve siftah; pazarcı esnafı için ilk satış çok önemlidir. İlk satış esnafın sabah gerginliğini alır. Gerginlik ne kadar çabuk kalkarsa o kadar bereketli bir satış olur.

Çay, simit derken sempozyum başladı.  Karadeniz  Teknik Üniversitesi’nden Yardımcı Doçent Doktor Oğuz Kurdoğlu yerine  Volkan Bektaş konuştu.  Sabah mahmurluğumu, Dr. Yücel Çağlar’ın Karadenizlilik yoklamasında attım. Hoca izleyicilerin Karadeniz ile ilgisini sordu. Bütün salon el kaldırdı, ben kaldırmadım: çünkü ben Hemşin ülkesindenim.  Çağlar hoca “Halay çekmekle sınırlı mücadele yetmez” deyince, defterime not düştüm. “Zaten biz de ekskavatörün önünde horon oynadık. Gitti. Sonra gene geldi, gene horon çektik. Gitmeyince de ekskavatörün önüne yattık. Gidince de peşinden horona devam ettik.”

İkinci oturumdaki genel anlatımlarda, geçen hafta Çamlı Hemşin’de yapılan SİT Karşıtı eylemin izlerini görmeyi umdum ama olmadı. Bilindiği gibi,  SİT’e karşı, mezar kazacak yerleri kalmadığını söyleyerek eylem yapan bir grup Çamlı Hemşin’de tabutlu gösteri yapmıştı. Doğanın dalga geçtiği “aktivistler” in, yağmur sağanağa dönünce, tabutu Fırtına Deresi’ne atıp, terek altına kaçmaları gülüşmelere neden olmuştu.

Konuşmacılardan Çevre Mühendisleri Odası‘ndan Baran Bozoğlu ÇED sürecini anlattı. Aslında Yeşil Yolda Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) süreci yaşanmıyor. Çünkü yol ihaleleri 20 kilometrenin altında verilerek ÇED aşılıyor. Bozoğlu, adım atamayacağımız bir konuda konuşacağına, Yeşil Yol'un çevreye etkisi üzerinden konuşsaydı, direnişçi olarak daha çok yararlanırdım.

Basın Oturumu’nda Özer Akdemir konuştu;  Siyanür karşıtı mücadeleyi  anlattı. Sonraki konuşmacılar bol akıl verdiler, çevre haberi yapmanın sorunlarından bahsettiler. İMC televizyonundan Utku ise habercinin haberini yayınlamak için bir yolunu bulacağını hatırlattı. Utku’nun sözleri, 2800 metredeki Samistal Direnişini iki gün üst üste ülke manşetlerine taşırken gösterdiğimiz kolektif  çaba ve yaratıcılığı hatırlattı.  

Açıkcası Hukuki Mücadeleler Oturumunda, konuşmacılar, genel hukuk çevre mücadelelerini anlattılar. Yeşil Yol'un da bir hukuki süreci var. Yeşil Yol'a karşı mücadele ederken,  bir davada yürütmeyi durdurma kararı aldık ama bu karar işimize yaramadı. Çünkü yol inşaatının kabası tamamlandıktan sonra karar alındı.  İkinci davamızda yürütmeyi durdurma kararı alamadık ama biz Yeşil Yol ekskavatörünü gönderdik.  Bizim direnişimizin ardından, bütün Kaçkarları ilgilendiren Turizm Master Planını yürütmesi durduruldu. Biz Yeşil Yol'da direnmesek, bu kazanılmış davanın pratik bir sonucu olmayacaktı.

Günün son oturumunda konuşan Prof. Dr. Ali Osman Karababa, konuşmasında Savaş Emek’i anınca çok duygulandım. Sevgili yoldaşımın kitabının stantta benim kitabımın yanında durması bana huzur verdi.

Cumartesi günü oturumları bitince Sakarya Caddesi’ne kadar horonlu yürüyüş yapıldı. Kızılay’da da sempozyum horona döndü.

Pazar günü tek oturum ve ardından forum vardı. Maden Kaynakları ve Yeşil Yolu anlatan Maden Mühendisleri Odası’ndan Selim Altun, Artvin’den Samsun’a uzanan yaylaların altındaki maden rezervlerinin haritasını gösterdi. Toprağın altında maden vardı, üstünde ise yol; ama Altun’a göre madene ulaşmak için madencinin Yeşil Yol'a ihtiyacı yoktu. Bir de Altun’un sürdürülebilir madenciliğin, sürdürülebilir kalkınma ile mümkün olduğunu söylediğini not etmişim. Ayrıca da sürdürülebilir madencilik gelişmiş teknoloji ile mümkünmüş.

Ben her fırsatta gençler direnişcilere  öğütler verdim,  stantlar açıp, direnişlerini anlatan üretimlerini göstermelerini öğütledim. Böylelikle hem üretken olurlar hem de bağımsızlıklarını kanıtlarlar. Jeoloji Mühendisleri Odası’ndan Faruk İlgin, Samsunda kurulmuş bir derneğin Yeşil Yola karşı çıktığını, aynı derneğin Avrupa Birliği’nden destek aldığını söyledi. Fena halde kafam karıştı. Kuliste konuşmacıya sordum, Nasıl oluyor da, Yeşil Yol'a karşı olan bir sivil toplum kuruluşu Avrupa Birliği’nin desteklediği Yeşil Yol'a karşı çıkmayı becerebiliyordu? Kafa karışma sırası Faruk beye geçmişti.

Forum bölümünde dört bir yandan gelen katılımcılar direnişçiler mücadelelerini anlattılar. Hepsini dinledim, dersler aldım. Fakat bir konuşmacı vardı ki onun söylediklerini yüreğime, inancıma kazıdım. Hemşin Yaşam Derneği’nden ve Samistal  direnişinden yoldaşım Tuğba Yazıcı Yeşil Yola karşı öyle bir mücadele sözü verdi ki, iki gün boyunca konuşamadığım için içimi şişiren – sempozyumun formatı gereği dinleyiciler konuşamıyordu- sözcüklerimin bir anlamı kalmadı.  Gene de içimde kalması diye sempozyum notlarımı paylaşayım istedim.

Sempozyumun beş kadınına çok teşekkür ederim; bana kapı açan Karadeniz İsyandadır’dan Haticeye, kaydımı yapan Hevaya, standımı kuran Özlem’e, gurbette beni yalnız bırakmayan Validebağ’dan  Hatice’ye  Yeşil Yola karşı mücadele edebilmem için yol gösteren Tuğba Yazıcı’ya; mücadele kadınlarımızı başımızdan eksik etmesin.