Belli ki, OHAL koşullarında demokratik olmayan bir atmosferde, başkanlık rejiminin Erdoğan-Bahçeli ittifakınca dayatıldığı referandum Nisan ayında gerçekleşecektir.

15 Temmuz’dan beri her türlü hukuksuzluğun yaşandığı OHAL koşulları içinde gidilecek referandumun meşruluktan uzak olduğu aşikârdır.

Peki, OHAL yetkileriyle her türlü gösterinin yasaklanabildiği, parti başkanlarının, milletvekillerinin tutuklandığı, binlerce insanın yargısız olarak işten atıldığı anti-demokratik ortamı haklı olarak tespit edip, referandumun sonuçlarının şimdiden gayrı-meşru olacağını ilan ederek boykotu işaret etmek doğru mudur?

Toplum üzerinde tek adamın tahakkümünü gerçekleştirmek için referanduma sunulan anayasa değişikliğinin meşruluk taşıyıp taşımamasının, bu değişikliği dayatan Erdoğan-Bahçeli ittifakı için zerrece önemi yoktur.

Eğer, yaşam tarzının tehdit altında olduğunu haklı olarak hisseden kentli laik kesimlerin siyasi temsilcisi olan CHP, referandumun anti-demokratik koşullardan dolayı meşru olamayacağını ifade edip boykot kararı almış olsaydı bu durumda boykot anlam kazanabilirdi. O zaman anayasa değişikliğine karşı olan tüm siyasi güçler de bu tutumu destekler, kampanyayı sandığa gitmeme doğrultusunda örgütleyebilirlerdi.

Boykot doğrultusunda yürütülen kampanya halkın büyük çoğunluğunu sandığa gitmemeye ikna edebilir, başarılı da olabilirdi. Ancak bu başarıyla elde edilen düşük katılımla kabul edilmiş anayasa değişikliğinin, Erdoğan tarafından geri çekilmesine yol açmayacağının altını çizmek gerekiyor. Bu aşamada da Erdoğan’ı geri çekmeye zorlayacak tek yol boykota yönelen kitlelerin sokağa, direnişe geçmesidir.

Bir halk hareketini öngörmek durumunda olan boykot seçeneği için, birinci olarak, her ne kadar dipten gelen bir dalga mevcutsa da, şu anda kitle bilincinin bu yönelişi omuzlayacak seviyede olmadığı ortadadır. İkinci olarak anayasa değişikliğine hayır diyen kitlelerin çoğunluğunu temsil eden CHP kitlesel direnişe önderlik edecek yeteneğe sahip olmadığını Erdoğan’ın her hamlesine boyun eğerek göstermiş bulunuyor.

Dolayısıyla bu tespitler yapılmadan, referandumun evetle sonuçlanmasına az ölçüde de olsa katkıda bulunacak boykot tercihini dile dolamak, maksadı hilafına çabadan ibarettir.

Boykotla alakalı söz edilmesi gereken ikinci alansa Kürt halkının referandum karşısındaki tutumudur. Burada elbette, bölünme paranoyasını sürekli tahrik ederek Erdoğan’ın yoluna halı serenlerin, Kürt siyasetinin Erdoğan’la ittifak yaparak en azından boykotla başkanlığa destek olacakları çarpıtmalarından bahsetmiyoruz. HDP anayasa değişikliğine karşı olduğunu, hayır oyu kullanacağını ilan etti.

HDP’nin 7 Haziran’da ‘Seni başkan yaptırmayacağız’ kararlılığı sürüyor. Ancak iktidarın 7 Haziran öncesinden başlayarak Kürt şehirlerinde sürdürdüğü şiddet hem belirli bir yorgunluğa sebep oldu, hem de Türk siyasi partilerinin Kürt’e karşı hiçbir farklı politikası olmadığı zihinlerde belirdi. Bu ruh halinin referanduma ilgisizlik yaratma ihtimali söz konusudur.

Bu nedenlerden doğan ruh hali, kimi Kürtler tarafından dile getiriliyor. Referandumun kendi sorunları olmadığını, sandığa gitmeyeceklerini ifade ediyorlar. Bu yanlış tutum ezilenlerin kazanımlarının kendi mücadeleleri ile elde edilebileceğini, hakları muktedirin bahşetmediğini içselleştirememekten ileri geliyor. Bu ruh halinin aşılmasının imkânı da geçmiş tecrübesiyle donanmış Kürt siyasi hareketinin kendisidir.

Erdoğan-Bahçeli ittifakı tek adam iktidarını getirecek anayasa değişikliğinin ‘devrimci değişim’ olduğundan söz ediyor. Doğru anayasa değişikliği referandumda kabul edilirse bir değişim olacak ama onların ifade ettiklerinin önüne bir kelime ilave etmek gerekiyor, olacak olan ‘Karşı devrimci değişim’dir.

Şimdi yapılması gereken, her kim olursa olsun diktatör olanın sadece muhaliflerini ezmekle yetinmeyeceğini bir karadul gibi yakınındakilerini de yok edeceğini, hangi siyasi görüşten, hangi siyasi partiye oy veriyorlarsa versinler bütün halka bu gerçeği anlatarak, dikta/istibdat rejiminin önünü kesmektir.

Hali hazırdaki 12 Eylül damgalı anayasanın elbette değişmesi gereklidir, ama dikta anayasasına değil demokratik anayasaya doğru…