Naziler, Kasım 1932 tarihinde girdikleri son serbest seçimlerde, Temmuz ayında, yani beş ay önce yapılan seçimlere göre %4 oy kaybederek, %33 oranında oy almışlardı. Cumhurbaşkanı Paul von Hindenburg, Hitler’i başbakan olarak atadı. Şansölye (başbakan) Hitler, diğer sağ partilerin desteğiyle kurduğu azınlık hükümetinin, büyük politik hayallerini gerçekleştirmesine imkân vermeyeceğini çok iyi biliyordu. Çünkü o, iktidar söz konusuysa “hepsini” istiyordu. Politik manevralarla, parlamentonun “tekrar seçim” kararı almasını sağladı, ancak “tekrar seçim”in, oyları düşüş gösteren şansölye Hitler’i “führer” / “başyüce” yapması olanaksızdı. “Bir şeyler” olmalıydı veya yapılmalıydı.

Hollandalı bir duvar ustası olan Marinus van der Lubbe’yi,  çok güçlü kuvvetli olması nedeniyle arkadaşları, o dönemde ünlü olan bir boksörün adı olan “Dempsey” diye çağırırlardı. Gözüpek, delidolu bir adamdı, hatta bir seferinde, katıldığı bir grev bastırılınca diğer grevcilerin cezalandırılmamaları koşuluyla tüm sorumluluğu üstlenmişti. Hollanda Komünist Partisi üyesi olan Lubbe, 1933 yılında Almanya’ya geçerek Nazilere karşı komünist direnişçilere katıldı. Bir gün, Komünist Parti’den olduklarını iddia eden bazı kişiler tarafından kendisine, Almanya’nın parlamento binasını yani Reichstag’ı yakma görevi verildi. Cesur, heyecanlı, atak Lubbe, 27 şubat 1933 gecesi Reichstag’ı bir ucundan tutuşturdu, ancak görgü tanıklarının ifadelerine göre aynı saatlerde işi sağlama almak isteyen başka bazı kişiler de Reishtag’ın başka köşelerini kundaklıyorlardı. Reischtag Yangını, Lubbe’nin politik kimliğinden ötürü, komünistler başta olmak üzere tüm muhaliflere yönelik bir cadı avının başlangıcı oldu. Berlin Polisi’ne göre Nazilerin yükselişini protesto etmek için Reichstag’ı yakan Lubbe, 1934 yılında Leipzig Hapishanesi’nin bahçesinde giyotinle idam edildi.

Reichstag’ı kimin /kimlerin yaktığı veya yaktırdığı bugüne kadar aydınlatılabilmiş değil. Parlamentoyu yakan/yaktıranların Naziler olduğuna inananların öne sürdükleri kanıtlar göz ardı edilemeyecek kadar önemli. Ancak bu yangın, Hitler’in führer olabilmek için, olmasını veya yapılmasını yana yakıla istediği “şey”di. Bu gün Rechtag’ı kimin yaktığı pek tartışılmıyor, en çok tartışılan, bu yangın kullanılarak Almanya’da faşizmin nasıl yerleşik bir rejim haline geldiği.

Reichstag’ın külleri soğumadan Hitler, yürürlükteki Weimer Anayasası’nı kaldırarak “Reichstag Yangını Kararnamesi” ile ülkeyi yönetmeye başladı. Almanya’da, yangından bir gün sonra 28 Şubat 1933’de, faşistleşme sürecinin geri dönüşsüz  ileri bir aşamasına geçildi yani faşist devlet inşasının çivileri hızla  çakılmaya başlandı. Alman halkının 1/3’inin oyunu alan ve burjuva parlamenter sistemde ancak bir azınlık veya koalisyon hükümeti kurabilecek gücü olan Nasyonel Sosyalist Parti, artık Almanya’nın tek partisiydi. Faşizmin inşasında önemli bir aşamanın geçildiğinin bir göstergesi olarak, Hitler’in yangının hemen ertesi günü yaptığı konuşmasından kısa bir bölümü alıntılamak yeterli:

“…Artık merhamet yok. Kim yolumuza çıkarsa kafasını uçuracağız. Alman halkı artık hoşgörü göstermemizi anlayışla karşılamaz. Her komünist eylemci nerede görülürse vurulacak. Komünist milletvekilleri daha bu gece asılmalı…”

 Reichstag, 15 Temmuzda bir kere daha Türkiye’de yakıldı.  AKP, burjuva parlamenter sistem zeminine inşa etmeye çalıştığı “olağanüstü” “yeni rejim”ini, serbest seçim, güçler ayrımı, denge-denetim mekanizmaları…  gibi zayıflatıcı, “Türk Tipi” olmayan Batı’lı etkilerden arındırmak için “kural dışı”na çıkma arayışındaydı.  Burjuva parlamenter zeminden daha dayanıklı, kökleri tarihimizden beslenen “binlerce yıl” yıkılmayacak “Türk tipi yeni rejim”inin inşasında, son birkaç çiviyi çakmakta zorlanıyordu, 15 Temmuz kanlı darbe girişimi ona bu imkânı altın tepside sundu. Kural dışına, bir başka deyişle burjuva parlamenter sistem dışına çıkarak yeni rejiminin son çivilerini çakmasının zemini artık hazır: “Reichstag yangını kararnamesi”  ile Führer’in yaptığı gibi “15 Temmuz darbe kararnamesi” ile kuraldışı olan pek çok şeyi, “darbe hukuku”na dayanarak kural haline getirmeye çalışacak.

Darbecilerin katlettiği sivillerin cenazelerinde taşınan bir pankartta, inşası hızlanacak olan “Türk Tipi Faşist devlet”in Türkçe adı konulmuştu: “Anadolu Merkezli Başyücelik Devleti” Bu nedenle Türkiye’de 15 Temmuz 2016’da Reichstag bir kere daha yandı.